Güneşin altındaki acı

Portre|

Fransa’nın Frank Sinatrası olarak anılan Charles Aznavour daha geçen günlerde yüzüncü yaşını büyük bir konserle kutlayacağını açıklamıştı. Bu yaşını göremeden 1 Ekim’de aramızdan ayrılsa da doksan dört yıllık hayatına pek çok yaşanmışlık sığdırdı.

Şahnur Varinag Aznavuryan, 22 Mayıs 1924 tarihinde Ermeni kökenli bir ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya geldi. Oyuncu bir anneye ve şarkıcı bir babaya sahip olmanın kaçınılmaz sonucu olarak küçük yaştan itibaren oyunlarda yer alıp şarkı söylemeye başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ona kendi şarkılarını yazıp söylemesini öğütleyen Edith Piaf’la turneye çıktı.

1960’ta François Truffaut’nun Tirez sur le Pianiste filminde rol almasının ardından iyice ünlenmeye başlayan Aznavour üç yıl sonra New York Carnegie Hall’da verdiği konserle uluslararası bir yıldız olduğunu kanıtladı. Uzun ve verimli kariyeri boyunca altmıştan fazla filmde rol aldı, binden fazla şarkı yazdı ve altı dilde (Fransızca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Almanca ve Rusça) şarkı söyledi. Liza Minnelli gibi yıldızları yetiştiren Aznavour’un şarkılarını sadece Minnelli değil; Frank Sinatra, Ray Charles, Bob Dylan, Elton John, Jose Carreras ve Julio İglesias gibi sanatçılar da seslendirdi. Son günlerinde bile her gün bir şeyler yazıp yeni bir turneye çıkmayı düşünen Aznavour üretkenliği hiç bırakmadı. “Hep ileriye doğru giderim. Benim için geri adım yoktur.”

Hüznün bir şarkı konusu olarak popüler olmasını Aznavour’a borçlu olduğumuzu savunan yönetmen Jean Cocteau’ya hak vermemek elde değil. Hüzün ve aşk, geriye dönüp yirmi yaşında olduğu zamanlara baktığı Hier Encore’dan baştan çıkarıcı sözleriyle Fransız radyosunda yasaklanan Apres L’Amour’a, bir homoseksüelin acıklı hikâyesini anlattığı Comme Ils Disent’den yıllar sonra Elvis Costello uyarlamasıyla Notting Hill filminde karşımıza çıkacak olan romantik She’ye kadar pek çok şarkısında en çok işlediği konular olacaktı. Comme Ils Disent ile Fransa’da homoseksüellik hakkında ilk şarkıyı söyleyen kişi olan Aznavour’un şarkı sözlerindeki cesareti bilinçliydi: “Konuşulmaması gereken şeyler hakkında konuşmak benim için bir hastalık gibi. Homoseksüellikle başladım ve her tabuyu kırmak istedim.”

Tartışmalı konularla birlikte herkesin kendiyle özdeşleştirebileceği sözler yazmakta usta olan sanatçının en iyi şarkılarından neşeli ama hüzünlü Emmenez-moi’yı her dinleyişte başka bir yere gitmeyen dinleyici var mıdır şu sözlere rağmen? “Götürün beni dünyanın sonuna / Hayal ülkelerine götürün beni, harikalar diyarına / Bana öyle geliyor ki acıya / Güneşin altında daha kolay katlanılır.”

Güzel sözleri ve sesinin yanı sıra oyunculuk geçmişi de 1.60’lık Aznavour’u sahnede devleştiren bir unsurdu. 1968 yılında Paris’teki Olympia’da sergilediği La Bohème performansını izlemek bile bunu anlamaya yeter. Sırrı aslında basit: “Sahnede seyirci için şarkı söylemiyorum. Kendim için söylüyorum ve bunu seyirciye veriyorum. Paylaşıyoruz. Paylaşım yoksa iyi değildir.” Aznavour’un en popüler olduğu dönemdeki hayran kitlesiyle günümüzde onu yeniden keşfeden dinleyiciyle birleştiren en ünlü şarkısı La Bohème’le ilgili bir anısı vardır elbette herkesin. 1960’ların sonunda ve 70’lerin başında büyüyen annem ve teyzemi gençlik yıllarının en mutlu anlarına götüren şarkı beni üniversitede Fransızca kursuna yazılmaya teşvik eden ve sözlerini İngilizce çevirisiyle kıyaslayıp öğrenmeye çalıştığım bir chansondu mesela.

Tüm dünyada herkesin hayatına bir şekilde dokunan Charles Aznavour, Ermenileri desteklediği için ülkemizde Türk düşmanı olarak anıldı hep. Bu konuda doğru bir yargıya varmak için kendi sözlerine kulak vermek yeter:  “Seyircimin arasında her dinden, renkten, gelirden ve dilden insan var. Şarkılarımı seven herkese açığım.”

Share

Comments are closed.