-

2017’den en iyi 10 EP

Zaman Makinası|

Yılı arkamızda bırakmak için artık sadece günleri sayıyoruz. Bu son virajda tüm sene boyunca radarımıza giren kısaçalar çalışmalarına tekrar yoğunlaştık ve bizim açımızdan en iyi on EP’yi belirledik.

10 Nine Inch Nails – Add Violence

Temmuz’da gelen kısaçaları başarılı kılan dinamikler Nine Inch Nails’in yeni istikametinde bizleri neyin beklediğini merak ettiren detaylarda saklı. Birlikte oldukça başarılı işlere imza atan Trent Reznor ve Atticus Ross ikilisi zaman içerisinde değişen müzik dinleme alışkanlıklarından ilham alıyor. Alıştığımız albüm formatından uzaklaşıyor ve kendilerini daha iyi ortaya koyabileceklerine inandıkları üç kısaçalar ile karşımıza çıkma kararı alıyorlar. “EP üçlemesindeki nihai amacım yeni bir evren inşa etmek ve sonrasında bu evrenin bütününü kapsayan bir sound yaratmak.” diyor Trent Reznor. Serinin ikinci durağı Add Violence kuşkusuz kalburüstü bir çalışma. Add Violence toplamda on beş şarkının oluşturduğu konsept içerisinde kilit role sahip. Yirmi yedi dakikalık bu kısaçalar nihilizm, gerçekliğin kontrolümüz altında olmayışı ve dünyanın sonu gibi birçok temayı incelikle işleyerek yeni katmanlar ile tanıştırıyor bizi.

9 Amber Mark – 3.33 am

Adının karşılığını açık eden bir kayıt bu. Yirmi üç yaşındaki Amber Mark’ın şarkı sözlerinde gecenin karanlığını ve yaklaşmakta olan gün ışığını hissetmek hiç zor olmuyor. Mark vokal yönündeki gücü çok iyi kullanıyor. Sert, vurucu ve modern pop kanalında yer alırken farklı damarlara dönük. Müzisyeni benzer çizgilerin dışına çıkamayan klişe Amerikan pop tavrından başka bir yerde görmek için birçok etken var. 3.33 am’i ilk dinleyişte bu etkenleri bulmak kolay değil, ama dinlemeyi sürdürdükçe ve şarkıların güzergahında yol aldıkça derin çekim alanı meydana çıkıyor. Kusursuz değil, sadece görkemli bir çekim alanı. “Şarkıların üzerinde çalışırken aklımda sadece üzgün ve depresif bir kayıt yoktu. Dans ve sizi harekete davet eden ritimler de hayatın bir parçasıdır.” EP’yi böyle açıklıyor Mark. 3.33 am ileride çok büyük dalgalar yaratabilecek Amber Mark’ın ilk üst perde projesi.

8 Coldplay – Kaleidescope

Grubun son uzunçaları A Head Full of Dreams’in devamı niteliğinde Kaleidescope. İyimserliğin tüm şarkılara bulaştığını hissediyorsunuz. Yalnızlıktan ya da mültecilerin yaşadığı zorluklardan bahsetse de en sonunda o güneşi açtırıyor Coldplay. Aliens sıra dışı ritmi ve mültecileri uzaylılara benzeten zeki sözleriyle oldukça heyecan verici. “Liderinize söyleyin / Barış için geldik” sözlerini içeren şarkı Coldplay ile Brian Eno’yu tekrar bir araya getiriyor. Açılış All I Can Think About Is You’da günümüz kaosundan bir anlığına da olsa kaçıp sevdiği kişiyi düşünen ve kendini yalnız bir ayakkabıya benzeten romantik bir Chris Martin dinliyoruz. Şarkının yarısında giren piyano solosuyla ritim yükseliyor ve Coldplay’in uzun süreli hayranları hasret gideriyor. EP’yi kapatan Hypnotised tatlı piyano notalarıyla masalsı bir balad. Erken dönem Coldplay seslerinden izler taşıyan şarkı EP’yi bir ninni gibi kapatırken ekibin bundan sonra nereye gideceğini merak ettiriyor.

7 Mind Shifter – Horizon

İstanbul merkezli ekibin yeni EP’si Horizon’ı dinlediğiniz anda Berlin ya da Londra menşeli çiçeği burnunda bir grup keşfettiğinizi sanabilirsiniz. Orhan Yılmaz, Meriç Erseçgen ve Burak Gürpınar’dan oluşan üçlünün bir uzunçalar ve EP’den sonraki üçüncü işleri Horizon yerli alternatif sahnede üretilen benzer hatlı çalışmalara fazlasıyla yabancı tınlıyor. Burada ses veren toplam dört şarkıyla kendilerine bambaşka bir alan açıyorlar ve bu alanın içini özgün elektronik dokunuşlarla anlamlandırıyorlar. Mind Shifter’ın müziğinin en vurucu kısmı sözleri synthsizerlar ile yaratmaları. Sabit ritme heyecan veren synth melodilerinde kelimeler olmadan grubun sizle konuştuğunu ve bir hikayeyi paylaştığını hissedebiliyorsunuz. Bu son EP çerçevesinde önemli mekan ve festivallerde sahne almayı başardılar. Daha fazlasına ihtiyaç duydukları ise bir gerçek. Dinleyicisine ulaştıkça büyüyen ve müziğini güçlendirecek enerjiyi bulabilen ekiplerden Mind Shifter. Horizon onlar için çok önemli bir eşiğe karşılık geliyor olabilir.

6 Alice Glass – Alice Glass

Yaklaşık yirmi dakika süren altı şarkılık bu kısaçalar Glass’ın kendini en iyi ifade ettiği eseri oluyor. Açılışı Without Love ile yapıyoruz. Müzisyenin geçmiş dönemde üyesi olduğu Crystal Castles şarkılarının aksine Glass’ın vokallerini net bir açıdan duyabildiğimiz bir kayıt. Dinleyiciyi yakalayan melodisi ve prodüksiyonu ile dikkat çekmeyi başarıyor. Hemen ardından gelen Forgiveness de yine ilk parçanın getirdiği duyguları devam ettiriyor. Albüm ortasını dolduran Natural Selection, White Lies ve Blood Oath ise bunun gerçekten bir Alice Glass albümü olduğunu bize hatırlatıyor. Eski Crystal Castles’ın her zaman dikkat çeken bir sıra dışı tarafı vardı. İşte bu taraf Alice Glass sayesinde var oluyordu belki de. Çünkü bu solo EP’de deneysellik kapsamlı bir şekilde her noktaya hakim. Glass için bunun uzunçalar öncesi bir ısınma turu olduğunu belirtmek zor değil.

5 Al’York – Plastic Jungle

Ankara menşeli grup için henüz her şey çok yeni. Vokal-klavyede Alp, vokal-bas gitarda Gizem, vokal-gitarda Ediz ve vokal-davulda Renan’ın oluşturduğu Al’York geçtiğimiz yıl servis ettikleri ilk kısaçalar ile alternatif sahneye giriş yapmıştı. Beat Kuşağı şairlerinden Bob Kaufman’ın şiirinden ilham alıp isimlendirdikleri Plastic Jungle adlı ikinci EP’leri ise bu senenin içinde dijital mecralarda yerini aldı ve daha sonra plak formatıyla da tanıştı. İstanbul Hayyam Stüdyoları’nda kaydedilen söz konusu kısaçalar “Karmaşanın içindeki sakinlikten, düzensizliğin düzeninden ve şehirde kafese tıkılmış insanlardan” yola çıkıyor. Kayıt sürecinin tüm keşmekeşin merkezinde gerçekleşmesi bambaşka bir hissiyatı filizlendiriyor. Zira bu defa daha güçlü ve sesi daha yüksek çıkan bir Al’York karşılıyor bizi. Beslendikleri electronic wave, punk, blues ve net rock & roll tınılarını tüm maharetleriyle kendini bıktırmadan dinletebilecek kompozisyonlara dönüştürüyorlar.

4 Wild Beasts – Punk Drunk & Trembling

Hayden Thorpe, Ben Little, Chris Talbot ve Tom Fleming’den oluşan Wild Beasts’in veda hediyesi Punk Drunk and Trembling sadece üç şarkının ses verdiği tadımlık bir kayıt. Aynı adlı açılış şarkısını Last Night All My Dreams Came True izliyor, kapanışı ise Maze yapıyor. Çok sağlam bass yürüyüşleri ve kulakları dipten esir olan electronic wave dokunuşları ortaya tanık olması hayranlık veren sekanslar çıkarıyor. EP’nin tek olumsuz yanı sadece üç parçadan oluşmasıdır. Punk Drunk and Trembling grubun son iki stüdyo albümün çizgisinde seyrediyor. 2014 çıkışlı Present Tense ve özellikle 2016’da gelen final Wild Beasts uzunçaları Boy King grubun halihazırda devam eden turnesinin aktörü. Perdeyi kapattıkları yer orası. Bu yeni EP de Boy King kıyısına daha yakın bir sound ihtiva ediyor. Şalteri kapatırken güçlü Punk Drunk and Trembling‘i bize bırakıyorlar.

3 Kamasi Washington – Harmony of Difference

Otuz altı yaşındaki Washington kendi jazz dünyasını ve o ihtişamı Harmony of Difference kapsamında sergiliyor. Dünyaca ünlü saksafon üstadı henüz genç sayılabilecek yaşına rağmen çoktandır mevcut tavrın önde gelen isimleri arasında. Bu hiç kolay bir kariyer çizgisi değil ve omuzlardaki baskısının da aynı ölçüde büyük olduğunu belirtmek gerek. Ancak Kamasi Washington kendisinden artan beklentileri karşılamakta zorlanmıyor. Üstelik bunu yaparken müzikal yönünü olabildiğince sade tutup jazz dinamiklerine sonuna kadar sarılmayı sürdürüyor. Harmony of Difference otuz bir dakikalık bir kayıt. Listede altı şarkı var. Açılıştaki Desire’dan itibaren jazz köklerine tutunan kısaçaları adım adım ileriye taşıyan şarkılar Humility, Knowledge, Perspective, Integrity. Son sıradaki Truth ise başlı başına bir merkez. Neredeyse on dört dakikalık süresiye bir yıldız. Harmony of Difference’ın enerji dozu yüksek atmosferine kapılmamak, o dünyaya dahil olmamak imkansız. Yılın önde gelen çalışmalarından olduğuna hiç şüphe yok.

2 Reverie Falls on All – Stellar Stream

Burak Tamer ve Barkın Ergin ikilisi tarafından 2003 yılında kurulan İstanbullu deneysel müzik ekibi Reverie Falls on All’un yeni kısaçaları Stellar Stream oldukça güçlü. Grup üyeleri üretim aşamasında önceki çalışmalarında izledikleri yöntemi değiştiriyor. Parçaları sadece çalışmak üzere bir araya geldiklerinde dinliyor ve üzerinde değişiklik yapıyorlar. Bu kolektif ve enstantane metot albüme de sirayet ediyor. İkili on dört yılı aşkın bir süre boyunca birlikte üretmenin getirdiği birikimi ve farklı müzikal zeminleri harmanlama yeteneklerini birleştiriyor ve birbirinden besleniyor. Kısaçalar boyunca oldukça yoğun ritmik yapılar ve çağrışımsal elementler ilişiyor kulağınıza. Barkın Ergin albüme adını veren Stellar Stream’i “Eskiden galaksi olan ama çeşitli etkenler sonucu saçılmış yıldız kümelerinin başka bir galaksi çevresinde yörüngede olması” sözcükleriyle betimliyor. Tematik bir bakış açısıyla incelediğimizde Stellar Stream’in dinleyiciye sinematik bir deneyim sunduğunu belirtmek  yanlış olmayacaktır.

1 Eqho – Square One

Uyumlu bir bütün ortaya çıkarabilmek için herkes kendi özünden ve anlayışından bir tutam eklemek zorunda. Frekanslar eşleşirse her şey zahmetsizce yerli yerine oturacaktır. Synth rock dörtlüsü Eqho bu uyumu yakalayan en taze ekiplerden. Vokal ve electronic dokunuşlarda Başar Ünder, gitarda Berke Hatipoğlu, synthesizer başında İlke Hatipoğlu ve davulda Nedim Ruacan’ın yer aldığı Eqho debut kısaçaları Square One’da 2015 ve 2016 yılları arasında kaydettiği dokuz şarkılık demo çalışmasından dört parçayı öne sürüyor. Eqho soundunu “Bir déjà vu anı gibi karanlık ve güçlü. Fakat bir o kadar da çekici ve dinamik” sözcükleriyle betimliyor. Sahiden de öyle. Güçlü altyapıların üzerinin temiz ve derin vokallerle işlendiği bir albüm Square One. Karanlık elementlerin albüme yön veriyor olduğu gerçeği sizi yanıltmasın. Minimal dokunuşlar zaman zaman bir ışık hüzmesi yaratıp kalbinizin atışını hızlandırıyor ve aydınlığı merkeze alıyor. Kayıt ve prodüksiyon sürecinin bütün aşamalarında aktif bir şekilde rol alan dörtlünün soundunda analog, modüler synthesizer ve harici ekipmanlar ağırlıkta. Bu çeşitliliğe grup üyelerinin hayli yüksek enstrüman hakimiyeti eklendiğinde çekim gücü yüksek melodiler kaçınılmaz oluyor. Dinlerken kendinizi bir hikâyenin merkezinde bulabileceğiniz Enigma açılışta. Kısaçaların Türkçe sözlü tek parçası İstersen’in ardından içeriğin başrölü Sunshine So Bright geliyor. Yer yer yakalayabileceğiniz Depeche Mode tınıları şarkıyı mevcut konumunda sabitliyor. Karanlığı resmederek başlayan fakat sonrasında “Krallıklar yıkılacak” / Dünyayı değiştirebilirsin” dizeleriyle umut aşılayan Standing on the Edge vurucu sözleriyle siyahı ve beyazı tek merkezde yaşatıyor. Hissiyatı yoğun bu dört şarkının dördü de nakış gibi işlenmiş. Square One her anıyla üst perdeden ilerliyor.

Share

Comments are closed.


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/backtothesound/public_html/wp-includes/functions.php on line 3729