Karanlık dansı doğurdu

Konser|

28 Mayıs gecesi Elz and the Cult, Drab Majesty ve Jakuzi tek sahnedeydi. Dark Night başlığıyla Zorlu PSM’nin içinde yer alan Studio’da gerçekleşen performansların karanlığı dansı doğurdu. Şahidi de bendim. (Yazı & Fotoğraf: Merve Dağlıoğlu)

İstanbul çıkışlı gotic pop üçlüsü Elz and the Cult, I Did This to Myself teklisi ardından Polycephaly adını taşıyan ilk stüdyo albümünü yayımladığında ’80’ler ruhunu taşıyan biz ’90’lı çocukların yıldırım bakışlarını bir hayli üzerine çekti. Gerek sahne kostümleri, gerek saç ve makyajları, gerekse canlı performans ve sahne sürprizleri ile merak uyandıran üçlünün sadece dinlemek için değil izlemek için de takip edilmesi gerektiğini ikinci stüdyo albümü Psychodramanın lansman gecesi anlamıştım.

Dark Night gecesinin adının hakkını vererek simsiyah kostümü ile sahneye çıkan Elz konserin açılışını adeta tek renkli bir fotoğraf gibi Monochrome parçası ile başlattı. Kısa bir çalışla ikinci şarkıyı da dinledikten sonra Die Once More ile birleştirdiği Cold War adeta sahnelendi. Bazı müzikseverlerin de benim gibi dinlemek ile izlemeyi bir arada yaptıklarını görerek ön saflarda kendilerine yer bulmak için hareketlendiklerini görüyordum. Tabii Kutay Soyocak ile düet olarak kaydedilen Cold War’da belki bir sürpriz olur diye beklemedim değil.

We Never Met ardından gelen I Did This To Myself ile izleyiciler artık kendilerini ritme bırakmışlardı. Derken konserin üçüncü bölümünde ise ışık oyunları ile birlikte sahnede Elz başta olmak üzere hem klavyede Eylül Deniz hem de bas gitarda Efe Akıncıoğlu’nun depresif tüm tınıları izleyenlerde vücut buldu. Dinlemeyi çok sevdiğim Faith in Me ardından beş saniye gibi kısa bir sessizlikten sonra geçtiğimiz günlerde Ampirik Records etiketiyle yayınlanan Growing Pains (Run) ile muhteşem bir kapanış yaparak sahneden indiler.  

Elz and the Cult’ın ardından sahne Drab Majesty’e devroldu. Platin sarı kahküllü saçları, deri ceketleri ve kara gözlükleri ile sanki bir bilim kurgu filminden fırlamış gibiydi ikili. Drab Majesty fikir babası Andrew Clinco, nam-ı diğer Deb Demure aslında bir davulcu. Gizliden gizliye gitar çalmayı öğrenmiş, 2015 yılında kendi projesi için kolları sıvamış ve post-punk tavrını ortaya koymuş.

Elmanın diğer yarısı Mona D ise konser boyunca klavyelerinde karanlık ve “dünya dışı” olarak adlandırılabilecek bir tını takındı. Sevdiğim iki parçaları Cold Souls ve Ellipsis’i art arda çalarak gönlümü eylediler. Usturuplu bir marjinallikleri olan ikilinin synth altyapıları ve romantik tonları çok kuvvetli olmakla birlikte iki albümden toplam dokuz şarkı çalarak sahneden indiler.

Kutay Soyocak ve Taner Yücel tarafından kurulan Jakuzi ekibine sıra geldiğinde dinleyenler  iyice dansa ısınmış ve daha fazlasını bekler haldeydiler. Bas gitarda Meriç Erseçgen, gitar & synthlerde Ahmetcan Gökçeer, davulda ise Can Kalyoncu’nun olduğu ekip darkwave ile synthpop tavrına karnımızı doyurdu. Hata Payı albümünden Sana Göre Bir Şey Yok ile başlattıkları sahneleri Şüphe ve Yangın ile devam etti. Dinleyenler yerlerinde duramamaya başlayınca sahne de hareketlendi.

Gördüğüm Rüya, Köprü, Aptal Bir İnat gibi sevilen şarkılarının yanı sıra İstemezdim ve Hiç mi Yok ile dans iyice arttı. İstediğin Gibi Kullan ve Koca bir Saçmalık ile sahnede de enerji yükseldi. Kutay Soyocak’ın minimal dansı ile daha da coştuk. Tüm eller telefonlara gitti ve kayıt tuşuna bastı pek tabii.


Toz
, Kendine Rağmen, Bir Şey Olur ve Teselli ile Jakuzi sahnenin kapanışını yaparken alkışlar neticesinde geri geldi ve bir önceki albüm Fantezi Müzik’ten Geri Dönemiyor ile Yine Aynı Şeyi Yaptım seslendirdi.

Tabii bunun Kutay Soyocak’ın kendini bir ara izleyenlerin arasına attığı, izleyenlerin çılgına döndüğü, nakaratta eşliklerin hiç eksilmediği bir konser olduğunu da belirtelim.

Bir sonraki konserde görüşmek üzere.

Comments are closed.