Kendi punkını kendin yap

Portre|

Kafanızda “İyi yaşam nedir” ve “Punk kültürü içinde kendine nasıl bir yer bulmuş olabilir” gibi sık sık akla gelmeyecek bir soru belirdiyse bu sorunun cevabı da bir eşine sık sık denk gelmeyeceğiniz biri: Ian Mackaye.

Hayatı boyunca koskoca bir endüstriye meydan okuyan Mackaye “kendin yap” mantığıyla müzik tarihinde yeni bir yol açan Minor Threat, Fugazi gibi gruplarla müzik yapmış. Sonradan janrının öncüsü olacak ve ona yön verecek kendi plak şirketini kurmuş. Birçok grubu kitlesiyle buluşturmuş. Straight Edge’in babası Mackaye, sıradışı bir punk ve şimdiye dek duyduğunuz kimselere benzemiyor.

Ian Mackaye, 1962 yılında Washington’da, gazetecilerle dolu bir ailenin içine doğmuş. Çocukluk arkadaşı Henry Rollins’in söylediğine göre çok entelektüel ve açık fikirli bir ortamda büyümüş. Erken yaşlardan itibaren piyano dersleri alan ve gitar çalmaya başlayan Mackaye 1979 yılında bir The Cramps konserinde punk müziği keşfetmiş ve hayatı değişmiş. Bu konserden sonra ilk grubu Teen Idles’ı kurmuş. Fakat Washington’da geniş bir kitleyle buluşmaları, çocukluk arkadaşı basçı ve davulcu Jeff Nelson ile kurdukları Minor Threat’le olmuş.

Minor Threat özellikle punk kültürüne ve hepimizin kafasındaki punk yaşam tarzına getirdiği iyi yaşam yorumuyla incelemeye değer. Gruba ilişkin akla gelen ilk şey aslında Ian Mackaye ile bütünleşen Straight Edge felsefesi. Straight Edge bir Minor Threat şarkısı ve şarkıda Mackaye türlü uyuşturucuları işaret ederek sert bir şekilde onlara ihtiyacı olmadığından bahsediyor.

Çok genç yaştan beri müzik sektörünün içinde olan bir insanın hayatı boyunca hiç alkol ve uyuşturucu denememiş olması bana ilginç geliyor. Straight Edge alkol, uyuşturucu ve rastgele sekse karşı bir hareket. Ian çevresinde alkol ve uyuşturucu yüzünden potansiyelini harcayan insanları gördükten sonra bunlara asla bulaşmamaya karar vermiş. Bu sadece kendi kişisel alışkanlıkları ile de sınırlı değil, örneğin alkol ya da sigara markalarından reklam kabul eden hiçbir yayına röportaj vermemiş. Alkollü mekanlarda konser çalmamışlar.

Minor Threat’le bir rüzgar gibi geçen dört yılın ardından Mackaye yeni grubuyla müzik yapmaya devam etmiş: Fugazi! Öncelikle ne demek bu Fugazi? Bu aslında Vietnam Savaşı’ndan bir argo ve açılımı şu: Fucked Up, Got Ambushed, Zipped In. Yani öldürülüp fermuarlı poşetlere koyulmuş. Çok vurucu, aynı zamanda da rahatsız edici.

Fugazi, Mackaye’in irili ufaklı tüm grupları ve projeleri içinde en progresif olanı. Minor Threat’teki agresif şarkı sözleri ve keskin sesler, Fugazi’de yerini daha olgun bir sounda bırakmış. 1987’den 2002’ye Fugazi beş kıtada girerken kimsenin kimlik göstermek zorunda olmadığı toplam bin kırk beş konser vermiş. Hatta inanılmaz ama bu konserlerin neredeyse hepsi kaydedilmiş. Defalarca büyük festivallere çağrılmışlar ama organizatörler pahalı festival biletlerini daha ucuza satmayı kabul etmiyorsa, her seferinde reddetmişler. 2002 yılında ise son turnelerinin ardından, tam olarak ayrıldıklarını açıklamasalar bile derin bir sessizliğe gömüldüler. Mackaye aslında grubu tam anlamıyla dağıtmadıklarını, sadece birlikte müzik yapmayı durdurduklarını söylüyor.

Gördüğünüz gibi burada söz konusu olan tam bağımsız Mackaye, tam bağımsız müzik. Punk’ın “Kendin yap” tarafındaysa kendisi takdire şayan bir plak şirketi sahibi. Minor Threat’in ve Fugazi’nin de albümlerini çıkardıkları Dischord Records’ı kurduğunda, Ian’ın bir hayalperest olduğunu düşünmüşler. Çünkü gruplar ile müziklerini dinleyen insanlar var oldukça bu plak şirketinin de var olmaya ve albüm yapmaya devam edeceği, tüm kazancı müzisyenlerin bölüştüğü, emeğin ciddi bir şekilde ön olanda olduğu anlaşmalar yapmışlar. Dischord Records özellikle Amerika hardcore punk sahnesi için önemli bir oluşum. Hala da ayakta ve çatır çatır albüm çıkarıyor.

Eğer punk felsefesi çoğunluk içinde dimdik kalabilmek, her şeye rağmen kendin olabilmekse Ian buna bir örnek olarak neredeyse akademik incelemelere konu olabilecek bir şahsiyet. Her zaman fikirlerinin arkasında durmuş, hiçbir yayın ya da plak firmasına boyun eğmemiş, punk müzik yapan gruplara müziklerini duyurabilmeleri için alan açmış ve her yaştan dinleyicinin konserlerine rahatlıkla gelebilmesi için sektöre karşı ciddi bir mücadele içinde olmuş. Bunun yanı sıra bir de içinde olduğu kültüre ilişkin alkol, uyuşturucu kullanımı gibi klişe kabullere keskin bir şekilde karşı olmuş.

İşte tam bu yüzden tişörtünü çıkarıp dinleyicisiyle birlikte sahnede tepindikten sonra Ian Mackaye’i evde sakince oturup The Stooges dinlerken, sütlü çayını yudumlarken hayal edebiliyorum. Kendisi aslında bize zıtlık gibi görünen hayatta kalma, iş yapma yetileriyle dolu bir öncü. Bugün hala “Punk ölmedi” diyebiliyorsak bu ateşi canlı tutan güçlerden biri o. Hoş, bunu duysa kesin hoşuna gitmezdi. Ama şuna o bile ses çıkarmazdı bence: Hardcore punk’ın topluluğu yaratıp bir arada tutan ama hiyerarşiyi de reddeden bir lidere ihtiyacı vardı. Mackaye de bu boşluğu harika bir şekilde doldurdu.

Comments are closed.