“Çünkü o şarkı herkes tarafından dinlenmeli bence”

Röportaj|

Berlin’de yaşamını sürdüren DJ İpek İpekçioğlu anonim şarkı Bir Çift Turna’yı Hakan Vreskala ile birlikte tekrar yorumladı. Epic Istanbul aracılığıyla çıkan bu single vesilesiyle İpekçioğlu’na ulaştık ve hem kaydın ortaya çıkış hikayesini, hem de tüm kariyerinin izlerinden güncel konulara değinen bir görüşme gerçekleştirdik. (Röportaj: Nazan Elverişli)

Bir Çift Turna, Hakan Vreskala ile senin ortaklığında geçtiğimiz günlerde yeniden yorumlandı. Nereden tanışıyorsunuz? Hakan’la birlikte çalışmayı tercih etmendeki sebep nedir?

Hakan ile Stockholm’de yıllar önce bir festivalde tanışmıştık ve hemencecik birbirimize ısınmıştık. Beraber DJ & canlı müzik performansları yapmaktayız. Zaten İspanya, Luxemburg vs. beraber çalıyoruz. Hakan’ın yaptığı müziği ve genel duruşunu her zaman çok sevmişimdir. Kafalar da uyuşunca “hadi gel beraber şarkı yapalım” düşüncesini en sonunda gerçekleştirdik.

Alevi deyişleri, bağlama ve türküler… Bunlar daha çok belli bir kesimin dinlediği, kendini ifade etmek için kullandığı önemli simgeler. Şarkı seçimlerinde seni bir konuda daha çok yakınlaştıran şey nedir? Müziğinin politik bir tarafı da olduğunu düşünüyor musun?

Türkiye müziğinin çok kültürlü ve çeşitli olmasını seviyorum. Almanya’da büyüdüğümden herhalde, Türkiye müziğine, Halk Müziği’ne, Türkülere biraz daha farklı bir bakış açım olsa gerek. Hele deyişlerin ve alevi müziğinin sosyal-kritik olması beni her zaman ilgilendirmiştir. Deyişler her ne kadar on beşinci yüzyılda ve öncesinde yazılmış ve söylenmişlerse de bu günümüzün sorunlarını hala çok iyi ifade ediyor. Teknoloji ilerledi ama aslında her şey yani toplumsal sorunlar, kapitalizm gibi olgular hala aynı.

Dünyada, Almanya’da ve Türkiye de olan bitenler beni çok ilgilendirdiğinden ve beni etkilediklerinden enstrümanım olan müziği, kendimi ve düşüncelerimi hislerimi ifade edebilmek, insanlara sesimi duyurmak için evet bir çeşit platform olarak kullanıyorum. Kendimi de bu dünyanın bir parçası olarak algıladığımdan ve sesimi duyurabileceğim bir platformum da olduğundan müziğim sosyal-eleştirel–politik olarak algılanabilir.

Selda Bağcan da bir dönem sol cenahın sembol isimlerinden biriydi. Onun da şarkıları şu sıralar kulüplerde çalınıyor, uluslararası festivallerin göz bebeği hatta. Belli bir kesimle özdeşlemiş ve kapitalizmi eleştiren sembollerin, şarkıların ya da isimlerin şu sıralar çok talep edilen ve çok satan bir şey haline dönüşmesine sen nasıl bakıyorsun? Sana da bu yönde radikal tepkiler geliyor mu peki?

Soruyu çok iyi anlamadım maalesef. Anladığım kadarıyla da şöyle yanıt vermek isterim: Eskiden plak vardı, sonra kaset çıktı, sonra da CD’ler… Bunların tümü de ulaşılması zor formatlardı. Yani Selda Bağcan ve başka müzisyenleri dinlemek sadece o kasete veya plağa ulaşabilen insanlar ve belli camialar için mümkündü. Dolayısıyla herkesin dinlemesi de mümkün değildi. Avrupa’da ve tüm dünyada belirli müzik marketlere gidip ancak oradan Türkiye’nin müziklerini satın alabiliyordun. Yani burada ulaşabilirlik de göz önüne alınmalı. Şimdi de dijital platform var ve müzik çok daha kolay erişebilir, dağıtabilir, dinlenir oldu. Böylece sesini çok daha kolay dünyaya duyurabiliyorsun. Selda Bağcan şarkıları sadece eski jenerasyonun değil, yeni jenerasyonun da çok ilgisini çektigi bir sanatçı ve evet şarkılarının lirikleri de hala gündemde olduğu gibi remikslere de çok uygun. Ben de remiksledim.

Ayrıca iyi müzik ile bu tüketime odaklı müzik piyasasında birazcık da olsa para kazanabiliyorsan veya booking alıp festivallerde sahne alabiliyorsan ne güzel. Selda Bağcan o dönemin olduğu gibi bu döneminde hala “asi kızı” ve eski özgüncüler Anadolu rockçılarının arasında hala ayakta olup bu yaşında bu enerjisiyle sahne alan bir sanatçı. Dünyaya da Türkiye müziğini böyle tanıtabiliyorsak ne ala.  Müzigin sadece bir kesim tarafından dinlenilmesine ve sahiplenilmesine karşıyım. Çünkü o şarkı herkes tarafından dinlenmeli bence. Öte yandan sol kesimin şarkıları evet maalesef faşizanlar tarafından da dinlenilmekte, hatta bazen sahiplenilmekte, lakin içeriğini anlamadan.

’70’li, ’80’li, 90’lı yıllarda özgün müzik diye bir terim vardı. Ama günümüzde özgün müzik terimi hala ne kadar var, hiç emin değilim. Gerçek şu ki bir parça satılmaktan çok daha fazla parasız “download” ediliyor. Yani sanatçı hakkını yine tam olarak alamıyor. Keşke çok satsa da biraz kazansa, daha fazla üretse.

Bu durumu tutuculuk olarak adlandırır mısın?

Kesinlikle tutuculuk. Üstelik neden güzel müzik sadece tek bir camiaya mal olsun. Bence herkes dinleyebilmeli, öğrenebilmeli, duyabilmeli.

İlk performansında tanınmamak için çarşaf giyip, peçe taktığını duymuştum. Zorunluluktan kaynaklanan bir durum bu ama müziğin ve müziğinin buluştuğu kitle farklı konseptlere de oldukça açık. Performanslarını daha farklı şekilde sergilemek için kafa patlatıyor musun hiç?

Ilk performansımda kara çarşaf giydiğim gece Noel gecesiydi. ’90’larda Berlin’de ilk defa bir Queer Orient gecesi yer alıyordu ve ben de ilk kez çalıyorum Büyük heyecandı. Ilk lgbt*QI -Orient Partisi ortamında kara çarşaf giymek bana matrak gelmişti. Şakasına da “müziğimi sevmezseniz bari kimin yaptığını da görmezsiniz.” falan diyordum. Sonra zaten sahneye atlayıp muhteşem dansçı Cihangir Gümüstürkmen ile de göbek attım. Zorunluluktan ziyade daha çok matraklık olsun kafasıydı yani. Performansdan performansa göre hazırlanıyorum. Ama şimdi her performansında acayip şeyler giyinen bir insan hiç olmadım aslında.

Müziğinde, parçası olduğun LGTİ gibi derneklerin ve kulüplerin nasıl bir yeri ve önemi var?

DJ’liğe LGBT*QI ortamında başladım. Sonuçta bir partide Alman organizatörün “Türkiyeli misin?  Lezbiyen misin? DJ yok hadi gel sen çal” denilerek başladım. (Gülüyor) Sonra yirmi yıldır Berlin’de yer alan Gayhane – HomOrient-House of Halay partisinde çalıyorum resident DJ olarak. Ve açık lez yasadığım için ve sonuçta yıllardır LGBT*QI aktivizmin içerisindeyim . Tabii ki müziğimde her zaman bir queeraspekt var.

Berlin’de yetişmeseydin ve aynı müziği Türkiye’de, bunun içine doğan, içinde büyüyen insanlar için yapıyor olsaydın, yine bu kadar ilgi görebileceğini düşünüyor musun peki?

Doğrusu bilmiyorum. Türkiye’de büyümüş olsaydım acaba müzikle ilgileniyor mu olurdum, yoksa pilot mu, yoksa sporcu mu veya avukat belki de ev kadını mı olurdum? Bilmiyorum, hiç de düşünmedim doğrusu.

Ekipmanların neler, nasıl bir değişim süreci geçirdiler?

Ilk DJ’liğimi kasetle yapmıştım. Kaset ve plak ile bir süre çalıyordum.  Sonra kaset ve CD, sonra CD, sonra da Traktor’a scratche geçiş. Traktor S4, simdiyse CDJ2000nexus Recordbox ve Traktor Z1 & X1 kullanıyorum. Müzisyenler ile sahne aldığımda yani canlı performanslarımda Ableton Live & Apc 40 ve korg’in midi-klavyesini, bazen Korg’un wave drum’ını da eklediğim oluyor. Gruba bağlı.

Ben bu arada özellikle sadece kadınlara, trans* ve queer kimlikli insanlara yönelik DJ workshopları da veriyorum. Hatta Iphone ve Ipadleri de DJ-tool olarak dahil ediyorum. Yani low-budget-dj-on-demand style. (Gülüyor) Bilgi paylaşımını, öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum.

Ezhel ile akrabasınız. Yaptığı müzik hakkında ne düşünüyorsun? İstanbul’a bir sonraki gelişinde birlikte çalmak gibi planlarınız da var mı?

Tabii ki Türkiye’de Ezhel ile sahne almak isterim. Berlin konserinde zaten DJ’lik yapmıştım ve çok eğlenmiştik.

Ezhel’in tutuklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ezhel ile ikinci dereceden kuzeniz ve evet Ezhel’i çok seviyorum. Yaptığı müziği de, beatlerini de, tutumunu da…  Ezhel yıllardır rap, hip-hop camiasında oldukça eleştirel bir açıdan müzik yapıyordu ve çok uğraşıyordu. Her zaman hakkını da alamamıştı. En sonunda oldukça başarılı bir yere geldi ve dinamik, değişime açık olan insanlardan oluşan bir kitleye erişti.  Ezhel ayrıca her şeye çok saygılı sevgi dolu bir insan. Gördüğümüz gibi, maalesef başarısını kaldıramayan, gözlerinde diken olan insanlar da var. Hapse atıldı. Tamamıyla bir haksızlık yüzünden, sadece şarkı sözüne dayanan çok komik bir nedenle. Yakında dışarı çıkmasını çok umuyor ve kaldığı yerden devam etmesini çok istiyorum. Hayranları onu yalnız bırakmıyorlar, yanındalar, arkasındalar. Bu muhteşem bir şey.

Comments are closed.