“Bu parayla satın alamayacağınız bir şey çünkü”

Röportaj|

Ülke alt. rock sahnesinin öne çıkan ekiplerinden Hedonutopia ile Epic Fair kulisinde buluştuk ve tüm kariyer özetlerinden gelecek planlarına kadar geniş yelpazede sohbet ettik. (Röportaj: Dilan Acar)

İlk müzik icra etmeye başladığınız zamanlardan bu yana öngördüğünüz şeyler neler oldu?

Fırat Külçek: Kerem’le yıllarca benim yaşadığım odalarda çalıştık. Mesela Peyote’ye gitmeden önce odada üç saat kadar çalışırdık. İsimsiz, Lasido, Maymun Kral’ı çaldığımız zamalar Peyote’de daha bir ya da iki yıldır çalıyorduk. Biz o gecelerde hep birbirimizi gazlardık. Eşler ve işler aramıza girmeden takılacağımıza söz verirdik. Derdik ki eğer bu şekilde devam eder de ve bir albüm sahibi olursak müthiş olur. Çünkü böyle bir ihtiyaç ve boşluk var. Bir de bizim yaptığımız müzik türüyle alakalı bir alan mutlaka olmalı diye düşünürdük. Ama açıkçası bunu oturup da planlamadık.

Müzik türüyle alakalı bir alan. Burayı biraz açar mısın?

Biz sadece ne yaparsak birlikte müzik yapmaya devam ederiz onu düşündük. İki ortak gibi hep birbirimize destek olduk. Biri girsin çıksın pek istemedik. Mesela davulcu alırsınız gruba ama davulcu o konser gelemeyebilir ve o konser büyük sükse yapar gibi. Bu yüzden bir başkasına bağımlı olmayı pek istemedik. Kendi aramızda konuşurken olabilecek süreçleri o kadar çok önden düşünmüşüz ki, artık heyecanlanamıyoruz. Bu söylemim ukalalık olarak da anlaşılmasın. Mesela kendi aramızda konuşurken “Bir gün Epic Fair’de çalar mıyız” dediğimiz de olmuştur. Geçenlerde Babylon’da çalınca da aynısını demiştik. Ama yani o kadar uzun yıllar Babylon’da insanları izlemişiz, sahnelerine bakmışız etmişiz ki nihayet biz de Babylon’da çaldık diye bakıyoruz. Belki yirmi beş yaşındayken heyecanlanabilirdik ama bu şımarıklıktan ziyade biraz da otuz beş yaşına gelmiş olmak ile alakalı.

Müziğinizi bir stil veya tarzın içine pek sokmaya çalışmıyor ya da tercih etmiyorsunuz. Peki sadık kalmaya çalıştığınız şeyler nelerdir?

Fırat: Açıkçası biz bunu bir janra sokmaya çalışmıştık. Ama sonra bir baktık ki bu saçma bir uğraş. Çünkü biz ant içmiyoruz ki şu türde sabit kalacağız diye. Bizim içimizden çıkan şey bizle birlikte yıllar içinde değişirse janra da değişir. Zaten hem Bil ki adlı şarkımızı, İsimsiz’i aynı albümde yayımlamak bu tutumuza ışık tutabilir. Herhangi bir müzik grubu bu iki şarkıyı aynı albümde asla yayımlamazdı. Biz skalayı bozmaya çalışıyoruz ama belki de bu şekilde de kariyerimizden yiyoruz. Bizi üç yüz bin kişi değil de üç milyon kişi bilebilirdi. Ama biz diyoruz ki “Bu da iyidir, az olsun öz olsun.” Zamanla artar şeklinde bakıyoruz. O yüzden biz içimizdekileri kusmaya odaklandık. Mesela Bil ki isimli parçamızı çok beğendiler diye tekrardan onun gibi bir şey yapalım demiyoruz. Müzisyenler genelde eski albümlerindeki yapıyı korumaya çalışırlar. Biz bunu yapmayan belki de birkaç gruptan biriyiz.

Bir röportajınızda, 2008-2016 seneleri arasındaki sekiz yıllık süreçte melodiler üretip bunları şarkılarınıza yedirmekten bahsetmiştiniz. Biraz bundan bahseder misiniz?

Kerem Feyzi: Evet yani biz bir şarkıyı yapınca var olan melodileri o şarkıya nasıl eklemleyebiliriz diye kafa yorduk. O yüzden de o sürede yeni şarkı yapmak yerine var olan şarkılarımızı geliştirdik.

Fırat: Mesela, Kerem’in mesela gıcık bir huyu vardır. Kime göre gıcık orası tartışılır tabii ki. Aslında baya iyi bir huy. Ben bir şey çaldım diyelim, dinledikten sonra der ki “Lasido kıvılcımları mı o Fırat?”

Kerem: Evet, öyle benzetmeler yaparım.

Fırat: Bazen “Bu vokal çok Radiohead değil mi?” dediği bile oluyor. Ben de diyorum ki içimizden çıkan melodiler tekrardan çıkabilir. Genelde müzisyenler eski şarkılarına benzeyen yeni bir melodiyle şarkı yaparlar. Biz biraz daha farklıyız bu konuda. On yıl gibi bir süre ara verip melodi biriktiriyoruz. Sonrasında o melodi buna, bu melodi bunun kardeşine şeklinde çalışıyoruz. Denenmemiş bir yöntem olduğunu düşünmekle birlikte böyle çalışmaktan çok memnunuz.

— — —

“Kült grup mertebesine ulaşmak şimdilik en öncelikli hayalimiz. Nekropsi gibi mesela. Bu parayla satın alamayacağınız bir şey çünkü.”

— — —

Peki şarkılar nasıl ortaya çıkıyor?

Fırat: Kusar gibi. Şöyle söyleyeyim: Mesela gitarla oynuyorsun. Ayıkken oynuyorsun, şarapla oynuyorsun, sigarayla oynuyorsun. Sonra o bir hafta, bir ay, bir yıl döndürüp durduğun, senin yakanı bırakmayan o melodi, bir süre sonra kusuyor. Mesela Seray çok şahittir o anlara. Durumu anlar ve bir bakarım viski hazır, sigara hazır. Ama bu şey gibi bir durum değil “Aramızdaki deha çocuk, beste yapsın diye hemen ona viskisini sigarasını hazır edelim” değil. Bakalım ne kusacak, bununla alakalı bir durum. O kustuğun şeye uzak bir vokal diyelim. Sonra Taner Yücel stüdyoda sana diyor ki “Öyle değil şöyle bağır.” Sonra sen de “Doğru ya öyle bağırmalıyım” diyorsun.

Kerem: Oluşan melodileri birleştirip parça formuna sokuyoruz kısacası.

Fırat: Önemli olan şey önce melodi sonra söz. Direkt sözle bir şey oluşturduğumuzu hatırlamıyorum. Bizim için ağa babası müzik ve melodi. Öyle bir şeydir ki müzik, sen ünlüsündür ama ben hiç değilimdir. Bütün gün burada oturur konuşuruz, ama sahneye çıktığımızda son sözü melodi söyler. Melodi dinleyene konuşmayı bıraktırmalı. Mesela Türkiye’deki konserlerde konuşulmasının suçu bence müzisyenlerin. Konuşturmamayı bilmek lazım. Ama tabii ki ülkemizdeki sosyoekonomik durum da bunun belirleyicilerinden. İnsanlar ekonomik güçlerinden dolayı, tüm ay o konseri bekliyorlar. Bu yüzden de konser esnasında içip arkadaşlarıyla muhabbet de etmek istiyorlar.

Kerem: Festival kültürümüz de pek yok.

Fırat: Tabii ki yok. Nasıl olsun? Annen çıkmış ’80 ihtilalinden, sen ne festivalinden bahsediyorsun? Bir de bize diyorlar ki “Üçüncü yenicilerin müziği bir akım.” Evet öyle gerçekten, birlikte müthişiz. Ama Türkiye’de kaç defa oluyordu ki böyle bir şey. Askeri ihtilaller nacak gibi kesmedi mi onların önünü?

Kerem: Kesti.

Yeni albüm ne zaman geliyor?

Fırat: Hazır. Taner Yücel’e demoyu yolladık.

Kerem: Parça düzenlemelerine çalışıyoruz.

Fırat: Kerem trafikleri belirliyor o konuda müthiş bir insan. Mesela, çok güzel bir melodiyi kaç kere çalmanız gerektiğine dair mükemmel bir iç yargıya sahip. “Dinleyen bu melodiyi bir kere daha duymak isteyebilir ama bence duyurmayalım” gibi. Kumaşınız güzel, ipliğiniz güzel ama dikimi de ayrı bir sanat.

Fırat: Kerem geçen “Mayıs sonu değil de Eylül’de mi kaydetsek?” dedi.

Kerem: Biraz daha pişirsek mi acaba diye dedim. Ama sizin dışınızda da gelişen olaylar oluyor kayıt sürecinde. Herkesin zamanını aynı anda uygun olamıyor, prodüksiyon işi sonuçta. Kayıt yapılacak, mix yapılacak, mastering, klibiniz hazır olacak, fotoğraflar, kapak olcak falan derken büyük mesai isteyen işler doğuyor. Ama sonbahara yetiştirmeye çalışıyoruz.

Son zamanlarda neler dinliyorsunuz?

Kerem: HEDONUKARMA diye büyük bir liste yaptık Spotify’da. Çocukluktan beri dinlediğimiz ve bizi etkileyen parçaları koyduk listeye. “Bu çocuklar neler dinlemiş? Neler dinliyor?” diyenler oradan takip edebilirler. Kardeş Türküler’den Jakuzi’ye, oradan da Opeth’e kadar uzanan baya karışık bir liste.

Fırat: Jakuzi’de baya zor durdurdum ben kendimi. Dört tane art arda şarkılarını eklemişim listeye.

Kerem: Çok güzel üretimler var ama bu üretimlerin devamlılığının sağlanması gerekiyor. İşte o zaman, hep birlikte güzel işler yapılabiliriz diye düşünüyoruz.

Fırat: Palmiyelerin, Jakuzi’de Kutay ile Taner’in birlikteliğinin devamının, Beyaz Hayvanlar’ın, Barıştıkmılar’ın, Gaye Su Akyol ve tüm bu ekolün çok şenlenmesi ve çok büyümesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü ülkemizde Ezhel’den beri var olan egosantirik müzisyen durumlarına pek sıcak bakmıyoruz. Şey gibi “Senin grubun benden önce mi sonra mı çalıyor?” tarzındaki durumların yok edilmesi için, müzisyenlerle birlikteyken elimizden gelen bütün örgütlemeyi yapıyoruz. Onları kendilerine getirmeye çalışıyoruz. Çünkü onları ancak bir müzisyen kendine getirebiliyor bir seveninden ziyade. Yani belki sevenleri de getirebilir pek bilemiyoruz.

Kerem: Tebrik ettiğimizde şaşıran müzisyenler oluyor bazen. Böyle olmamalı bu durum. Sonuçta hep birlikte güzel bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Fırat: Bizim dinleyen sayımız belki çok fazla olmayabilir ama biz de çok tebrik alıyoruz. Bir albüm şirketi aracılığıyla, dinleyicilerimizin organik bir yapıda olduğunu öğrendik. Dinleyicilerin seni bütün gün sürekli dinlediği demek oluyormuş bu. Senden iki tane, ondan iki tane şeklinde değil de sana takık olan insan sayısı da diyebiliriz. 

Comments are closed.