“Eğer batırırsak lütfen bize bir şey fırlatmayın’’

Röportaj|

Ankara çıkışlı rock & roll topluluğu Heavy Sky’ın vokalisti olarak hayatımıza giren Batu Akdeniz geçtiğimiz ay ilk solo EP çalışması Hayat Böyle’yi servis etti. Hayatının olağan akışında bir değişim sürecinden geçen müzisyen bu solo kaydında kendini yeniden keşfe çıkıyor. Biz de bu heyecan verici sürece ortak olalım istedik ve Batu Akdeniz’le ona “hayat böyle” demeye iten hissiyatı, Ankara rock müzik cenahı hakkındaki düşüncelerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Merhaba Batu, nasılsın? Oldukça heyecanlı ve dolu dolu geçen bir sürecin içerisinde olduğunu tahmin ediyorum. Günlerin nasıl geçiyor?

Merhaba Sena! Tam olarak tahmin ettiğin gibi, çok keyifli ve unutulmaz bir süreç geçiriyorum. Albüm yayımlanalı bir ay oldu. Burada, Ankara’da şahane geçen ilk konserimizi verdik ve şimdi daha fazlası için planlar yapıyoruz. Bunun yanında albümün mini bir akustik versiyonunu hazırlıyoruz. Ben bu sırada albümde yer almayan yeni besteleri ele almak için sabırsızlanıyorum. Şu anda da The Who eşliğinde bu sorularına yanıt veriyor, seni selamlıyorum!

Heavy Sky’dan bağımsız olarak bir EP çıkarma fikri nasıl gelişti? Bu fikrin filizlenmesi ve albümün bize ulaşması arasında geçen sürece değinebilir misin?

Son bir-iki yıldır fikirsel ve ruhsal olarak bazı değişimler geçirdiğimi düşünüyorum. Bu beni hayatın içinde daha farklı şekilde konumlandırmaya başladı ve bu elbette müziğime de yansıdı. İlk kez Türkçe parçalar yazdım ve bunların Heavy Sky ile şimdiye kadar yaptıklarımdan farklı olduğunu, farklı bir biçimde ele alınması gerektiğini düşündüm. Yeni bir dil kafamda “yeni bir ses’’ fikrinin de fitilini ateşledi. Yıllardır tanıştığım sevgili dostum Anıl Yazıcı ile birlikte önce Dans Et’i kaydettik. Tavan arasında! Sonuç o kadar hoşuma gitti ki diğer demoları da ona getirdim ve bir senelik kayıt süreci sonrasında Hayat Böyle ortaya çıktı.

Hayat Böyle oldukça kişisel fakat bir o kadar da herkesin ruhuna dokunabilecek tınıda beş şarkıdan oluşuyor. Üretim sürecinde nelerden ilham aldın? Seni “hayat böyle” demeye iten şarkıların merkezinde nasıl bir hikâye var?

Böyle düşünmene çok sevindim. Sanırım sana az önce söz ettiğim bu değişim döneminde hissettiğim her şey bana ilham verdi. İnsanları, sokakları, aşkı, kısacası hayatı yirmi dört yaşına kadar yaşamadığım bir şekilde ele almaya başladığımı düşünüyordum. “Asla Vazgeçmem’’ isimli parça -albümde sözlerini en çok sevdiğim parça- aslında tam olarak bunu cevaplıyor: “Dünya bile dönüyorken / Yaşarken ölmeler varken asla vazgeçmem aramaktan / Masken hızla düşüyorken bir şey yok utanman gereken / Hiç korkmam ben sargısız yaralardan.’’

Open in Spotify

Heavy Sky ile LP ve sonrasında da solo olarak bir EP kaydettin. Bu iki farklı deneyimi karşılaştıracak olursak solo kayıt oluştururken herhangi bir zorluk veya kolaylık tecrübe ettin mi? Solo albümünün müzikal kariyerin adına bir dönüm noktası olduğunu hissederek kayıt yapmak sürece nasıl yansıdı?

Muhteşem bir soru. Heavy Sky ile Dreamer’ı kaydederken bir prodüktörümüz ya da aranjörümüz yoktu. Bize ne yaptığımızı ya da yapmadığımızı söyleyecek bir tane adam yoktu yani. Bu albümde ise Anıl’ın müzikal algısına güvendim ve duyduğun her şey ikimizin kafasından çıktı, çoğunlukla onun. (Gülüyor) “Bunu böyle yapmalısın / Burada ne biçim söyledin / Buraya bunu koymak sence iyi bir fikir miydi” gibi münakaşalarımız tabii ki oldu ama bu işin doğasında var. İkisini kıyaslayacak olursam ikisi de çok farklı iki deneyimdi. İkisi de uzun ve yıpratıcıydı ama sonuçta müzik yapıyoruz. Bu kolay olmaması gereken bir şey zaten. Kayıt sürecine dönüp baktığımda, çatı arasında kaydettiğimiz için Ankara’ya bize verdiği her sağanak yağmur için küfretmek (ses direkt mikrofonlara kaçıyordu) ve aşağıda misafir varken bağırarak şarkı söylemek gibi baya komik, rock & roll deneyimlerimizi hatırlıyorum. Onları tebessümle hatırlıyorum.

Ankara çıkışlı bir müzisyen olarak Ankara rock müzik sahnesinin günümüzdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsun?

Dürüst olmak gerekirse öyle bir sahnenin varlığına artık inanmıyorum. Eğlence kültürü ile müzik kültürü kavramları arasında dramatik bir fark olduğunu düşünüyorum. Bazı insanlar Ankara’nın eğlence kültürünü övüyorlar, müzik kültürünü övdüklerini sanarak. Ankara’da insanları lokal bir hard rock konseri için ayda bir geceden fazla dışarı çıkaramazsınız. Metal müzik ya da hip-hop, rap müzik fanları, müzisyenleri arasında her zaman daha sıkı bir birliktelik olduğunu düşünüyorum. Bence olaya karşı daha sahiplenici ve aidiyet hissiyle hareket ediyorlar.

Bu olumsuz durumu bir kenara bırakırsak, çok yetenekli müzisyenlerin yine Ankara’dan yetiştiğini, filizlendiğini görmek çok şahane. Yaz aylarıydı, Heavy Sky ile uzun süre sonra Ankara’da çaldık IF’te. Orada iki kız kardeşin (ve ikizdiler) birlikte çaldıkları Persona isimli bir grup izledim ve enerjilerine bayıldım. Türkiye’de iki kadının ellerine gitarlarını alıp bağıra bağıra şarkı söylemesi dünyanın öbür taraflarına göre çok daha değerli ve özel bir şey. The Trips var sonra, Voodoo Blues’da izleyebilirsiniz onları. Orada çalan iki müzisyen arkadaşım Che ve Aslan şu an benimle solo projemde çalıyorlar. Gördüğün gibi çaldım onları! (Gülüyor) İnanılmaz kabiliyetli, ’70’leri özümsemiş ve çok iyi kavramış adamlar. Daha bir sürü örnek vardır şu an aklıma gelmeyen; anlayacağın, müzisyen yetiştirmekte yine bir problem yaşamıyor Ankara. Ama Ankara rock müzik sahnesi diye bir şey de yok.

Hazır Ankara demişken, lansman konseri 27 Ekim’de Ankara’da gerçekleşti. Nasıl tepkiler aldın?

Muhteşemdi. Çok gergindim, gergindik ama muhteşemdi. Zaten dayanamayıp sahneden şunları söyledim: “Şu an çok gerginiz, eğer batırırsak lütfen bize bir şey fırlatmayın.” İnsanın kendi ismiyle bir konser vermesi çok farklı bir hismiş. Başa dönüyorsun biraz kafa olarak. Sanki ilk konserin gibi. Çok kalabalıktı ve çok güzel tepkiler aldık. Heyecanım biraz da bu yüzden. Farklı bir tarzla, farklı bir dille, yeni bir orkestrayla hareket etmeye başladım. Yepyeni, beni daha önce hiç dinlememiş bir kitleye ulaşmaya başladım ve bu benim için korkunç bir heyecan unsuru. Kendimi en başta hissediyorum. Heavy Sky’dan Batu olarak 4 yıldır vardım ama şu an sadece Batu Akdeniz’im ve sanki sadece bir aydır ortalarda varım.

Son zamanlarda sık sık dinlediğin ve dinleyicilerine önermek istediğin bir grup/müzisyen var mı? Özellikle Türkiye bağlamında rock müzik sahnesinden ve alternatif sahneden kimleri dinliyorsun?

Goodbye June, Tyler Bryant, Highly Suspect, Dan Owen… Bunlar son dönemde beni en çok heyecanlandıran isimler yurtdışından. Çok yakın zamanda Gözyaşı Çetesi’ni keşfettim Türkiye’den. Bence çok iyi müzik yapıyorlar. Ekin Beril’in durduğu yeri ve yaptığı müziği çok seviyorum. Sena’nın (Şener) muhteşem ve benzersiz bir sesi olduğunu düşünüyorum, her dinlediğimde beni çok şaşırtıyor.

Gelecekte Batu Akdeniz’in müzikal yolculuğu nasıl olacak? Bizi bekleyen yeni projeler ya da netleşen konser tarihleri var mı?

Solo kariyerim kesinlikle devam ediyor ve önceliğim o. Sürekli daha fazla kaydedip, daha fazla insanla paylaşabilmeyi umuyorum müziğimi.

Share

Comments are closed.