Muse – Simulation Theory

Albüm Kritik|

1994’ten beri hayatımızda olan İngiliz rock grubu Muse sekizinci albümü Simulation Theory ile karşımızda. Elektronik etkili, ’80’ler referanslarının ve synthlerinin havada uçuştuğu uzunçalar dinleyiciye daha iyi bir alternatif dünyanın yaratılıp yaratılamayacağını sorgulatıyor.

Bohemian Rhapsody’yi konuştuğumuz bugünlerde rock & roll efsanesi Queen ile çağdaş rock müziğinin önemli temsilcilerinden Muse’u kıyaslamak çok da garip olmaz. Muse’un lideri Matt Bellamey’nin gitar, piyano ve vokal becerisinde Freddie Mercury’nin etkisini görebileceğimiz gibi grubun şova dönüşen sahne performansları tıpkı Queen gibi görüntüye de önem verdiklerini gösteriyor. Her bir albümde öncekinden farklı müzikal unsurlar kullanmaları, popüler müzikten kaçmaktan ziyade ona kucak açmaları da Queen’le bir başka ortak noktaları ve hâlâ sevilerek gündemde kalmalarının anahtarı. Zaten Brian May de onların olağanüstü müzisyenler olduklarını itiraf edip çılgınlıklarını gösterdikleri için onları takdir ediyorsa bir şeyleri doğru yapıyorlar demektir. Simulation Theory grubun bir önceki albümü Drones’un karanlık ve kötümser etkisinden çıkıp daha farklı ve renkli bir şeyler yapma isteği sonucunda ortaya çıkmış. Teknolojiyi özellikle müzik alanında bir düşman gibi görmekten ziyade benimsemeyi hedefleyen grup ilk başta şarkıları sadece single serisi olarak piyasaya sürmeyi düşünmüş. Fakat Arctic Monkeys’in hiçbir single yayımlamadan dinleyiciye sunduğu son uzunçaları Tranquility Base Hotel & Casino’dan etkilenip albüm formatına geri dönmüşler. Prodüktörleri arasında Shellback ve Timbaland’in bulunduğu Simulation Theory’nin fütüristik albüm kapağının tasarımı ise popüler Netflix dizisi Stranger Things için yarattığı posterle ünlenen Kyle Lambert’a ait. Albümün ayırt edici ve akılda kalıcı riffiyle dikkat çeken şarkısı Pressure’ın Terry Crews’un konuk olduğu video klibi Back to the Future ve Ghostbusters gibi ’80’lerin kült filmlerine selam çakıyor. Bir diğer öne çıkan şarkı Propaganda’da ise Prince’in Kiss kaydından esintiler hissediliyor. Grubun albümü hazırlarken ’80’ler korku filmi müziklerinden esinlendiğini de not düşelim. Simulation Theory içinde etkileyici şarkılar barındırsa da bunların Supermassive Black Hole, Starlight, Uprising ve Madness gibi tekrar tekrar dinlediğimiz klasiklerin yükselttiği çıtayı aşması biraz zor görünüyor. Ancak bu albümde de Muse’un özgün soundunu kaybetmeden kendini yenilemesine tanık oluyoruz. Tam da bu sayede grubun bazı çağdaşları gibi müzik tarihinden yok olup gitmediğini gösterdiği için Simulation Theory takdir edilmesi gereken bir iş. Bir sonraki durakta bizi nereye götüreceklerini merak ettiriyor. Bu da Muse’un yirmi dört yıl içinde oluşturduğu hayran kitlesinin sadakatinin katlanarak artmasını sağlıyor.

Share

Comments are closed.