İstanbul ve Imagine Dragons

Konser|

Bu kalabalığı bekliyordum. Konserin yoğun ilgiyle karşılanması benim için sürpriz olmadı. Ama itiraf etmeliyim ki Imagine Dragons’ın bu kadar güçlü bir sahne performansına imza atması benim için şaşırtıcıydı.

İlk saniyeden gecenin enerjisine dair sinyali verdiler aslında. Eğer bir müzisyen / ekip sahneye en güçlü şarkısıyla çıkıyorsa, o şarkıyı kitlenin konsere bağlılığını sonlara kadar hissedebilmek için bekletmiyorsa kendine güveni tam demektir. Eylül 2012 çıkışlı Night Visions’ın ilk sırası Radioactive’den bahsediyorum. Hani şu neredeyse tek başına Imagine Dragons’ı Grammy ile tanıştıran şarkıdan. Başlangıcın bu üst seviyesi Küçükçiftlik Park’ın tamamında karşılığını buldu.

Binlerce insanın tek bir ağızdan sahneye eşlik etmesi çok değerli saniyelerdi. Bir an frontman Dan Reynolds sussun, herkes sussun istedim. Hemen yanımda babasıyla birlikte konsere gelen on iki – on üç yaşlarındaki bir çocuğun ve diğer yanımda kırk yaşlarındaki birinin gözyaşlarıyla birlikte şarkıyı haykırışını keşke herkes duyabilseydi. Benim için 2 Eylül ’18 tarihinde gerçekleşen Imagine Dragons konserinin simgesi o iki farklı yaşlardaki, iki farklı dünyadaki insanın tek şarkıda aynı tutkuyu hissedebilmesiydi. Imagine Dragons’ın en az Grammy kazanmak kadar önemli diğer başarısıydı bu.  

Sahne ile izleyicilerin olduğu ön cephe arasında yaklaşık beş metrelik bir boşluk var. Grup bu boşluğu bir köprü platform ile kapatmıştı. Diğer üyeler enstrümanlarıyla sahne merkezinde kaldılar, ama Dan sürekli olarak o alanı kat etti ve izleyicilerin hemen önündeki platformun bize en yakın tarafında şarkılarını söyledi. Şarkılarını söyledi diyorum, elbette gerçekleşen bunun daha fazlasıydı. Imagine Dragons gibi bugün New York, Barcelona, Londra, Atina ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir dünya şehrinde sold-out sahneye çıkan topluluk salt şarkılarını söyleyip gitse kimse oradan mutsuz ayrılmaz. İşte bu standart çizgi onlara yetmiyor, önceki akşam yetmedi. Her şarkının farklı ışık tasarımı, farklı görsel hazırlığı ve başka enerjisi var. Bunu yakaladılar. Bunu herkese yaşattılar. Arena rock denilen tavrın daima bol prodüksiyonlu vasat sounddan oluşmak zorunda olmadığını kanıtladılar.

Konser alanına The Vaccines sahneye çıkmak üzereyken dahil oldum. Önem verdiğim ekiplerden biridir Londralı Vaccines. Son iki albümdür başka seviyede yer almaya çalışıyorlar ve şarkılarının canlı performanstaki yansımaları da takdiri hak ediyor. Kısa süre kaldılar sahnede ama formda olduklarını anlayabiliyordunuz. Yine de onları Liam Gallagher’dan önce, rock & roll havasının daha ağır bastığı bir atmosferde izlemek çok daha iyi olabilirdi. Hatta Liam’dan önce çıkan Starsailor’ın da Imagine Dragons açılışına daha çok yakışacağını belirteyim. 

 

Yazıyı tekrar Imagine Dragons anlarına çekiyorum. I Don’t Know Why, Believer, Thunder gibi yeni şarkılarda ekstra yükselerek yaklaşık iki saat boyunca konsere devam ettiler. Sonlara doğru ana sahneyi terk edip mekanın ortasında, izleyicilerin arasında hazırlanan özel havuz sahneye çıktılar. Bu bana Elvis’in 1968’deki TV kaydı için hazırlanan sahneyi hatırlattı. İlk albümden Amsterdam dahil beş şarkıyı akustik merkezde seslendirdikten sonra tekrar büyük sahneye geçiş yaptılar. Bu geçişler belli ki grubun son albüm Evolve kapsamında tam bir yıldır sürdürdüğü turnedeki her konserin akışında yer alıyor. Buna karşın sanki tamamı ilk defa söyleniyormuş gibi yüksek enerjisini yansıtmayı başardı Imagine Dragons.

Dan bir şarkı boşluğunda bunun İstanbul’daki ilk konserleri olduğunu ama asla son olmayacağını söyledi. Diğer konserlerde duymaya alışık olduğumuz cümleler bunlar. Yine de eminim ki Imagine Dragons özelinde doğruluğu kesindir. Neredeyse kapalı gişe gerçekleşen görkemli bir konsere imza attılar çünkü. Her şeyin sonunda kapıya yöneldiğimde insanlar az önce duydukları şarkıları mırıldanıyordu.   

Share

Comments are closed.