“Pişmek gibi bir şey bu”

Röportaj|

Işığı solumak, balığı öpmek gibi bir şey onun albümlerinde yolumuza çıkan. Şaşaasız, şatafatsız ama karşı konulamaz. Çok uluslu, toprağına bağlı ve bağımsız. Dinleyicisini ilk dinleyişte etkisi altına alan Barış Demirel – Barıştık mı? hem albümlerinde hem de yayımladığı tekliklerde farklı hislerden ve zevklerden insanları bir araya toplayarak, ortak bir dil, bir ruh geliştiriyor. Biz de yeni albümü Fail- Play ile 20 Ekim’de dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanan trompetçinin heyecanına ortak oluyor, çocukluğundan bugününe uzanan sıcacık dünyasının kapılarını aralıyoruz. 

Babamgil, aslan figürlü kapı zili… Yeni albümün birçok insanı şimdiden çok heyecanlandırdı.  Dışarıdan bakınca çocukluğundan kopup gelen bir dönemi yansıtıyor gibi. Hikayesinden bahsedebilir misin biraz?

Babamgil’in kapağı tamamen rastlantı eseri çıktı ortaya. Albüm çıkmadan grubun soundunu özetleyen bir parçayı single olarak yayımlamak istedim. Babamgil öyle bir şarkıydı. Yayımladığım albümlerin kapak tasarımlarını ben yapıyorum. Bunu çok istediğimden değil. Sadece o konuda “benim istediğim gibi” çalışabileceğim biri şu an yok. Yani illaki vardır da bunu maddi olarak karşılayamayacağım için hiç araştırmadım.  Babamın çektiği eski aile fotoğraflarına bir göz attım, müzikle alakalı gözükebilecek bir şey çıkmadı. Telefondan bilgisayara aktardığım fotoğraflara baktım. Geçen yaz Ahmetcan diye bir arkadaşımın evinin kapı zilini çekmişim. Deneyeyim dedim. Nostaljik, memur evi kapı zili. Grup arkadaşlarıma gösterdim, herkes beğendi, gaza geldik sonra albüm kapağı olarak kullanmaya karar verdik. Fail Play’i hazırladığımız süreç ve öncesinde yaşadığımız yerin ahvali, herkes gibi bizim de bütün hayatımıza etki etti. Çok saygı duyduğum müzisyen bir ağabeyim ile ayaküstü bir sohbet sırasında hayatta iyi-kötü ne olursa olsun bizim çalmaya devam etmemiz gerektiğine dair söyledikleri, aynı zamanda albümün adını yaratan şey olmuştu. O zamandan beridir bir sürü arkadaşımızın pek çok alanda ürettikleri, paylaştıkları, tecrübe ettikleri ve her şeye rağmen memlekette düzenlenmeye devam eden konserler, sergiler, festivaller yine bizleri yüreklendiren önemli unsurlar oldu. Ölüm, ayrılık, tatminsizlik, özgüvensizlik ve karşılaşabileceğimiz sair durumlar illaki olacak, biz de çalmaya devam ediyoruz. 

Open in Spotify

Çocukluk döneminin müziğinin üzerinde nasıl bir etkisi var? Göstembil Project’de de çocukluğunun geçtiği Giresun’daki sahile gönderme yapıyorsun mesela. 

Çocukluğumun bütün hayatıma etkisi olduğu gibi müziğime de etkisi var. Komik bir sülalemiz var. Annem ve babam da komik, eğlenceli insanlar. Romantik, aşırı duygusal ve fevriler. Sevdiğim bir şey varsa hemen desteklerler. Annem yemekten kostüme her şeyi yapabilir. Bir keser, bir koli bandı bir de ip verin size bina yapsın. Babam mesela kitaptır, müziktir çocukken çok etkilemiştir beni. Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, Bülent Ortaçgil, 3 hürel, Erkan Oğur, Ruhi Su, Pink Floyd, Hüseyin Bıçak, Piçoğlu Osman… Bunların hepsini ilk babam sayesinde duydum ben. Zaten hayatımın ilk yirmi beş yılı kuzenim Özgür ağabeyime özenmekle geçmiştir. Çocukken evlerine çok gidiyordum. Gitar çalıyordu. Bu inanılmaz bir şeydi. Hem de elektro! Öyle ya da böyle kuzenim beni şekillendirdi. Sürgün Kadıköylü, eskiden gazeteciydi şimdi sahafı var, daha mutlu. Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Ama evde hep Karadeniz yemekleri ve oranın kültürü vardı. Her yaz Giresun’a gidiyorduk. Bütün oyun oynadığım sahilleri doldurdular. Bir tane kaldı, o da ufacık, Göstembil diye bir yer. Grubun adını Göstembil koymak istemiştim. Üzerine çok düşünmemiştim açıkçası.

Bir röportajında “Türkü söylenen bir evde büyüdüm ben” diyorsun. Trompete olan merakın nereden geliyor peki?

Ortaokulda Fifa 2000 oynuyordum. Oyunun müziklerinde ska-punk grubu Reel Big Fish’in Sell Out diye bir parçası vardı. Onu duyunca çok merak etmiştim çalanlar ne diye. Sesi de görüntüsü de hep ilgimi çekmiştir. 2008’de ilk trompetimi aldım. Öyle başladı. O günden beri her gün sazıma özel vakit ayırıp “çalmaya” çalışıyorum.

Annen albümünü dinledi mi peki? Bir önceki albümde Beddua’yı çok sevdiğini duymuştum.

Dinlemiştir büyük ihtimalle de bir şey söylemedi henüz. Beddua’nın bitişinde bir gizli parça vardı. Ağahamam’ın strech edilip iyice yavaşlatılmış hali. Hani YouTube’da var ya İlber Ortaylı relaxing music videoları, onun gibi bir yapımı var. Albümün parçası bile değildi. Ama annem onu sevdi.

Doğu-  Batı sentezi dünyada çok popüler, sen ne düşünüyorsun? Senin sentezin nasıl gelişti mesela, başlarda planlamış mıydın böyle bir sound yakalamayı, şimdilerde faydasını görebiliyor musun mesela?

Varsın popüler olsun. Nitelikli işler çıksın da döne döne dinleyelim. Mesela King Gizzard and The Lizzard Wizard. Sadece mikrotonal sesleri de müziğinde kullanıyor diye mi seviliyor? Müthiş çalıyorlar. Müziklerine neyin hizmet edeceğini iyi düşünüyorlar, iyi uyguluyorlar ve çok çalışıyorlar. Senede beş albüm yapıyorlar. Mesela geçen grupça muhabbet ederken gitaristimiz Efe “Herkes grubuna bağlama alıyor, müziğine bağlama yerleştiriyor. Şu an Türkiye’de böyle bir trend var” demişti. Haklı ve hiçbir art niyet yok. Benim müziğime gelince, planladığım bir şey değildi ama öyle evrildi. Bir işe başlıyorsun ve duyduğun, okuduğun, öğrendiğin, taklit ettiğin, denediğin şeyler sana bir yol açıyor. Belki henüz direkt senin yolun olmamıştır ama sana uygundur ve geliştirir. Pişmek gibi bir şey bu.

Yaptığın müzik yurt dışında nasıl karşılanıyor?

İlk albümden beridir iki blog dışında yurt dışından hiçbir yazı ya da röportaj çıkmadı. 2015’te Hollanda, Belçika, Almanya gibi ülkelerde, festivallerde müziğimi çalma şansım oldu. Hiç konuşmadan dinliyor konsere gelenler. Bu da çalarken konsantre olabilmene yardımcı oluyor.

Barıştık mı solo projen ancak Fail- Play  2016’dan bu yana üç arkadaşınla yaptığın otuz provanın sonucunda ortaya çıktı. Albümün solo bir işten çıkıp, bir grup emeğine dönüştüğünü söyleyebilir miyiz bu noktada? 

Kesinlikle katılıyorum. Grup arkadaşlarım Efe, Tolga ve Tibet ile genelde ortak kararlar alıyoruz. Benim kararlarımın yanı sıra bir de ortak sesimiz var. Herkes ekibin ve müziğin selametini düşünüyor. Uzatmadan çözüm odaklı ve açık oluyoruz birbirimize karşı. Birlikte organize oluyoruz. Müzik bizi bir araya getirdi ama müzikle alakalı ya da yaşamsal süreçler bağımızı sıkılaştırdı. Eğer üç arkadaşım olmasaydı bu müzik, sound çıkmayacaktı. Böyle bir albüm olmayacaktı.

Grupla müzik yapmak hakkında ne düşünüyorsun peki?

Hem müzikle ilgili fikirlerin birlikte istişare edilmesi, toparlanması hem de çıkmaya başlayan müziğe hizmet edebilecek seslerin düşünülmesi, bunun tartışılması, eleştirilmesi bence en önemli husus.

Albüm kapaklarından etkilenip seni dinlemeye başlayan bir kitle de var. Görsellerinin müziğinin üzerinde etkisi hakkında ne düşünüyorsun peki? Parçalarını belli bir görselliği hayal ederek mi yapıyorsun yoksa parçalar görsellere ilham kaynağı mı oluyor?

Parçaların hissiyatları ve dinamikleri aklıma bir şeyler getiriyor ama single ve albüm kapaklarında yaptığım şey, elimdeki  sevdiğim ve kullanmak istediğim malzemeyi albüm veya şarkının genel havasına uyarlamaya çalışmaktı. Mesela Babamgil’in kapağı dediğim gibi son dakika işi ama onu olduğu gibi koyamazdım. Parça kendi içinde sürekli hızla düşen ve artan dinamikler taşıyor, gaz şarkı derler ya hani biraz öyle. Dolayısıyla o aslanlı kapı ziline sert bir dekupe ve zilin renginin zıddına kaçan, tek renk, düz bir arka plan gerektiğini düşündüm. Logo ve yazılar ise kendi el yazımın vektörel olarak bilgisayarda işlenmiş hali. Sadece yapılan tasarımın üzerine eklemek kaldı. Fail Play’in kapağı ise daha biz prova ve demo aşamasındayken karar verdiğim bir şeydi. Tamamen kişisel ve romantik bir seçim yani.

İbrahim Maalouf yakıştırmaları hakkında ne düşünüyorsun?

İbrahim Maalouf beni etkilemiş, bir dönem çok fazla dinlediğim, hala da bir konser videosuna denk gelince hayranlıkla izlediğim bir usta. Yoluma ışık olan ustalardan biri. Yaptığımız müziğin onun müziğiyle çok alakası yok aslında. Ama trompetle çaldığım komalı sesler ve makamsal melodiler olunca normal olarak insanların aklına ilk önce İbrahim Maalouf geliyor. “Ya arkadaşlar o iş tam da öyle değil” diyemem ki. Müzik bu. Şimdi bir Trakya düğününe gitsen ya da roman orkestrası dinlesen neler çalınıyor orada, nasıl çalıyorlar… Balkanlarda da öyle. Mesela büyük üstat Ergün Şenlendirici’nin çaldığı kayıtları da örnek verebilirim. İran’da seremonilerde trompetlerden oluşan bir grup çalarken nasıl da makamlarda geziniyorlar… Yaşadığımız coğrafyadaki seslerden ve dünya çapında dinlediğim ustalardan, trompetçilerden etkilenmemek mümkün mü?

Gelecek projelerin neler önümüzdeki günlerde neler bekliyor bizi?

İlk olarak 20 Ekim Cumartesi akşamı Salon İKSV’de lansman konserimiz var. Sonrasına bir turne planlama niyetimiz var. Müziğimizi Türkiye ve yurtdışında festivallerde çalmak istiyoruz çünkü bu müziğin çoğu festivalin konseptine yakışacağını düşünüyoruz. Uzun süren çalışma ve bekleme döneminden sonra müziği sahnede sergileme konusunda çok istekliyiz. Babamgil’e klip geliyor. Bunun dışında çaldığım, konuk olduğum albümler var onların çıkması ya da yakında çıkacak olması beni heyecanlandırıyor. Can Kazaz’ın 2 Kasım’da çıkacak olan albümünde de bir şarkıda düetimiz var. Bir düet de 26 Ekim’de Islandman ile Akbank Caz Festivali’nde olacak.

Share

Comments are closed.