Başka zaman filmi

Göz|

“İnsanın hissetmediği hâlde hissediyor gibi davranması, hissettiği hâlde hissetmiyor gibi davranmasından daha zor.” The Lobster’da geçen bu replik filmin ana temasını özetliyor.

Birinci bölüm insanın hissetmediği halde hissediyor gibi davranması. İkinci bölüm ise insanın hissettiği halde hissetmiyor gibi davranması. Kahramanımız David’in üzgün görüntüsüyle başlıyor film. Hiç beklemediği bir anda eşi onu terk ediyor ve afallayan David kendini bir anda yolda buluyor. Buraya kadar her şey günümüz dünyasında yaşanan sıradan bir durummuş gibi düşünülebilir.

Ancak David’in yaşadığı zamanda yalnızlık suç unsuru. İnsanların yalnız dolaşması bile tehlike arz ediyor. Hatta toplumsal hayatta refah insanların çift olmasıyla sağlanabiliyor! Sizi yalnız dolaşırken gören bir polis partnerinizi sorabiliyor. Yani yaşadığı zaman ‘gerçeküstü’ ya da ‘olası yakın bir gelecek’ olarak karşımıza çıkıyor. İşte Yorgos Lanthimos’un distopyası  burada başlıyor.

Kurallar şöyle: Her insanın bir eşi olmalıdır. Eşlerin en az bir ortak özelliği olmalıdır. Çift olmak benzer olmayı gerektirir. Yani en az bir tane ortak özelliği olmayanlar çift olamaz! Eşler her anlarını birlikte geçirmelidir, yalnızlık tehlike anında savunmasız kalmak demektir. İyi bir birlikteliğin en iyi kanıtı çocuktur. Bir çift anlaşmazlığa düşerse bunu ancak çocuk çözebilir. Çiftin çocuğu yoksa bile çift kalabilmek ve sorunlarını çözmek için bir çocuk kiralayabilir. Eşini bulamayan yalnızlara bir otel tahsis edilir ve eşlerini bulabilmeleri için kırk beş gün tanınır. Kırk beş günün sonunda ‘başarılı’ olamayan adaylar kendilerinin seçtiği bir hayvana dönüştürülür.

Bütün bunları içselleştirmiş David filmin birinci bölümünü oluşturan ‘eş bulma’ mecburiyeti için otele yerleşiyor ve sanki George Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört başyapıtının yaşadığı bir zamanda yaşıyor. Kurallar üstüne kurallarla çevrili. Onu devamlı gözetleyen ve hizaya sokan, doğrunun ne olduğu ile ne olması gerektiğini anlatan birileri var her an etrafında. Tek tip insan modeli bu zamanda da yaratılmaya çalışılıyor.

İlk zamanlar bu duruma uymaya çalışan David kırk beş günü bitmeden ortak bir özelliği olduğuna inandırdığı kalpsiz kadınla ‘hissetmediği halde hissediyor gibi’ davranmaya başlıyor. Ne var ki kadının ikna olmadığı David’in köpeğe dönüşen abisi üzerinden David’e yaptığı sınav üzerinden anlaşılıyor. Kandırıldığını anlayan kadın onu toplum yargıçlarının önüne atacakken David otelden kurtuluyor. Böylece birinci bölüm bitiyor. İnsanın tek tip düzeni reddettiğini görüp sevinirken ikinci bölümde distopyanın bir başka versiyonunun içine düşüyoruz.

Otelden kaçan  David ormanda yalnızları buluyor. Yalnız kaldığı günlerin artık sayılmadığı, dilediğince müzik dinleyebildiği mükemmel bir ortam.  Ne var ki burada da her şey kurallar üzerinden yürüyor.  Burada da yalnızsan sonsuza kadar yalnız olmalısın. Cinselliği düşünebilirsin ama uygulayamazsın, her şey tekil olmalı. Birinci bölümün tam olarak zıttı bir durumla karşı karşıya kalan David bilinçsizce bu yaşama da adapte olma çabasına giriyor. Ne var ki bu sefer de ‘hissettiği halde hissetmiyor gibi’ davranmak zorunda. Bu ikilemde yol göstericimiz David’in aşık olduğu isimsiz yalnız kadın. David’in hikayesini onun güncesinden dinliyoruz.

Kynodontas’tan tanıdığımız yönetmen Yorgos Lanthimos içine düştüğümüz ama pek de önemsemediğimiz ya da düşünmediğimiz güncel toplumsal durumumuzu bambaşka bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor. Toplumsal dayatmaların onun öyküsünde olduğu gibi ne kadar keskin ve net bir şekilde birbirinden ayrıldığını irkilerek hissediyoruz. Ancak Lanthimos’un yalnızlıktan çok ‘aile’ dayatmasından daha fazla nefret ettiği de ayrıca dikkatleri çekiyor. Otelde kırk beş günü eş bulamadan tamamlayan yalnız gezenleri yok etmek yerine hayvana dönüştürmesi de bu sebepten yalnızlara duyduğu merhameti simgeliyor gibi.

David karakterine hayat veren Colin Farrell ise filmde geçen zamanda yaşadığından bir an bile şüphe duymadığımız bir kalitede ve gerçeklikte karşımıza çıkıyor. İlk kez Hollywood’a açılan yönetmen için doğru bir seçim diyebiliriz. Festival filmi tadında ve alternatif tarzda film sevenlerin arşivinde bulunması gereken türden bir yapım The Lobster.

Share

Comments are closed.