Audioslave – Out of Exile

Yıl 2002. Chris Cornell, Tom Morello, Brad Wilk ve Tim Commerford birlikteliğinden Audioslave adlı süpergrup doğuyor ve bu süpergrup takvimler 2005’i gösterirken harika bir albüm yayımlıyor. O albümün adı Out of Exile.

Soundgarden ve Rage Against the Machine’in dağılma sürecinin ardından temelleri atılan oluşum etkisini hiçbir zaman kaybetmeyecek aynı adlı uzunçalarıyla dinleyicilere yepyeni bir kapı araladı. Audioslave, ilk albümünde Like a Stone  ve Show Me How to Live gibi birçok hite imza atsa da sound açısından iki arada kalmışlığı gözlemlemek güç değildi. Bir tarafta grunge’ın mihenk taşı Soundgarden diğer tarafta ise politik söylemlerden beslenen rap-metal soundlu RATM varken zahmetsizce ortak bir sound yakalamalarını beklemek ütopik olurdu. 2005 yılında dinleyiciyle buluşan ikinci stüdyo albümleri Out of Exile bu hedefi tam ortasından yakalıyor. Grubun davulcusu Brad Wilk “İlk albümümüzde iki büyük tarih yan yanaydı ve insanlar Audioslave’i bir grup olarak göremiyordu. Artık hem sound açısından hem de kim olduğumuz konusunda belirli bir noktaya ulaştık. Şarkılarımızı dinlerken ‘Evet, işte bizim soundumuz bu’ diyebiliyorum.” demeciyle bir nevi Out of Exile’ın bize kattıklarını da özetliyor. Agresif ve yüksek enerjili yapısını Tom Morello’nun rifflerinden alan Your Time Has Come’la başlıyor albüm. Out of Exile da aynı tempoda yalnızlık teması üzerinden ilerliyor. Ardından her düştüğünüzde sizi kaldırabilecek güçteki Be Yourself’i işitiyorsunuz. Nispeten daha sakin yapılı ve farklı Doesn’t Remind Me’ye sıra geldiğinde Audioslave’in artık kendini bulduğunu anlayabiliyorsunuz. Led Zeppelin esintili The Worm ve Man or Animal uzunçaların ağır topları. Sözleri sayesinde ayakları yere basan Yesterday to Tomorrow’u nakaratıyla ve düzenlemesiyle bağımlılık yaratan Dandelion takip ediyor. Kapanış şarkısı The Curse dinledikçe içinize işleyecek dinamiklere sahip. Out of Exile’ın eksiklerine elbette göz yumamayız fakat Audioslave’in müziğini tanımlayan ve olgunlaştıran en temel albüm olduğunun altını çizmek gerek. O hayata veda etmeyi seçse de biz şarkılarında yarattığı evrenlerde nefes alıp yaşama tutunmaya devam edeceğiz. Eşsiz sesiyle ruhumuza dokunduğu melodileri hayatımızın her döneminde cebimizde taşıyıp daha da güçleneceğiz. Bu dünyaya kattıkların için sana minnettarız, Chris Cornell.

Comments are closed.