“Miya dünyalı çünkü, hatta uzaylı”

Röportaj|

Ayça Zeynep Aydın’ın Murat Matthew Erdem ile birlikte sürdürdüğü sahne projesi Miya geride kalan ay üç şarkılık Hold Me Close kısaçalarını bağımsız olarak yayımladı. Takvimler 2013 yılını gösterirken Uzaklaşmalıyım adlı bir albüm çıkaran ve sonraki süreçte İstanbul dışında sakin bir hayatı tercih eden müzisyen ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. 

Başlangıcı “İstanbul’da yaşamamak nasıl bir duygu” sorusuyla yapmak isterim.

İstanbul’u sevenleri kızdırmadan İstanbul değil de büyük şehirde yaşamamak nasıl diye cevap vereyim. İstanbul’da on dört senemiz geçti bizim ve 2014’te bir gecede karar verdik onu terk etmeye. Hatırlarsınız 2013’te Uzaklaşmalıyım albümü çıkmıştı. O albümün şarkılarının sözleri zaten kaçma isteğimin nedenlerini içinde barındırıyormuş ve şimdi bakınca çok önce alınabilecek hiç de korkulmaması gereken bir kararmış. Oradan bakınca çok radikalmiş gibi görünse de o kaosun içinde var olmaya çalışmak asıl zor olan. Daha küçük, daha az kalabalıklı ve doğayla daha bütün bir hayat içerisinde kendinizi de başkalarını da daha iyi dinliyor ve anlıyorsunuz.  Büyük şehirde trafiğe girip de halletmeye çalıştığınız ve tüm gününüzü alan işler burada bir saatte bitiyor. Evinize dönüyor, denize bile giriyor, doğada yürüyüşünüzü yapıyor sonra da ya dostlarla ya da kendiniz oturup dingin bir kafa ile müziğinizi yapıyorsunuz.  Fakat bir şeyi de itiraf etmeliyim ki o İstanbul’un o kaosu yaratıcılığınızı, sözlerinizi besliyor. Burada ise hayatta kendinizden başka kimseyle bir yarışınız yok. Huzur, güneş, gün batımı derken açıkçası malzeme yoksunluğu ve tembellik var.”

Kalabalıktan uzaklaşmak, bu karmaşanın dışına çıkmak müziğinizi ne yönde etkiledi?

Yaşadığımız nokta konusunda çok şanslıyız. Burada edindiğimiz dostlar şişirilerek göze kulağa ulaşmaya çalışan işlerden çok bizim gibi kendileri keşfetmeyi ve keşfettiklerini paylaşmayı seven insanlar. Bu müziğimizi yaparken de müzik zevkimizde de bizi etkiledi tabii. Dilediğimiz gibi iyice elektronik müziğe kaydık. Bir yolculuğa çıktık diyebilirim. Bir de tekneye atlasan bir saatte başka başka diyarlara açılabileceğin bir nokta ya, işte o da belki özgürleştirdi. Ufka bakıyorsun uçsuz bucaksız kocaman bir dünya, çeşit çeşit müzik, farklı kafalar.  Sen de kanatlanıyorsun. Kendi içindeki sınırları aşıyorsun ve bu yarattığın her şeye yansıyor. Korkusuzlaşıyorsun. 

Gelelim Hold Me Close EP’ye. Öncelikle tebrikler. Kısaçaların oluşum sürecini merak ediyorum. Çıkış noktası neydi?

İngilizce hiç yayımlamadığımız parçalarımız zaten vardı. Üretimimiz burada özgürce devam etti. Havadan mı, sudan mı, güneşten mi bilmiyorum aslında melankolik olan ben burada daha bir sosyal, daha bir enerjik insan olmaya başladım. Matt de öyle. Sonuç olarak daha pozitif, daha ritim duygusu yüksek parçalar oluştu. Biz de “neden bunları zamana yayıp single ya da EP olarak yayınlamayalım” dedik. Yaza kadar sekiz – on parçamızı tamamlayıp sonrasında da sahne almayı düşünüyoruz. Albümde yine sound tamamen Matthew’nun sorumluluğu fakat hep olduğu gibi her konuda birbirimizin fikirlerini dinleyerek hareket ettik. Buraya yerleştiğimizde yine olmazsa olmazımız kendimize ait bir stüdyo idi. Önce hemen bunu gerçekleştirdik. Kayıtlar, düzenlemeler, miks her şey bizim kreatif odamızdan çıktı. Üç parça diye geçmemek lazım. Üretim sürecini yaşıyor olanlar bilirler. Hiçbir zaman son noktaya ulaştım diyemiyorsun. Bir seneden fazla zaman aldı sanırım bu EP’nin oluşması. Yok Türkçe parçaları mı önce yayımlayalım, yok bağımsız mı çıkaralım, yok arkamızda bir şirket mi olsun… Sound yeterince iyi mi, öncelikle biz memnun muyuz? Miya birden İngilizce parçalarla çıkarsa garip mi olacak derken. Dedik ki ne istiyorsak öyle yapalım. Miya dünyalı çünkü, hatta uzaylı. Cıbırca bile parçamız olabilir.

Synth pop tavrından indie kanallarına, electronica sekanslarından dark wave çizgisine kadar uzanıyor Hold Me Close. Sen nerede görüyorsun kaydın yönünü?

Gerçekten tam olarak bilmiyorum. Emin olduğum şey ne yaparsak yapalım bir synth pop tavrı oluyor. Dark wave olmazsa olmaz. Hiçbir şey planlı değil. Kafamızın içinde duyduğumuz sesler bir şekilde forma dönüşüyor. O formu sınıflandırmak bizim için çok zor.  Belki de kendimize ait adı tam konulmamış bir şey vardır. Zaten pek de sınırların içine hapsetmek istemiyoruz Miya’yı. Kendi içinde var olan her şeye dönüşebilir.

Open in Spotify

Sen yukarıdaki soruyu yanıtlarken biraz bahsettin ama ayrı başlık açıyorum Matthew için. Birlikte üretmek, birlikte var etmek ve her şeyi birlikte düşünmek aslında Miya’yı iki kişilik ekip formuna taşıyor diyebilir miyiz?

Miya ikimizin karışımı bir şey. Ne tam ben, ne de tam Matthew. Hatta ikimizden farklı bir varlık bile olabilir. Öyle gelmeye başladı bana zamanla. Matt’in ayakları daha yere basar. Ben daha uçucuyum. Bazen de tam tersi. Dengeliyoruz işte ya da bazen iyice dengesizleştiriyoruz. Miya karar veriyor her şeye. Biz de ona uyuyoruz.

Albümde Matthew ve senin dışında kimlerin adı geçiyor? Ön yüz görseli kime ait örneğin? İstersen emeği geçen herkese yer verelim kısa kısa.  

Mastering sürecini Barış Büyük yaptı. Kapak görseli için de bir hayalimiz vardı. Son anda Bahadır Baruter imdadımıza yetişti, kırmadı  ve bir gecede bize istediğimiz şeyden daha ötesini yarattı. Öyle kimseye de ısmarlama çalışmaz, torpilli idik sanırım. Onun dışında Matt ve ben.

İçerikte sadece üç şarkı var. On – on bir şarkılık albüm formatının dinleyici için hiçbir şey ifade etmediğini, dijital çağda bir uzunçalardaki şarkıların ölü doğduğunu dillendirenler az değil. Bu fikre katılır mısın? 

Kesinlikle! Yaşadığımız çağda her şey çok çabuk tüketiliyor. Çok fazla veri var ve konsantre olup her şeyi kavrayabilmek, zaman ayırmak zor. Yaptığın işleri insanlara ulaştırabilmek zaten hiç kolay değil. On – on bir parçayı her şeyiyle bitirebilmek ise nereden baksan bir, bir buçuk sene demek. O yüzden kısa aralıklarla ürettikçe yayımlamak daha doğru geliyor.

Bir önceki albümün 2013 yılında Sony gibi majör plak şirketinden çıkmıştı? Şimdi ise EP’yi bağımsız olarak yayımladın. Hislerini merak ediyorum. Hareket ederken daha rahat olduğunu düşünüyorum. Ne dersin?

Sony gibi bir şirketle çalışmış olmak güzel. Arkanızda sağlam bir şirketin olmasının avantajlarını yadsımamak gerek, fakat bağımsız olmanın hareket özgürlüğü de çok başka tabii. Her şeye kendin karar vermek büyük bir sorumluluk, fakat keyfi de ayrı.

Bundan sonraki planların neler? En yakın adımın yine EP mi olacak? İstanbul’a dönüş gibi bir ihtimal var mı, yoksa “bir daha asla” mı?

Dört senedir elimizde birikmiş çok parça oldu. Kendimize bir takvim yaptık. Her birine özenle dokunup bir ya da bir buçuk ay aralıklarla yayımlamayı düşünüyoruz. Üretmek ve paylaşmak inanılmaz tatmin edici bir duygu. Umarım insanlara da ulaşabiliriz. İstanbul’a dönüş yok gibi görünüyor.

Comments are closed.