Mac DeMarco – Here Comes the Cowboy

Albüm Kritik|

Üst üste dinlemelerimin hepsinin bir yerlerinde uyuyakaldığım albüme genel olarak Mac’in epey canı sıkıldığı duygusu hakim. Mac Demarco ile karakterize olmuş slack gitar ve synthler Here Comes the Cowboy’da yerini ağır ve enerjisi düşük bir sounda bırakmış. (Yazı: Esra Gündoğdu)

Müzisyen ilk albümü 2 da alternatif müzikte hikayeye ve artworklere kendine has ve devamında bir sürü grubu etkileyen bir bakış açısı getirmişti. Salad Days’de Indie Müzikte Synth Altyapı 101 niteliğinde işlerinden sonra This Old Dog Mac’in bize hiç görmeye alışık olmadığımız kırılgan tarafını gösterdiği, geçmişiyle yüzleşme albümüydü. Here Comes The Cowboy’a ise total bir sıkılmışlık ve miskinlik hakim. Here Comes The Cowboy güzel bir giriş parçası, albümün devamı için heyecanlandıran ritmik bir selam. Fakat sonrasında stoner müziği sayılabilecek sound o kadar  durgun ve ağır ki neredeyse ete kemiğe bürünüp kanepeye yayılıp sizden bir sigara sarmanızı isteyecek. Nobody’yi 5 Mart’ta single olarak ilk yayımladığında sakin ve olgun tınıları hatırladığım kadarıyla hepimize iyi gelmişti. Fakat bugün albümün genel kurgusu içinde tekrar değerlendirdiğimde ilk şarkıyla içimde uyanan heyecana ve meraka “bir dur bakalım” diyor. Choo Choo’ya dek aradaki üç şarkıda yaprak kıpırdamıyor. Öne çıkan şeyler baygın bir gitar ve Mac’in sıkıntıdan patlayan vokali. Choo Choo’da ise canlı performanslarında sık sık tanık olduğumuz funky riff’ler küçük de olsa bir kıpırdanma yaratıyor. Bu şarkıdaki sound gerçekten konserlerinde yaptığı jam session’lardan bir kesit gibi tatlı. K bu albümün zayıf halkası. Şahsen işin popüler kültür tarafında, Mac’in Keira ile aşkını severek takip ediyorum. Ona yazdığı My Kind of Woman bence harika ve duygu dolu bir aşk şarkısı. Ama, ama… K’de bu hislerden ve müzikal canlılıktan eser yok. On the Square albümün sevdiğim şarkılarından biri oldu. Güçlü bir piyano soundu var ve arkadaki bas şarkıyı çok iyi taşıyor. Skyless Moon’da ise Mac, onda daha önce albüm kayıtlarında hiç duymadığımız tarzda bir vokal icra ediyor ve gerçekten başarılı. Bye Bye Baby çalarken, içimizde büyüyen tekdüzelik ve  kulaklarımızda Mac’in sıkılgan sesiyle albümün sonuna geliyoruz. Mac Demarco ilk iki albümünde yaptığı yaratıcı işlerle ve stiliyle indie müzik camiasına bomba gibi düşmüştü. Ama hatırlarsanız listeleri zorlayan Salad Days’den sonra yaptığı, yazma ve albüm kayıt süreci toplamda üç hafta süren Another Day de pek içimizde yer eden bir albüm değildi. Hatta This Old Dog için bile aynısını söyleyebilirim. Yani Mac bunu ilk defa yapmıyor. Rüzgar nereye eserse halet-i ruhiyesini biraz seviyor. Belki de kendi plak şirketi Mac’s Record Label’dan çıkardığı bu ilk albümünde hiçbir kaygı gütmeden, canı ne istiyorsa onu yapmak istedi. Belki de kendine has şekilde “Hadi bizi eğlendir” diyen bir piyasaya kafa tutuyor. Here Comes the Cowboy’da kaçık tarafı ve duygusal tarafı çatışıyor. Ortaya bu akustiği ve uykusu bol on üç şarkılık albüm çıkarıyor. Sanırım Mac de böyle büyüyor. Bu bizim onu iyisiyle kötüsüyle olduğu gibi kabullenme albümümüz olacak, çünkü onun dinleyicisiyle ve dünyayla iletişim kurma biçimi bu.

Comments are closed.