20. yılını kutlayan 10 albüm

Zaman Makinası|

1990’lar ilginç bir şekilde herkese sanki daha dün gibi gelen bir dönem. 1997’nin üstünden tam yirmi yıl geçtiğine inanmak güç. Milenyuma üç yıl kala yayımlanan ve bugün müzik sahnesinde varlığını hala hissettiren on albümü hatırlayalım istedik.

Be Here Now – Oasis

Belki 90’lardaki diğer işlerinin biraz gerisinde kalıyor ama Oasis’i anmadan 1997 yılını geçmek olmaz. İngiltere tarihinin en hızlı satış yapan albümü olarak tarihe geçmiş sonuçta Be Here Now. Definitely Maybe ve (What’s the Story) Morning Glory albümlerinin beklentileri arttırmasından sonra Noel Gallagher bir süre hiçbir şarkı yazamıyor.  Sonra ne yapıp edip kendini disipline ediyor ve ortaya D’You Know What I Mean, Stand By Me ve Don’t Go Away gibi şarkıların ön planda yer aldığı Be Here Now albümü çıkıyor.



Blood on the Dance floor: HIStory in the Mix
– Michael Jackson

Blood on the Dance floor: HIStory in the Mix Popun Kralı’nın en güçlü albümlerinden biri değil. Fakat şahane video kliplere sahip Blood on the Dance floor ve Ghosts şarkılarıyla onun neden kral olduğunu hatırlatıyor. İlkinde örgülü saçlarıyla kırmızılara bürünüp tutkuyla dans eden seksi bir Michael var. Ghosts ise Thriller’ın mirasını devam ettiren ürkütücülükte bir klibe ama oldukça kişisel sözlere sahip. Albümün genelinde remiksler dışında Michael ile özdeşleşen new jack swing tarzı baskın. Bağımlılık, seks ve paranoya temalarına değinen şarkılarıyla Michael bu albümde bize karanlık tarafını gösteriyor.



Blur
– Blur

90’lar boyunca bıkılmadan usanılmadan Oasis ile karşılaştırılan Blur aynı adlı albümüyle 1997’de zirvede olan isimlerin başında geliyor. Albüm olan Blur American sound’la Britpop’ın ötesine geçiyor. Lo-fi ve saykodelik elementlere sahip bir müzikle ve Damon Albarn’ın güçlü sözleriyle öne çıkıyor. Disortion’lı gitarlara sahip şarkılarıyla önceki yıllara göre daha agresif ve isyankâr bir Blur var karşımızda. İyi ki de var. Song 2 olmasaydı şimdi 90’lar partilerinde hangi şarkıyla zıplayacaktık?



Bridges to Babylon
– The Rolling Stones

Üretmekten ve konser vermekten asla ödün vermeyen, yıllara meydan okuyan grup Rolling Stones 1997 yılında da rahat durmuyor. Bridges to Babylon albümünü ve turnesini yaparak sevenlerini coşturan grup 1998’de Türkiye’ye bile uğruyor ve “keşke o zaman küçük olmasaydım” dedirtiyor bana. Sample’ların kullanıldığı R&B etkili albümün ağır topu Anybody Seen My Baby şarkısı Rolling Stones’un ’90’larda yaptığı en iyi işlerden. O zamanın pek tanınmayan oyuncusu Angelina Jolie’nin bir striptizciyi oynadığı klibi de başlı başına bir efsane.



Flaming Pie
– Paul McCartney

Paul McCartney ’90’ların ortasında ömürlük dostları Ringo Starr ve George Martin ile The Beatles’ın Anthology serisini kaydediyor. Kayıtlar sırasında Beatles günlerinden ilham alıyor ve retrospektif bir albüm olan Flaming Pie’ı yaratıyor. The Song We Were Singing’de grup arkadaşlarıyla takıldığı günleri yâd ediyor, Bob Kasırgası’ndan ilham alarak Blackbird tadında akustik Calico Skies’ı yazıyor ve Little Willow şarkısında Ringo Starr’ın o günlerde hayatını kaybeden ilk eşi Maureen Starkey Tigrett’i anıyor. İçten sözleriyle ve tatlı melodileriyle McCartney’nin en özel albümlerinden biri Flaming Pie.



Homework
– Daft Punk

İngiltere’de britpop ve alternatif rock altın devrini yaşayadursun 1997’de Daft Punk ikilisi dünyayı Fransız house müziğiyle tanıştırmakla meşgul. Enstrümental ve elektronik sound’lara bürünmüş olan Homework tam anlamıyla orijinal Daft Punk. İkiliyi 2013’teki Get Lucky şarkısıyla tanımış olanlar bu çıkış albümünü dinleyince “nereden nereye” diyeceklerdir. Albümün en dikkat çeken şarkıları tabii ki de Around the World ve Da Funk. Bu şarkıların sırasıyla Michael Gondry ve Spike Jonze tarafından çekilmiş ikonik kliplerini hatırlarsınız.



Homogenic
– Björk

Deneysel elektronik müziğin klasik yaylılarla buluşmasıyla ortaya melankolik ama bir o kadar renkli bir Björk albümü Homogenic çıkıyor. Albüm kapağının tasarımı ve Alarm Call video klibinin yönetimi o zamanlar Björk’ün yakın arkadaşı olan Alexander McQueen’e ait. Tuhaf ve samimi olduğu kadar güçlü ve bağımsız bir savaşçı konuşuyor bu albümde bizle. Açılış şarkısı Hunter’da İskandinav oluşuyla dalga geçerken Pluto’da çılgıncasına bağırıyor. Üzerinden yirmi yıl geçmiş olsa da zamansız bir albüm.



OK Computer
– Radiohead

Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümü The Beatles için neyse OK Computer da Radiohead için o. Creep şarkısıyla yakaladıları başarının ötesine geçemeyeceklerini düşünenlere tokat gibi bir cevap. Radiohead bu albümle britpop tavrına çağ atlatıyor ve progresif rock’ı hortlatırken alternatif rock sahnesinin kapılarını açıyor. OK Computer devrimsel, deneysel, ürkütücü ve ileri görüşlü. Fitter Happier’da konuşan Macintosh, adeta 2001: A Space Odyssey filmindeki HAL 9000. Daha fit, daha mutlu, daha üretken olma konusunda yaşam dersi veren robotik ses, “kafes içinde antibiyotikli bir domuz”a benzetiyor milenyum sonu insanını. Tanıdık geliyor mu?



Time Out of Mind – Bob Dylan

’90’lar boyunca sessizliğini koruyan Bob Dylan’ın geri döndüğü ve Grammy ödüllerini topladığı albüm bu. Dylan’ın Minnesota’daki çiftliğinde kaydedilen ve yapım aşaması bir hayli zor geçen Time Out Of Mind sanatçının otuzuncu albümü olma özelliğini de taşıyor. Albüm boyunca sık sık duyduğumuz org şarkılara bambaşka bir hava katıyor. Blues rock ve country tarzıyla özüne dönen Dylan bu albümde eskiyle yeniyi harmanlayıp kendine yakışır şekilde özgün bir sound yaratıyor. Rockabilly etkili Cold Irons Bound kulağa ne kadar taze geliyor değil mi? 



Urban Hymns
– The Verve

’90’ları egemenliği altına alan britpop tavrının en iyi örneklerinden. Hatta post-britpop bile diyebiliriz. The Drugs Don’t Work, Sonnet ve Lucky Man gibi şarkılar öne çıksa da birçok insanın The Verve grubuyla tanışmasına vesile olan Bittersweet Symphony albümün yıldızı. Grup bu şarkıda The Rolling Stones’un The Last Time şarkısının sample’ını kullanıyor ve davalık oluyor. Ne olursa olsun Bittersweet Symphony’nin akla bir kere girdi mi çıkmadığı ve insana pozitif enerji verdiği kesin. Ayrıca itiraf edelim, hepimiz bu şarkının klibindeki Richard Ashcroft gibi caddelerde kimseyi umursamaksızın yürümek istemişizdir.

Comments are closed.