Burada müzik kazanır

Konser|

Sahnede Dardust var. Kalabalıktan biraz olsun sıyrılmak için sahnenin uzağına doğru gidiyorum. Bir teyze sanırım torunuyla birlikte oyun oynarcasına müziğe eşlik ediyor. Sahne çok uzakta, ama sesler yakın. Burada müzik kazanıyor. 

10-13 Ağustos arasında Bursa’daki Balat Atatürk Ormanı’nda gerçekleşen Nilüfer Müzik Festivali sadece birkaç gün için de olsa salt müzikte yaşamanın ne kadar değerli olduğunu hatırlattı. En azından kendim adıma söyleyebilirim bunu. İlk gün hariç festival alanındaydım ve o üç gün boyunca sadece müzik konuştum, müzikte yaşadım. Harikaydı. Gerçekten öyleydi.

Maximo Park ve Duman gibi taşıyıcı isimler önemliydi, ama daha önemlisi Nilüfer Müzik Festivali’nin merkezinde yerli ve alternatif müzisyen / grupların yer almasıydı. In Hoodies, Akın Sevgör, Mind Shifter, Rain Lab, Islandman, The Away Days, Ponza, Eskiz gibi isimler bu dört günlük festival kapsamında sahne aldılar. Toplamda üç sahne vardı ve yerli isimlerin ağırlıklı olarak ses verdiği iki alternatif sanhe en az ana sahne kadar takip edildi diyebilirim.

Dardust, Melis Danişmend, Duman ve Erik Truffaz’ın ana sahnedeki performansları dışında ben iki ve üçüncü sahneyi daha yakından takip ettim. Ponza’nın kırk derecedeki performansı çok güçlüydü. Onlardan ilk şarkıyı duyunca gölgeye kaçmak aklıma bile gelmedi ve güneşin altında tüm performanslarına sahne önünden tanık oldum. İlhan Ersahin’s Istanbul Sessions ile Erik Truffaz’ın birlikte ses verdiği anların hazzını hala hissediyorum. Eskiz tüm gücüyle orada olan gruplardandı. Peki ya Islandman’e ne demeli? Mind Shifter ile birlikte Islandman farklı günlerde üçüncü sahnede çaldılar ve eklektik soundlarıyla ışıl ışıl parladılar.

Bazı grupları dinlemek için doğru bir net zamanın olduğuna inanıyorum. Nihil Piraye ve Hedonutopia’yı henüz güneş tepedeyken sahnede bulduğumda bu inancıma tekrar ulaştım. Eskilerin deyimiyle saykodelik kafada müzik yapıyorlar. Karanlığa, o karanlığı delip geçecek ışık kanallarına ihtiyaçları vardı festivalde. Onları ilk kez canlı izledim, ama defterime not düşmüş durumdayım. İlk mekan konserlerinde orada olacağım. 

Performanslardan organizasyonun yapısına dönelim. Geride kalan iki yılda olduğu gibi bu yıl da özellikle farklı tarzlarda müzisyenleri ağırlamaya özen gösteriyor. Sadece rock ya da pop tavrında değil, jazz ve blues kanallarında müziğini oluşturan müzisyenler de programda yer alıyorlar. Nilüfer Müzik Festivali bu açıdan da tebrik edilmeyi hak ediyor. Çünkü bu program dengesinin iki önemli sonucu var: Her zaman karşınıza çıkan, adına festival denen her sahnede yer bulan isimlerin dışındaki müzisyenleri de sizinle tanıştırıyor ve festivalde duyduğunuz sesleri zenginleştiriyor. Balat Atatürk Ormanı’ndaki dört gün birbirini tamamlayan soundların olduğu kadar, birbirinden farklı soundların da buluşmasıydı.

İnsanların müziğin tam merkezindeyken mutlu olduğu bir dünya vardı orada. On beş – yirmi yaş arasında gençlerin müziğe ne kadar tutkun olduklarına bizzat şahit oldum. Bu Nilüfer Müzik Festivali’nin ayrıca bir başarısı olmalı. İnsanları bir araya getiren ve farklılıkları köreltip birleştiren şeyin adına müzik denir. Yazının en başında dediğim gibi sadece birkaç gün için de olsa o güzel dünyada yaşamak harika hissettirdi. 

 

Comments are closed.