Florence and the Machine – High as Hope

Albüm Kritik|

Florence and the The Machine’in dördüncü uzunçaları High As Hope grubun lideri Florence Welch’in en kişisel albümü.

Ergenlik döneminde güzel hissetmek için kendini aç bıraktığı günleri andığı Hunger’dan kız kardeşinin doğum gününü mahvettiği için günah çıkardığı Grace’e kadar Welch’in otuz bir yıllık hayatının en hassas zamanlarına tanıklık ediyoruz. İçkiyle sorunu olduğu günler artık uzakta kalmış, zayıf noktalarını kabul etmiş ve tüm “kusurlu” taraflarıyla yüzleşmiş, olgunluk dönemine doğru ilerleyen bir kadın var karşımızda. Patricia’da “Kutup Yıldızı” olarak tanımladığı yol göstericisi ve ilham kaynağı Patti Smith’i anıyor. Artık kendisiyle iletişim kurmayan ama hâlâ çok sevdiği aşkının üstesinden gelmek için büyük bir tanrıya içini döktüğü Big God ise hepimizin kendini özdeşleştirebileceği bir şarkı. Albümü kapatan No Choir ise Welch’in insanın içine işleyen vokaliyle daha ilk sözlerinde şarkının devamını merak ettiriyor. “Mutlu olmak hakkında yazmak zor / Çünkü büyüdükçe mutluluğun olaysız bir konu olduğunu anlıyorum” diyerek şarkı yazışı hakkında fikir veriyor ve şarkı boyunca kariyerinin akıbetini sorguluyor. Sadece sesiyle şarkıya başlayıp dinleyiciyi kendisine bağlamasıyla bir başka efsane ses Michael Jackson’ın Invincible albümünden Speechless’e girişini anımsatıyor. Kadın vokallerle arasında mesafe olan beni sesine hayran bıraktıran Welch’i takdir etmek kalıyor geriye. Albümde Joni Mitchell ve Patti Smith gibi efsane kadın şarkıcı ve söz yazarlarının tarzlarıyla karşılaştırma yaparken bulabilirsiniz kendinizi. Hatta Lana Del Rey tınıları da hissederseniz şaşırmayın çünkü Del Rey’in en büyük hitlerine katkıda bulunan prodüktör Emile Haynie’nin High As Hope’ta da parmağı var. 2013’te Baz Luhrmann’ın filmi The Great Gatsby’nin soundtrack projesi üzerinde çalışırken tanışan ikili bu albümü de Londra ve Los Angeles arasında mekik dokuyarak kaydetmiş. Albümde ayrıca Jamie xx ve Kamasi Washington’ın da katkısı olduğunu belirtmek gerek. Yer yer hem söz hem aranjman bakımından fazla hüzünlü, ağır ve dinleyiciyi çok kolay sıkabilen kısımlar yok değil. Yine de albüm geneline baktığımızda Welch’in günlük hayattan seçtiği samimi ve bir o kadar derin sözleri ve duygulu vokali bu açığı kapatıyor. Bir bakmışsınız No Choir’i sürekli dinlemeye başlamışsınız ya da son mesajınıza cevap vermeyen, o bir zamanlar sevdiğiniz kişiyi düşünüyorsunuz.

Share

Comments are closed.