“Eski bir nükleer araştırma sahasında”

Röportaj|

Yılın ilk günlerinde yayımladığı debut kısaçaları Black Holes ile radarımıza giren Aux animaux röportaj köşemize konuk oldu. Ghosty ve Jons mahlaslı iki üyenin birleşimindeki ekipten Ghosty sorularımızı yanıtladı.

Sizinle ilk kez bu röportajda karşılaşacak insanlar olacak. Bu nedenle filmi başa saralım. Proje ne zaman ve nasıl başladı?

Proje 2015 yılının Noel tatilinde başladı, yani iki yılı biraz geçti başlayalı.

Aux animaux isminin spesifik bir hikayesi var mı?

Aslında gruba İngilizce isim arıyorduk ama bulduğumuz tüm isimlerin bir versiyonu çoktan alınmıştı. Grup kurulalı bir yılı geçmişti ve hala isim yoktu. O arada benim Fransızca öğrenmem için Fransa’da bulunduğumuz sırada aklımıza geldi. Simetrisi dolayısıyla hoşumuza gitti. Bir de vegan bir grubuz ve mesela The War şarkısını hayvan hakları için yazdık. O yüzden de Fransızca’da “hayvanlar için” demek olan bu isim bize anlamlı geldi.

Stockholm’de kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Jons doğma büyüme Stockholmlü. O yüzden daha evinde hissediyor olsa da sürekli burada kaçma peşinde olan o. Şu ana kadar bir süreliğine yaşadığı yerler arasında Antartika bile var. Ben yaklaşık on senedir buradayım ve tıpkı İstanbul ile olduğu gibi Stockholm’le de bir sevgi-nefret ilişkisi geliştirmeyi başardım. Zor olan yanları kışın soğuğu, karanlığı ve açıkçası biraz da insanların soğukluğu. Güzel yanları da var tabii. Mesela şehirle doğanın iç içe olması, sistemin getirdiği çeşitli özgürlükler gibi.

Şehrin alternatif ve deneysel müzikle ilişkisi ne durumda?

Deneysel müzikle ilgilenen bir grup var ama kendi içlerinde, biraz kapalı bir grup. Alternatif müzik konusunda ise yeni gruplara sahnesini açan çeşitli mekanlar var.

İki kişi olarak kariyerinize başladınız ve devam ediyorsunuz. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden çıktığınızı düşünürsek bu farklı bakış açılarının müziğinize etkisi hakkında neler söylersiniz?

Farklı ülke ve kültürlerden olmamız değilse de müzikal altyapı farklılıklarımızın müziğimizi etkilediğini söyleyebilirim. Jons’un piano ve konservatuar geçmisi var, klasik müzik dinleyerek büyümüş. Benimse Kadıköylü çoğu kendi kendine müzik yapmaya başlayan müzisyen gibi yabancı alternatif müzik ağırlıklı bir birikimim var. O teorik düşünürken, ben ise büyürken dinlediğim müziklerin birikimiyle daha içsel bir şekilde yaklaşıyorum. Her ne kadar iki zıt uç gibi görünse de aslında bu konuda birbirimizi tamamlıyoruz.

Üretim süreciniz nasıl gerçekleşiyor? Sizi bir şarkıya götüren etkenler neler?

Üretim süreci şarkıdan şarkıya değişiyor. Bazen Jons’un başladığı basit bir beat’e ben şarkı sözleri ve vokali ekliyorum. Bu ilk çıkan taslağa göre de şarkıyı geliştirip diğer enstrümanları ekliyoruz. Bazen de benim başladığım vokallerle şarkının gerisini yazıyoruz. Prodüksiyon kısmında ikimiz de aktifiz.

Yılın ilk günlerinde gelen Black Holes adlı EP’niz için tebrikler! Tümüyle bağımsız olarak kaydedildi ve yayımlandı değil mi?

Teşekkür ederiz. Evet, ilk EP’miz tamamen bağımsız olarak yayımlandı. Şarkılar, kayıt, prodüksyon, aranjman, miks, mastering ve müzik videoları tamamen bize ait. Daha önce böyle bir tecrübemiz olmadığı için kendi kendimize işin bütün teknik kısmını öğrenmemiz de zaman aldı tabii. Eski bir nükleer araştırma sahasında çekilen albüm kapağı ise Almanya’da yaşarken tekrar yollarımızın kesiştiği arkadaşımız Kenan Haliloğlu’na ait. 

EP’nin merkezinde nasıl bir hikâye ve ne gibi mesajlar var?

Şarkılar genelde önem verdiğimiz konular ve etrafımızda olan bitenle ilgili. Revolution son birkaç yıldır Türkiye’de olup bitenlerle alakalı. Street Fright da aslında Türkiye’de okuduğum bir haberden sonra yazdığım bir şarkı. Black Holes ise genel olarak sistem köleliği ve bunu kırmayla ilgili. The War’u ise daha önce belirttiğim gibi hayvan hakları için yazdık.

Birçok farklı şehirde sahne aldığınızı biliyoruz. Yakında bunlara İstanbul da eklenecek mi?

İstanbul’da çalmayı çok istiyoruz. Umarız kısa zamanda bir festival kapsamında ya da başka bir şekilde çalabiliriz!

Paylaş

Comments are closed.