Kendini yeniden icat etmek

Portre|

Solo kariyerine başlamasını Michael Jackson’a borçlu Justin Timberlake. Otuz altı yaşındaki şarkıcı 2000’lerin başında grubu ‘N Sync sahnelerin tozunu attırırken Michael, ‘N Sync ile değil sadece Timberlake ile düet yapmak istediğini belirtmiş. Bu düet ancak Jackson’ın ölümünden sonra gerçekleşse de Timberlake solo kariyer düşüncesinin tohumlarının aklına ilk kez o gün ekildiğini itiraf ediyor.

Nitekim Timberlake, ‘N Sync’in dağılmasını takiben 2002’de ilk solo albümü Justified’ı çıkardı. Bu başarılı debut uzunçalar 2000’lerin soundunu tanımlayan pek çok şarkıyı barındırıyordu içinde. Tam bir dans pisti şarkısı olan Rock Your Body’nin kulağa Michael Jackson’ın Invincible albümünden fırlamış gibi gelmesi tevekkeli değil. Timberlake, Pharell Williams ile bu şarkıyı Jackson için yazmış fakat reddedilmiş. Aslında iyi ki de öyle olmuş çünkü Timberlake’i solo bir şarkıcı olarak zirveye taşıyan hitlerden biri oldu Rock Your Body. Aynı albümden ’90’larda Disney’in TV programı Mickey Mouse Club’da tanışıp tüm dünyanın takip ettiği bir ilişkiye başladığı Britney Spears’la ayrılığının üstüne yazdığı Cry Me a River da sanatçının en bilinen şarkılarından biri olarak tarihe geçti.

2006’da piyasaya sürdüğü ikinci uzunçaları FutureSex/LoveSounds’da ilk albümündeki gibi yine Timbaland’le çalışan Timberlake R&B ve popun yanı sıra tekno, funk ve rock öğelerinden de esinlenmişti. Oyunculuk denemelerinin ve yeni bir sound arayışının etkisiyle sanatçının olgunluk dönemine girişinin bu lezzetli ürünü oldukça yenilikçi ve heyecan vericiydi. Ergenlik dönemime işleyen o MTV’de SexyBack’in videosunun dönüp durduğu zamanları unutmak imkânsız. Çok yeniydi, çok seksiydi ve çok özgün bir soundu vardı. İlhamlar arasında Prince, David Bowie ve James Brown gibi isimlerin olduğu şarkıyı Timberlake ve Timbaland ikilisi resmen uçurmuştu. Sadece o mu? My Love, LoveStoned / I Think She Knows ve kısa film tadında bir video klibe sahip What Goes Around… Comes Around hâlâ tazeliğini koruyan şarkılar. 2006 yılının müzik açısından çok bereketli geçtiğinin en büyük kanıtlarından biri Timberlake’in bu albümüdür.

2008’den 2012’ye kadar The Social Network ve Friends With Benefits gibi filmlerde ve Saturday Night Live skeçlerinde rol alarak tekrar oyunculuğa dönen Timberlake bu alanda da istikrarlı ve başarılı olduğunu gösterdi. 2013’te ise müzik dünyasına geri döndü ve The 20/20 Experience ile The 20/20 Experience 2’yu piyasaya sürdü. Neo-soul olarak adlandırılabilecek bir tarza sahip bu albümlerden çıkan teklikler Suit & Tie, Mirrors ve Take Back the Night herkesin diline dolandı, videoları defalarca izlendi. The 20/20 Experience ABD’de yılın en çok satan albümü oldu.

2016’da animasyon filmi Trolls için yazdığı Can’t Stop the Feeling Spotify’da yedi yüz milyondan fazla dinlendi. Bu hafif ve renkli şarkıdan sonra keskin bir U dönüşü yapan Timberlake Şubat ayında yayımlayacağı beşinci albümü Man of the Woods’un ilk tekliği Filthy ile daha karanlık sularda gezeceğinin işaretini verdi. Gerek videosu gerek sounduyla futuristik R&B tarzının en çok kendine yakıştığını gösteren sanatçı şu günlerde Janet Jackson’la yer aldığı kötü şöhretli Super Bowl gösterisinden tam on dört yıl sonra yeniden aynı platformda sahne almaya hazırlanıyor.

Yirmi küsur yıllık kariyerinde Justin Timberlake masum bir boy-band üyesinden “seksiliği geri getiren” bir ikona, oradan da takım elbisesini üstüne geçiren klâs bir centilmenden hop hop zıplayıp dans eden bir şovmene dönüştü. Buradaki kilit nokta asla yerinde saymadan kendine özgü sound ve hareketlerini yaratıp imzasını oluşturmasıydı. Mükemmeliyetçi ve kendini yenileyen bir sanatçı olarak Justin Timberlake hep olumlu bir şekilde gündemde kalmayı başardı. Michael Jackson’ın tahtına aday demek fazla iddialı olabilir ama sadece iyi bir şarkıcı olmaktan öte başarılı bir müzik yazarı, dansçı ve oyuncu kimliğiyle de tam bir entertainer olan Justin Timberlake rahatlıkla günümüz pop müziğinin prensi olarak tanımlanabilir.

Share

Comments are closed.