Bir şey daha var Mildred

Göz|

Polis şefi Willoughby evlat acısıyla hayatı alt üst olan Mildred’a başlığımızdaki cümleyle giriş yapıp kendi durumunu anlatmaya çalışıyor. Ama anlayış görmesi için doğru zaman değil. Bunun o da farkında.

“Suçluyu bulmak için elimden geleni yapıyorum. Bence bu billboardlarla bana haksızlık ediyorsunuz.” Bu henüz ikilinin filmdeki ilk buluşma sahnesi. Sonuncusunu ise bir mektupla yine Willoughby yapacak: “Bazen böyledir. Katili bulamazsın. Aradan beş-on yıl geçer ve herif sarhoşken bir barda övünmek için her şeyi anlatıverir, bir anda olay aydınlanır.”

2008 tarihli In Bruges filmiyle tanıdığımız yönetmen Martin McDonagh’ın senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği 2017 yapımı film Three Billboards Outside Ebbing Missouri kara mizaha sımsıkı sarılıyor ve duygu yoğunluğunu her bir karakterin merkezine yerleştiriyor. Kızı tecavüze uğrayarak öldürülen anne Mildred Hayes suçluların bulunamaması sonucu cesur bir hamle yapıyor ve kasabaya bağlanan ücra yolda üç adet billboard kiralıyor. İlanlarda yazanlar hikayenin başlangıcını ve finalini tümüyle kontrol altında tutuyor ve özetlemeye yetiyor:  “Ölürken tecavüze uğradı” / “Ama hala kimse tutuklanmadı” / “Neden acaba Şef Willoughby?”   

Mildred Hayes rolüyle karşımıza çıkan Frances MacDormand’ın olağanüstü bir performans sergilediğini söylemek hiç zor değil. Eşi tarafından terk ediliyor. Mildred basına kadar uzanan billboard girişimden sonuç beklerken eşi de on dokuz yaşındaki genç ve güzel bir kızla birlikte olarak evlat acısını bastırıyor, bastırdığını zannediyor. Bir müzisyeni en çok hangi şarkısıyla ya da albümüyle hatırlarsanız sizin için o müzisyen en çok o şarkıda yaşıyor demektir. Bir aktörü / bir aktrisi en çok hangi rolüyle hatırlarsanız sizin için en çok o filmde ve o rolde yaşıyor demektir. MacDormand’ı ben en çok Coen Kardeşler’in Fargo başyapıtıyla kafama kazıdım. Belki az evvel kurduğum cümlelerle çelişiyorum ama ama artık Fargo’ya bir yenisi eklendi. Three Billboards Outside Ebbing Missouri’de kendini kaybetmişliğiyle, hayatı artık bir kenara bırakmışlığıyla, karakolu ateşe verecek kadar gözü karalığıyla Mildred Hayes karakteri MacDormand’ın tüm hücresinde yaşıyor. Peki sadece o mu? Hayır. En az Frances kadar Sam Rockwell de Willoughby’nin sadık polis yardımcısı Dixon rolüyle Oscar ödülünü hak ediyor. 

Dixon… Willoughby’nin ona bıraktığı mektuptan tanıyoruz onu. Usta senaryosuyla en çok o mektup sayesinde Dixon’a ulaşmamıza izin veriyor McDonagh. “Zencilere” işkence yapan bir polis olarak başladığı filmi, hayatın tokadını yemiş, belini doğrultmaya fırsat bile bulamadan defalarca kaybetmeye mahkum olmuş, ömrünün tamamını alkolik annesiyle birlikte yaşayarak geçirmiş ve iyi bir insan olmak için tek fırsat bile bulamamış güçlü biri olarak tamamlıyor Dixon. Missouri’ye gitsek, o kasabayı bulsak, reklam ajansının karşısındaki karakola onu sorsak ev adresini öğrenebiliriz. Öyle geliyor bana. O kadar gerçek Dixon. Yangın anında “sakin ol” deyişi o kadar gerçek. Küfürler yağdırırken o kadar gerçek. En büyük acımasızlığı kendine yaparken o kadar gerçek. 

Woody Harrelson’a, yani Willoughby’ye apayrı bir parantez açmamız gerekiyor. “Oscar Wilde.” O anı izlediğinizde bu yazıyı hatırlayın ve buraya tekrar gelin. “Sakın açma. Karakoldakileri ara yeter.” Hayatını, eşini ve çocuklarının kendisini iyi hatırlayacağı bir şekilde yaşamaya özen gösteren biri. Billboardlarda yazanlar direkt onu hedef alıyor ve elbette etkileniyor, sarsılıyor. Ama Mildred’a hak veren de bizzat Willoughby. “Zekice bir hareket olduğunu kabul ediyorum.” Aslında Mildred’a anlayış gösterdiğinden de eminiz. Ama süreci tekrar takip edecek ve cinayet dosyasını tekrar detaylandıracak enerjiye sahip değil Willoughby. Aldığı zor kararın billboardlarla ilgili olduğunun düşünüleceğini biliyor, ama o bile değil. Zaten yapacaktı. Karısının ve çocuklarının önünde erimeyi değil, açık havadaki pikniğin ve huzurlu bir akşamın ardından onlara ayakta veda etmeyi tercih etti. Willoughby karakteri filmdeki hikayenin özgünlüğünü ve samimiyetini en az Carter Burwall imzalı müzikler kadar yansıtıyor.

Yeni şefin söylediği söz “Hepimiz senin düşmanın değiliz.” Mildred’ın umurunda değil. Çocuğunu kaybetti. Umudunu kendi deyimiyle zor güç ayakta tutuyor. Dixon ile yolculuğa çıkarken aslında ikisinin de canları yandığında can yakmaktan çekinmeyecek birer iyi insan olduklarını fark ediyoruz. Ne yapacaklarına yolda karar verecekler. Ellerinde bir plaka ve çölde bir kızın canını yaktığından emin oldukları bir profil var. Ne yapacaklarına yolda karar verecekler. Billboardlar Mildred’a kızını geri getirmeyecek. Aynı evi paylaştığı oğluyla da ilişkileri eskisi gibi olmayacak. Dixon yanında. Willoughby olsa o da arka koltukta olurdu. Belki Dixon ön koltuğu Willougbhy’ye bırakırdı. Ama mutlaka o arabada olurdu.  

Comments are closed.