Bir efsanenin ardındaki karanlık

Göz|

Leaving Neverland bıçak gibi kesiyor. Burada anlatılanlar aklımızdaki ve çok yakından tanıdığımızı düşündüğümüz Michael Jackson mitini yansıtmıyor. Onun içinde bir yerde başka birinin olduğunu görüyoruz ve bu en hafif tabirle insanın içini paramparça ediyor.

En başa dönelim. Sundance Film Festival’da bu yıl bir belgeselin gösterimi yapıldı. Belgeselin etkisi öyle güçlü oldu ki bu etki dünya çapında yayın hayatını sürdüren tüm mecraların dikkatini çekti. Çünkü merkezdeki isim Michael Jackson’dı. Üstelik burada Jackson’ın ne denli yetenekli olduğu, onun müziğinin dünyayı nasıl değiştirdiği veya göz kamaştırıcı hayatı anlatılmıyordu. Evet! Burada Jackson vardı. Ama daha önce hiç bilmediğiniz şekliyle. Dan Reed yönetmenliğindeki Leaving Neverland kelimenin tam anlamıyla izleyen herkesi sarsıyordu.

İki bölümden oluşan dört saatlik yapımda perde açılışı 1986’ya kadar uzanıyor. Michael kariyerinin zirve günlerini yaşıyor. Gittiği her şehirde, çıktığı her sahnede yer yerinden oynuyor. Yeni dünyanın sembolü o. Genç. Dinamik. Yeni jenerasyonun özgürlüğü ve gözü karalığı var onda. Thriller albümüyle dünyayı kasıp kavurmuş ve daha fazlasını istiyor. Çocuk yıldız imajının ötesine geçerek kendi ayakları üzerinde özgün üretimlerde bulunuyor. Dünya için, çocuklar için, Afrika’daki yoksul halk için şarkılar yazıyor. Çocukluğunu yaşayamadığını belirtiyor.

Haklı. Onun bir çocukluğu olmadı. Beş yaşında sahneye çıkmaya başladı. The Jacksons / Jackson 5 mahlası size tanıdık geliyor mu? Geç ’60’lar ve neredeyse ’70’lerin tamamında tanımayan yoktu onları. Gaddar bir babanın gölgesinde makine gibi çalışan beş kardeş. Tek gözlü evde hayata gözlerini açan bir aile tam olarak ne olduğunu bile anlamadan paraya ulaşıyor. Ev büyüyor. Ev zamanla bir köşk halini alıyor. Michael sahnede en önde. En dikkat çeken o. Çocukluğunu yaşayamıyor Michael ama bunun karşılığı olarak yirmili yaşlarının ortalarında dünyanın en zengin müzisyenlerinden biri oluyor. Kendine Peter Pan masalından hareketle devasa bir arazi üzerinde Neverland yaratıyor. Herkes ona hayran. Dünyadaki herkes onunla tanışmak için can atıyor. Birleşik Devletler Başkanı’ndan Prenses Diana’ya kadar herkes.

Yedi yaşındaki Wade Robson ve on yaşındaki James Safechuck da Michael Jackson dünyasının büyüsüne kapılan isimler arasında. Onların önemli bir özelliği var yalnız: Michael tarafından seçilmek. Elemelere katılıp kabul edildikten sonra Pepsi reklamında oynayan ve Michael ile bu şekilde tanışan Safechuck şöyle diyor: “Herkes Michael ile arkadaş olmak isterken o gelip sizi seçiyor. Ne kadar muhteşem.” Safechuck ailesiyle birlikte ekonomik sınıflandırmada ortanın altı bir hayat standardına sahip. Kendi deyimiyle oyuncak dükkanına girdiğinde sadece tek bir şey seçmek zorunda. Sonra Michael hayatına giriyor. Michael onların sıradan evlerine konuk oluyor. Sıradan yemeklerini yiyor, sıradan çaylarını sıradan bardaklarda içiyor. Safechuck, Michael ile birlikte oyuncak dükkanına girdiğinde tek bir şey seçmek zorunda değil. Önündeki kocaman market arabasını oyuncaklarla doldurabilir. First-class uçak biletleri, Neverland’de cennetten günler, büyüdüğünüzde araba, okula katlanmak zorunda olmadığınız gelecek planları, para dolu zarflar, dünyanın takip ettiği ikonla sahneye çıktığınız konserler, tüm aile için tüm her şey. Michael Jackson dünyasında her şey tam da hayallerdeki gibi. Geceler ise farklı oyunlar.

Dünyanın bir ucundaki Wade Robson için de süreç böyle ilerliyor. James Safechuck ile Wade Robson çocukluk dönemlerinde birbirlerini tanımıyorlar. Neverland’e gelip giden, Michael’ın belli aralıklarla vakit geçirdiği, yatağını paylaştığı çocuklardan sadece ikisi onlar. Robson bir Avustralya konserinde Jackson ile tanışıyor. Tıpkı Safechuck’ta olduğu gibi o da Jackson tarafından seçiliyor.  Jackson ona bir faks makinesi alıyor. Dönemin en ileri iletişim teknolojisi. Notlar yazıyor, çizimler yapıp gönderiyor. Telefondan ses kayıtları gönderiyor. Mesafeye daha fazla katlanmamak için Wade Robson’ı ailesiyle birlikte Neverland’e davet ediyor. Yedi yaşındaki Wade için Jackson’ın büyüsü Tanrı figürüyle eşdeğer. Ancak annesinin yaklaşımını paranın büyüsüyle eşdeğer görebiliriz. Esnaf olan göbekli bir kocası varken bir anda Michael Jackson tarafından ilgi görüyor. Jackson daha çok kendisiyle değil de çocuğuyla ilgili. Olsun. Bu da bir bakıma kendisiyle ilgili demektir. Hep birlikte Los Angeles’a gidiyorlar. Kocası, Wade’in babası tüm yalvarışlarına rağmen ailesini yanında tutamıyor. Jackson dünyasına kim hayır diyebilir ki?

O dünyayı bilmeyen yoktur. ’80’lerin başından milenyum dönemine kadar Michael Jackson rüzgarı evreni kasıp kavurdu. Dansları, şarkıları, konserleri, video klipleriyle yaşayan bir efsane oldu. Leaving Neverland ise o efsanenin karanlık ve aslında karanlıkta kalması için herkesin, hepimizin gözlerini biraz da olsa kıstığı bölümüne odaklanıyor. Çocukluğunu yaşayamadığı için çocuklarla uyuyan bir adam. Kırk yaşında bir adam hiç tanımadığı yedi – sekiz yaşındaki çocuklarla uyuduğunu kendi normal bir şeymiş gibi anlattı ve tüm dünya da “Bu Michael Jackson. Çocukluğunu yaşayamadı ve bu nedenle çocuklarla el ele tutuşup aynı yatakta uyuyabilir” savını kabul etti. İşte Leaving Neverland bu savı kabul edilemez ölçülerde genişletiyor. Wade & James’in ve onların ilk derecede aile üyelerinin anlatımlarından güç alan belgesel aile arşiv görüntülerinden, ses kayıtlarından hikayesini sağlamlaştırıyor. Uçakta Michael Jackson’ın bir çocukla gerçekleştirdiği röportajın ses kaydı sanki sizi zaman makinesine bindirip o ana götürüyor.

Burada anlatıların gerçekliğinden hiçbir zaman emin olunamayacak. Jackson 1993 ve daha serti 2003’te olmak üzere iki defa çocukları taciz ve istismar ettiği gerekçesiyle soruşturmalar geçirdi ve hepsinde de suçsuz bulundu. Wade ve James de o dönemlerde “Bize hiçbir zaman uygunsuz davranmadı” diye ifade verdiler. Leaving Neverland’de ise bunun aksini dile getiriyorlar. Bu değişime sebep olarak kendilerinin güçlü dayanakları var. Bu savlara belgeselin ikinci ve en vurucu bölümünde tanık oluyoruz. Her ikisi de Michael Jackson’ın büyük hayranları. Hala da öyleler. Ama Michael, insan olarak Michael ile yaşadıkları onları paramparça etmişe benziyor. Bir sır hali bu. Sır içeride tutuldukça nasırlaşıyor. Nasırlaştıkça tonlarca yük ağırlığı sırtında taşıyorsun. Zamansızca, suçladığın insan çoktan ölmüşken, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini, belki de somut hiçbir etkisi olmayacağını bile bile anlatmak ve içindeki zehri akıtmak istiyorsun. Wade Robson ve James Safechuck bu nedenle aradan neredeyse çeyrek yüzyıl geçtikten sonra Leaving Neverland ile geçmişin hesabını kapatmaya girişiyorlar.

Bir Michael Jackson hayranı olarak soruyorum bunu. Jackson bir pedofil miydi? Wade ve James’i dinlediğinizde evet. Ne yazık ki ben duyduklarıma, bu kendini yüz elli yaşında hisseden gençlere inanıyorum. Yıllarca Jackson ile yatağı paylaşan bu insanlar çocukken Neverland’in hemen her köşesinde ve Los Angeles’taki birçok farklı otelde ve evde Jackson’ın kendilerini istismar ettiğini korkunç ve çizgisel detaylarla anlatıyorlar. Peki Jackson bir efsane miydi? Wade ve James’e göre bu sorunun yanıtı da evet. “Michael’ın çok büyük bir müzisyen olduğu doğru. Bugünlerde artık öyle starlar yok. Ancak bu onun bir canavar olmayacağı anlamına gelmez” diyor James Safechuck. Tarihi yeniden yazmıyor Leaving Neverland. Sadece bildiğimiz tarihsel akışı, o tarihi figürü karanlık yönüyle ortaya seriyor. Otuz yıl öncesine dayanan bir hikaye bu. 1987 – 2005 arasında yüzlerce çocuğun Jackson’ın etrafında olduğunu düşündüğümde bu hikayenin daha yeni başladığını söyleyebilirim. Buradaki her şeyi kabul etmekte zorlanabilirsiniz. Ancak asla yok sayamazsınız. 

Comments are closed.