Ayakların dolanırsa dans etmeye devam et

Göz|

Martin Brest imzalı Scent of a Woman kült kategorisine yükselmiş eşsiz bir yapım. Giovanni Arpino’nun 1974 yılında yayımlanan aynı isimli romanının uyarlaması olan ve dilimize Kadın Kokusu adıyla çevrilen film Al Pacino’nun olağanüstü performansıyla klasikler arasındaki yerini almış bulunmakta.

Herhalde Scent of a Woman’ı izlememiş pek az sinemasever vardır. O yüzden filmimizden kısaca bahsedelim. ’90’ların başında New Hampshire’dayız. ABD tarihinde yüksek mevkilerde görev almış birçok politikacının yetiştiği Baird School’da öğrenci bursuyla okuyan Charlie Simms (Chris O’Donnell) Şükran Günü tatili için kısa süreli bir iş aramaktadır. İlanlar arasında tatil süresince bir aile büyüğüne eşlik etme ilanına rastlar ve adrese gider.

Bahsi geçen aile büyüğü yirmi altı yıl ABD ordusunda görev yapmış ve gözlerini kaybedince emekli edilmiş Yarbay Frank’ten (Al Pacino) başkası değildir. Frank gözleri görmeyen, olabildiğine huysuz, kibrinden ve asker kişiliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bir ihtiyardır. Hafta sonunu Yarbay Frank ile birlikte evde geçireceklerini zanneden Charlie bir anda kendisi Frank ile birlikte New York’a giden ilk uçakta bulur. Böylece iki gün sürecek maceraları başlar.

Filmin genelinde hikâye bu iki karakter üzerinden ilerlemektedir. Her ne kadar klişe bir şekilde başlayıp biten bir öykü olsa da Al Pacino’nun olağanüstü oyunculuğu Scent of a Woman’ı kült filmler mertebesine yükseltmeye yetmiştir. Kör bir insanı canlandırmak hâlihazırda zor bir rol iken Al neredeyse gözlerini hiç kırpmayarak ve film boyunca bakışlarını donuklaştırmayı başararak bu rolün çıtasını bir hayli yükseltmiş gibi gözüküyor. Bu arada hemen belirteyim, Al Pacino kariyerindeki tek Oscar ödülünü bu rolle almıştır ve inanın bunu kendisi kadar hak eden çok az oyuncu vardır. Bu ayakta alkışlanası performansın hak ettiğini almış olması oldukça sevindirici.

Filmin Thomas Newman imzası taşıyan yumuşak tonlu müzikleri sahnelerin ruhuna uygun bir şekilde özenle hazırlanmış. Çekim ve sahneler açısından vasatı aşamasa da Scent of a Woman inişli çıkışlı ilerleyen hikâyesi ve Al Pacino’nun olağanüstü performansı için muhakkak izlenmesi gereken bir film.

Scent of a Woman’ın belleklere kazınan yegâne sahnesi şüphesiz Frank ile genç bir hanımefendinin tango yaptıkları sahnedir. Gözleri görmese de diğer duyuları neredeyse kapasitesinin iki misli çalışan Frank’in, keskin koku alma yetisiyle kadınları etkileme konusunda eline su dökebilecek kimse yoktur. Onun için bu dünyadaki en önemli şey kadınlardır. Ancak kadınlardan çok çok sonra ikinci sırayı Ferrari marka otomobiller alabilir. Hepsi bu. Frank, daha ergenlik döneminin ortasında olan Charlie’ye kadınlar konusundaki duygularını anlatarak bir hayat dersi vermenin peşindedir. “Burnunu buklelerden oluşan bir dağa gömüp sonsuza kadar uyumak istedin mi hiç? Ya dudaklar? Dudakların birbirine değmesi, çölü geçtikten sonra bir kadeh şaraptan alınan ilk yudum gibidir.

Frank ve Charlie tereddütlü başlayan yolculukları boyunca, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde olsa da birbirlerine çok alışırlar. Yarbay, Charlie’nin kendisini çok küçük yaşta terk eden babasının yerine, Charlie de Frank’in hiç olmayan oğlu yerine geçer. Artık kendisini işe yaramaz hisseden ve söz gelimi altın vuruş yapmaya hazırlanan Frank bütün birikimini bu iki günlük seyahate harcamak ve sonunda Charlie’yi uçağa bindirip kendisi intihar etmek üzereyken, Charlie Frank’i içine düştüğü bu bunalımdan kurtaracak ve onun hayata yeniden tutunabilmesi için bir sebebe dönüşecektir. Filmin sonunda Frank, Charlie’nin babası gibi okuluna gelecek ve müthiş bir konuşma yaparak onun başını beladan kurtaracaktır.

Kapanışta bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Martin Brest imzalı Scent of a Woman içinize, ta derinlerde bir yere dokunan hikâyesi ve Al Pacino’nun muhteşem performansıyla mutlaka izlenmesi gereken bir başyapıt. Hala izlemediyseniz izleyiniz efendim.

Paylaş

Comments are closed.