“Bunu göremezsin ama sorun yok”

Portre|

“Artık bir Beatle olmaktan zevk almıyorum. Bütün o Beatle hikâyeleri önemsiz. Bütün bu ‘bana, biz, ben’ meselelerinden ve yaptığımız anlamsız şeylerden bıktım. Hayattaki daha önemli şeyler için çözüm üretmeye çalışıyorum.”

1968’de gazeteci Hunter Davies’e verdiği röportajda The Beatles’ta olmanın kendisi için ne ifade ettiğini böyle açıklıyor George Harrison. Grubun en sessiz, cool ve ruhani üyesi olarak tanımlanan gitaristi Harrison, içlerinde ünlü olmayı en umursamayan kişiydi. O sadece başarılı olmak istiyordu. Bu başarıya elli sekiz yıllık hayatında fazlasıyla ulaştı fakat bu yolu onu diğer grup arkadaşları ve çağdaşlarından ayıran pek çok kendine has özelliğiyle kat etti.

En başa gidelim. Büyük bir aileden gelen George 25 Şubat 1943 tarihinde Liverpool’da ailesinin dördüncü ve son çocuğu olarak dünyaya geldi. Bağımsız kişiliğini daha çocukluk günlerinden göstermeye başlamıştı, bir şeylerin ona dikte ettirilmesinden nefret ederdi. Okulda sadece kendisi olmaya çalışan George herkesi aynı tip insana döndürmeye çalışan öğretmenlere karşı cephe almıştı.

Yine de hayatını değiştiren bir tanışma da bu okullardan birinde, Liverpool Enstitüsü’nde gerçekleşti. Paul McCartney’le tanıştığında George zaten gitar çalıyordu. İlk gitarını annesi almıştı ve George parmakları kanayana kadar çalıp kendi kendine öğrenmeye çalışırken onu destekleyen kişi yine annesiydi. 1958’de Paul sayesinde John Lennon’la tanışan George, The Beatles’ın ilk versiyonu The Quarrymen’e katıldığında sadece on beş yaşındaydı.

The Beatles dünyayı kasıp kavururken yirmi bir yaşında A Hard Day’s Night filminin çekimlerinde kendisi gibi utangaç ve güzel model Pattie Boyd’la tanıştı. Tanıştıkları ilk gün ona evlilik teklif edecek kadar kendine güveniyordu. Pattie ise George’a anında vurulmuştu: “George yumuşacık kahverengi gözleri ve koyu kestane saçlarıyla gördüğüm en yakışıklı adamdı.”

Bu evlilik her ne kadar yıllar sonra Pattie’ye Layla şarkısını yazarak aşkını ilan eden Eric Clapton’un dâhil olduğu dramatik bir aşk üçgeniyle sonlansa da Pattie’nin George’un hayatında ve kariyerindeki etkisi yadsınamaz. 1967’de Londra’ya ders vermeye gelen transandantal meditasyon gurusu Maharishi Mahesh Yogi’den George’a bahseden ve The Beatles’la birlikte derse katılan kişi Pattie’ydi. Bu ders The Beatles’ın bir sene sonra yapacağı Hindistan seyahatinin ve tabii ki müziklerindeki doğu ilhamının tohumlarını ekecekti.

The Beatles kurulduğundan beri Lennon-McCartney’nin gölgesinde kalmış olan George ‘60’ların sonlarına doğru Beatlemania’nın ötesine geçen ilk Beatle olmuştu. George’un başta Hint felsefesi olmak üzere hayattaki tutkularına imrenen diğer grup üyeleri onun ilgi alanlarını takip ederek grubu bambaşka bir yöne sürüklediler. Bu inançların da etkisiyle George gitgide daha kaliteli ve ilginç işler üretiyordu. 1966 tarihli Revolver’daki hükümeti eleştiren Taxman’den Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band’deki ruhani eseri Within You Without You’ya, The White Album’deki dokunaklı ve Eric Clapton sololu While My Guitar Gently Weeps’ten Abbey Road’un iyimser Here Comes The Sun’ına kadar grupta George’un etkisi derinden hissediliyordu. Kişisel bir şaka olarak tanımladığı şarkı sözleri basit ama bilgece; ters gitar soloları ve sitar ve tabla gibi Hint enstrümanları kullandığı kayıtlardaki müzik tekniği yenilikçi ve dâhiceydi.  

Tarih 1970’i gösterdiğinde ve The Beatles dağıldığında George elindeki şarkıları topladığı ilk solo albümü All Things Must Pass’i çıkardı. Bu albümün başarısından sonra 1971’de Ravi Shankar ve Bob Dylan gibi müzisyen arkadaşlarıyla ilk hayır konseri olarak nitelendirilebilecek Concert for Bangladesh’i organize etti. Komedyen yakın arkadaşları Monyt Python’ın filmini finanse etmesi, gözü gibi baktığı bahçesinde bahçıvanlık yapması ve araba koleksiyonu yapması da George’un müzik dışındaki hobilerinden sadece birkaç tanesiydi. 1978’de şirketi Dark Horse Records’da bir sekreter olan Olivia Trinidad Arias’la olan evliliğinden Dhani isimli bir oğlu oldu. George kanser yüzünden 2001’deki ölümüne kadar müzik yapmayı bırakmadı. Oliva ve Dhani, Hare Krishna inancına uygun olarak küllerini Ganj Nehri’ne serperek George’u sonsuzluğa uğurladı.

George Harrison bugün yaşasaydı geçtiğimiz hafta yetmiş beşinci yaşını kutlayacaktı. Onun artık bu dünyada olmadığını düşünmek üzücü fakat bu konuda kendi sözlerine kulak vermek insanı biraz olsun rahatlatıyor: “Ölüm sadece üzerindeki elbisenin çıktığı ve artık başka bir elbise giydiğin bir durum. Bu seviyede bunu göremezsin ama sorun yok. Endişelenme.”

Paylaş

Comments are closed.