Güzel insanın vedası

O kötü haberi aldığımdan bu yana Cornell’in röportajlarına yeniden göz atıyorum, şarkı sözlerini yeniden hatırlıyorum. Karşımda mutlu bir baba ve eş var. Büyük bir müzisyen var. Karşımda güzel bir insan var. Ama kendi isteğiyle Cornell artık yok ve bu his bıçak gibi kesiyor.

Cornell için “90’lar rock & roll tavrının öncülerinden” yorumlarının çok sık dönüp durduğu günlerdeyiz. Müzik camiası tüm dünyada onun ses verdiği albümleri ve şarkıları dinliyor şu sıralar. Audioslave’den grup arkadaşı elli iki yaşındaki Cornell’e adayarak kaleme aldığı şiirde “sen gerçektin” diyor. Onu açıklayacak en net cümle bu olmalı. Paul McCartney, Jimmy Page, Elton John ve Nile Rodgers’ın da aralarında bulunduğu onlarca müzisyen Cornell hakkındaki duygularını dile getirdi ama bunların hiçbiri Tom Morello’nun o iki kelimelik cümlesi kadar vurucu gelmedi bana. “Sen gerçektin.

Bilirsiniz ünlü biri hayatını kaybettiğinde bunun mutlaka bir devrin sonu olduğu konuşulur. Şimdi de “grunge öldü” deniyor. Hayır, grunge henüz Kurt Cobain hayattayken ölmüştü. Ama evet, Chris Cornell’in grunge ile ilişkisi çok derindi. Erken dönemdeki kayıtlarıyla, Soundgarden ile ürettikleriyle ve Pearl Jam, Alice in Chains, Nirvana gibi ekiplerle olan etkileşimiyle bunu söylemek zor değil.

1960’lı yıllarda dünyaya gözlerini Seattle’da açan ve müzikle ilgilenen herkes gibi grunge’tan nasibini aldı Chris Cornell. Bunun aksi zaten mümkün değildi. Dave Grohl’un söylediği doğruydu: “Grunge o dönem için bir mıknatıstı. Yakalanmamak için yaşamaman gerekiyordu.”  Cornell yıllar sonraki röportajlarında bile grunge’a bok atmadı. Onun içinden geçti, onu daha ilk günlerinde yakaladı ve büyütenlerden biri oldu. Ama Cornell grunge’ın sınırlarını aştı. Kariyeri boyunca başka şeyler denedi ve bu deneylerinde o başka şeylerin de altından kalkabildi.

2000’lerin başında albümler çıkaran Audioslave grubunu kurdu. Kariyerinin her döneminde Latin Amerika’dan Kıta Avrupası’na kadar uzanan şehirlerde stadyumları doldurdu. Solo olarak çalışmalar yürüttü. Soundtrack projelerinde, başka müzisyenlerin albümlerinde yer aldı. Sonra en başa, 1980’lerdeki o ilk hikayesine ekibiyle birlikte döndü Cornell. Soundgarden’a. Majör grubun bu yıl içinde açıkladığı konser takvimine bakıyorum. Bu pazartesi Denver’da çalıyorlar. 25 Mayıs akşamı Houston’da konserleri var. Hemen diğer gün Dallas’tan bekleniyorlar. Bu günler Soundgarden için asla gelmeyecek. 17 Mayıs akşamı Detroit’de gerçekleşen sahneleri onların son konserleriydi. Çünkü Cornell böyle istedi.


Mutlu bir son değil bu, ama anlıyorum. Kusursuz bir müzisyen. Her fırsatta çocuklarını ve eşini ne kadar sevdiğini anlatan bir aile babası. İstediği her şeyi satın alacak kadar varlıklı bir adam. Şarkı sözleri ve vokal tavrıyla tüm dünyaya yayılmış bir efsane. Cornell’in hikayesinde kusurlu hiçbir nokta yok. En azından buz dağının su üzerindeki kısmında yokmuş gibi görünüyor. Ama hayat denilen şey bu kadar kusursuz değil.

Çetin Altan’ın lafıdır: “İki çeşit insan vardır. Mezara girenler ve ansiklopedilere girenler.” Cornell’ın vedasıyla güzel bir insan bu dünyadan koptu, ama onun şarkılarının yankısı takvimler işlediği müddetçe aynı kalacak. Çünkü iyi müzisyenler mezara girmezler.

Comments are closed.