Keane – Cause and Effect

Albüm Kritik|

Keane’in yeni albümünde şaşırtıcı tavırlar yok ve yenilik vaat etmiyor belki. Bazı şarkıların kendini tekrar dinlettirebileceği de şüpheli. Sadık hayran kitlesine ne kadar yenilerinin ekleneceği de. Ancak yaşamlarının kritik bir döneminde bir araya gelip en zor duyguları tarzlarından şaşmadan ve olgunlukla şarkılara dönüştürüp çıkagelmeleri kesinlikle takdire değer.

2004 tarihli ilk albümleri Hopes and Fears ve bu albümden çıkan başarılı teklileri Somewhere We Only Know ve Everybody’s Changing ile milyonların müzik radarına girmişti Keane. Doğu Sussex’ten çıkan bu çocuklar güzel melodileri ve dürüst sözleriyle sofistike bir müzik yapıyordu ve milyonların kalbine girmeleri uzun sürmedi. Duygusal ve güçlü ama günün sonunda mutluluk verici bir müzikti onlarınki. Grup sıkça Coldplay ile kıyaslandı ve bunun tek nedeni grubun şarkı yazarı Tim Rice-Oxley’nin Chris Martin ile aynı üniversiteye gitmiş olması değildi. İki İngiliz grup da piyano altyapısıyla bezeli şarkılar yapsa da aralarındaki en büyük farklardan biri şarkıcılarının vokalleriydi. Tom Chaplin’in yer yer Thom Yorke’u ve hatta Morrissey’i anımsatan sıcak ve zengin bir ses rengi vardı. Şarkıların en kırılgan ve en öfkeli anlarında duyguları o kadar iyi ifade ediyordu ki dinleyenlerin empati kurmaması çok zordu. Keane’in başarılı albümlerinden sonra 2012’de kendine zaman ayırmak için gruptan uzaklaşan da Tom Chaplin’di. Bu yedi yıl içinde bağımlılık sorununu halletmeye çalışıp solo kariyerin tadını aldıktan sonra Tim Rice-Oxley’i arayıp grubu birleştiren de oydu. Rice-Oxley’nin sonlanan evliliğinin yarattığı karmaşık duygularla şekillendirdiği şarkıları çok güzel ve güçlü bulduğunu söyleyen Chaplin’in bunlara hayat vermek için grubu toparlaması uzun sürmedi. Cause and Effect de aynı Hopes and Fears gibi bir ayrılık albümü oldu. Ancak Chaplin’in anlattığı gibi bu ayrılık daha yetişkin birinin perspektifinden anlatılıyordu ve evli ve çocukluyken kalp ağrısıyla baş etmek çok daha zordu. Artık kırklı yaşlarında olan grubun orta yaş bunalımı, pişmanlık, depresyon ve nostaljiden bahsetmesini doğal bulabiliriz. Albümün muhteşem üçlüsü neşeli temposuyla The Way I Feel, Chaplin’in özellikle şarkının ikinci yarısında parlayan tanrısal vokalleriyle Put the Radio On ve kırılgan Strange Room’un hepsinin sözlerinde derin bir melankoli var. Onları müziği dinleyicinin modunu düşürmek yerine tünelin sonundaki ışığı gösterip huzura erdiğini hissettiriyor. Grubun festivallerdeki güçlü performansları ve röportajlarda Chaplin’in yakın dostu Rice-Oxley’i cesaretlendirip hep yanında olduğunu göstermesi bile geri dönüşlerinin yarattığı pozitif enerjiyi göstermeye yetiyor. Bu enerjiye ihtiyacımız var.

Comments are closed.