Anarşiste bir sigara verin

Portre|

Bob Dylan “Hayat kendini bulmak ya da bir şey bulmakla ilgili değil. Hayat, kendini yaratmaktan ibaret” diyor ve bu sözün hakkını da veriyor. Burada onun yükselişe geçtiği ve kariyerini belirleyen 1961 – 1975 arası döneme odaklanıyoruz hep birlikte. (Yazı: Yazın Kaçan)

Vietnam Savaşı, dünyayı etkisi altına almaya başlayan The Beatles çılgınlığı, Kennedy, Malcolm X, Martin Luther King suikastları, ‘Hippie’ terimi ve yaşam kültürünün oluşması, Rolling Stone dergisinin ilk sayısının yayımlanması, siyahilerin haklarını savunan Black Panther’in kurulması gibi hem dünya hem de bir ülke için birbirinden önemli kırılma noktalarından oluşan ve tarihi şekillendiren 60’lar; üç gün süren efsanevi Woodstock festivali ve insanoğlunun Ay’a ayak basmasıyla sonlanmıştı. Yaşanan tüm bu olayların yeni neslin düşünce yapısına etkisi ve bir ‘uyanış’ın başlamasına ön ayak olması; hayatın her alanında olduğu gibi sanatçıları da etkilemişti. 60’lar, efsanevi onlarca hikayenin yaşandığı zamanlardı. Yıllarca kendilerine dayatılan ve sınırları keskin çizgilerle belirlenmiş bir ‘rüya’dan uyanmaya başlayan bu nesil kendi kahramanlarını oluşturmaya başlayacaktı. Robert Allen Zimmerman, hepimizin bildiği ismiyle Bob Dylan; bu kahramanların en değerlisiydi.

Kariyerine onlarca albüm, bir resim sergisi, filmler, kendisi hakkında yapılmış onlarca belgesel, kitaplar, Grammy, Oscar ve Golden Globe ödülleriyle birlikte 2016 yılında da Nobel Edebiyat Ödülü ekleyen Bob Dylan’ın bırakın hayatı kariyeri bile bir yazıya sığdırılması pek mümkün olmayacak kadar etkileyici ve dolu. 

Bob Dylan 24 Mayıs ’41 tarihinde Duluth, Minnesota’da dünyaya geliyor. Altı yaşındayken taşındıkları Hibbings’te bilindiği kadarıyla kendi kendine piyano ve gitar çalmayı öğreniyor. Hayatı boyunca gizliliğini korumayı efsanevi ölçüde başarmış ender süper starlardan biri olan Dylan adını duyurmaya başladığı ilk yıllardan itibaren röportajlarında gerçekleri çarptırmasıyla biliniyor. Örneğin bir röportajında çocukluğunda altı yıl boyunca gezgin bir sirkte çalıştığını söylüyor ancak bu bilgi asla doğrulanamıyor. Birçok müzisyenin hayat hikayesinden tanıdık gelecek şekilde lisede kendi gruplarını kurmaya ve lokal mekanlarda şarkılarını söylemeye başlıyor. Minnesota Üniversitesi’nde okuduğu yıllarda sahneye çıkarken Bob Dillon ismini kullanmaya başlıyor ve 1962 yılında da resmi olarak adını Bob Dylan olarak değiştiriyor.

Üniversite eğitimini yarıda bırakarak New York’a taşınan Dylan 1961 yılında Columbia Records’la anlaşıyor ve 1962 yılında kendisiyle aynı ismi taşıyan ve sadece iki orijinal Dylan parçası içeren ilk albümünü yayımlıyor. Bu albüm Dylan’ın kariyerinde listelerde kendine yer bulamayan tek uzunçalar. 1963’te sanatçının en bilinen parçalarından olan Blowin’ in the Wind ve A Hard Rain’s A-Gonna Fall şarkılarını içeren The Freewheelin’ Bob Dylan albümü yayınlanıyor.  Albüm, kapağında o dönemki sevgilisi Suze Rotolo’yla bir fotoğrafının kullanılmasıyla da ünlü. 1961 – 64 yılları arasında Dylan’la birlikte olan ve politik görüşleriyle sanatçıyı etkilediği de bilinen Rotolo aynı zamanda Don’t Think Twice It’s Alright şarkısının da yazıldığı kişi.

Bob Dylan’ı ilk kez 1963’te izleme şansı bulan Newport Folk Festival izleyicisi, çekingen tavırlarıyla sahnede yerini alan ve gitarıyla mızıkasını saymazsak tek başına All I Really Want to Do şarkısını söylemeye başlayan bu genç adama önce dikkat kesiliyor, bir süre sonra folk müziğin süper starı Joan Baez’in sahnede kendisine eşlik etmesiyle de bir nevi aralarına kabul ediyor.

Dylan’ın 1964 yılında yayımlanan üçüncü albümü,  otuz sekiz stüdyo albüm yayımlayacağı kariyerindeki belki de en önemli çalışma: The Times They Are A-Changin’. Bu albümle birlikte ismi, daha sonra kendini yeniden yaratmak istemesine neden olacak protest müzik ile eşleşiyor. Albüme de adını veren şarkı “Gelin, toplanın insanlar” diye başlıyor. İnsanın varoluşundan beri toplulukların, toplumların ve kültürlerin oluşmasını sağlayan en önemli şeylerden biri olan hikaye anlatıcılığının son yüzyıldaki en büyük temsilcilerinden olan Bob Dylan’ın kimileri tarafından Şaman olarak adlandırılması (kendisi bundan hiç hoşlanmasa da) ve konserlerinin de bir ayin gibi görülmeye başlaması da bu tarihlere denk düşüyor.

Sahnesinde birçok kez yer vererek Bob Dylan’ın geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlayan, folk müziğin en başarılı isimlerinden Joan Baez’le iki yıl sürdüğü tahmin edilen bir birliktelik yaşamaya başlıyorlar. Etkileyici düetler ve unutulmaz şarkıların ortaya çıkmasını sağlayan bu birliktelik, Bob Dylan’ın Birleşik Devletler dışında büyük bir yıldıza dönüştüğünün bir nevi kanıtı olan ve Büyük İngiltere Turu olarak adlandırılan, Baez’in de Dylan’a eşlik ettiği ancak Dylan’ın sahnesine hiç davet edilmediği turne sonrası birçok kaynağın belirttiğine göre Dylan tarafından ve acımasızca sonlandırılıyor.

Bob Dylan’ın İngiltere turnesini takip eden ve 1967 tarihinde yayımlanan Don’t Look Back belgeselinde havalimanında çığlıklar atan bir hayran kitlesiyle birlikte kalabalık bir muhabir grubu tarafından karşılanıyor. Hakkında “Günde seksen tane sigara içiyor” yazılan Dylan’ın etrafındakilere ilk sorusu “Burada sigara içebiliyor muyuz?” oluyor. Kendisine yöneltilen ilk soru ise şu: “Buraya en son iki yıl önce gelmiştiniz ama bu kadar popüler değildiniz. Ne değişti?” Dylan gülümseyerek cevaplıyor: “Hiçbir fikrim yok. Daha önce yaptığımın aynısını yapıyorum.” Tüm biletleri hızla tükenen konserler, otel ve kulis kapısında bekleyen, kendini arabasının önüne atan hayranlar, Dylan’ı gördüğünde ağlamaya başlayan kızlar herkesin fark etmeye başladığı bir şeyi kesinleştiriyor: Dylan gerçek bir yıldız ve parlamaya daha yeni başlıyor.

İngiltere’de, bir sanatçının rüştünü ispatlamasının göstergesi olarak kabul eden Royal Albert Hall’da da biletlerinin tamamen satıldığı bir konser veriyor. Sahnede seyircisiyle şarkılarının sözlerini değiştirerek adeta sohbet eden ve ağzından çıkacak her kelimeye dikkat kesilmiş kalabalığı bir anda kahkahalara boğmayı başaran bu adam röportajlar sırasında muhabirlerin işini asla kolaylaştırmıyor. Turne bittiğinde ve ülkesine dönme zamanı geldiğinde kendisine anarşist denmeye başladığını öğreniyor menajerinden. Cevabı “Hey! Anarşiste bir sigara verin” oluyor.

1965 Dylan’ın kariyerinde birçok değişimin yaşandığı bir yıl. İngiltere turnesinden döndükten sonra yazdığı Like a Rolling Stone’un yayımlanmasından beş gün sonra Bob Dylan, Newport Folk Festivali’nde tekrar sahne alıyor. Dylan sahneye, festival organizatörlerine dahi önceden haber vermeden elinde elektro gitar ve arkasında bir grupla birlikte çıkıyor. Müzik tarihine “Bob Dylan’ın Elektrikli Gecesi” olarak geçen bu performans, sanatçıyı sahiplenen ve muhafazakar bir tavırla değişmesini istemeyen Newport Folk Festivali izleyici tarafından zaman zaman Dylan’ın sesini bastıracak kadar güçlü yuhalamalarla karşılanıyor ve kariyerinde bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Bob Dylan kariyeri boyunca özel hayatını, aslında nasıl biri olduğunu paylaşmak konusunda hiçbir zaman cömert davranmıyor ancak 1966 yılında o dönemki eşi Sara Lowndes’le birlikte geçirdiği ağır bir motorsiklet kazası sonrası kendini bir süre evine ve yeni ailesine adayarak halkın gözünün önünden neredeyse tamamen çekiliyor. Bir sonraki turnesine çıkması sekiz yıl sürüyor. Bu sekiz yılda sadece dört kez canlı performans sergiliyor.

1974’te The Band ile tekrar turneye çıkan Dylan, 1975’te Rolling Thunder Revue turnesini başlatıyor. Joan Baez, Allen Ginsberg, Jack Elliott, Bob Neuwith, Joni Mitchel gibi şair ve müzisyenlerin Bob Dylan önderliğinde bir araya geldiği bu turne dönemin ruhuna uygun şekilde hepsi için özgürleştirici bir deneyim haline dönüşüyor. Zamanın bu büyük sanatçıları, o dönemin seyyah ozanlarına dönüşüp onlarca şehir gezerek küçük mekanlarda sahne alıyor ve Bob Dylan’ın deyimiyle İtalyan Commedia Dell’ Arte geleneğinin müzikal anlamda bir örneğini sergiliyorlar. Geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayınlanan Martin Scorsese imzalı Rolling Thunder Revue: A Bob Dylan Story by Martin Scorsese de bu döneme odaklanıyor. 1970’ler, eşsiz bir turne, her biri milyonları etkilemiş sanatçılar ve tabii ki Bob Dylan’la ilgili daha çok bilgi almak isteyenlere bu yarı kurgu belgeseli izlemelerini öneriyorum.

Elli sekiz yıllık kariyeri boyunca üretmeye hep devam eden Bob Dylan’ı anlamaya çalışmak, bir dönemi anlamaya çalışmakla eşdeğer. Joan Baez’in eşi benzeri görülmemiş bir karizmaya sahip olduğunu söylediği, Johnny Cash’in çağımızın en önemli söz yazarı olarak gördüğü Bob Dylan’la ilgili en güzel özeti belki de Bruce Springsteen yapıyor: Elvis bedenleri özgürleştirdi, Bob ise akılları.

Comments are closed.