“Şarkılar çok basit kıvılcımlardan çıkıyor”

Röportaj|

Hay Bin Kunduz, Fineaway ve Forsioux ekiplerinde yer alan bağımsız yerli sahneden Yiğit Seferoğlu ilk stüdyo albümü Karabesk’i geride kalan günlerde servis etti. Seferoğlu’na yeni albümünün merkezinde sorularımız oldu.

İlk stüdyo albümün Karabesk geçtiğimiz günlerde dijital mecralardan dinleyici ile buluştu, tebrikler! Nasıl hissediyorsun, şimdiye kadar nasıl tepkiler aldın?

Şimdiye kadar her şey güzel görünüyor . Büyük kitlelere ulaşmış durumda değil şuan tabii ki. Ama ben memnunum halimden diyebilirim.

Albümde söz ve müziğin yanı sıra kayıt, mix ve mastering süreçlerini de tek başına üstlenmiş olman üretim ve kayıt sürecini nasıl etkiledi?

Fineaway dönemi haricinde kayıt, prodüksiyon anlamında başka bir insanla çalışıp bitirdiğim bir iş yok aslında. Hay Bin Kunduz ile Fareler Şehri‘nin kaydını bitirmiştik bir de ek olarak. Yani alıştım bu sürece. Aklına fikir gelince kaydet. Trafiği, aranjeyi de kayıt esnasında belirle. Kaydederken üretiyorum bir nevi. Konsept ve fikirler en başında oluyor tabii. Topla/çıkar/çarp/böl şeklinde buralara geliyor.

Herhangi bir plak şirketiyle çalışmama kararı almanın özel bir nedeni var mı?

Aslında böyle bir kural koymadım kendime, fakat böyle bir teklif almadım daha önce. Teker teker plak şirketlerine “Benim albümümü basar
mısınız?
” demekten çekiniyorum biraz. Dijital mecraları da kendim hallediyorum zaten. Belki bir label ile konuşabilirim bir dahaki iş için.

Karabesk’te arabesk ve bağımsız müziği buluşturan bir sound ile karşımıza çıkıyorsun. Bu soundu yakalama aşamasında sana ilham veren herhangi bir etken oldu mu?

Çok etken var aslında. Ama en büyük etken ben oldum yine. Arabesk davrandığımı fark edip bu durumu kabullendiğimde oldu biraz aslında. Ne kadar inkar etsek de sosyal ilişkilerimizde çok fazla arabesk tavırlara maruz kalıyor ve uyguluyoruz. Bunu kabullenmek başlangıcı oldu bu işin . İlk hayat böyle demek ki parçasını yapmıştım. Hem söz melodisi, hem de sözler mantığı sağ cebime koymuş içerken aktı gitti zaten. Sonra da mantığı sağ cebimden çıkartıp kafama koydum ve aranjesini yaptım. Hep bu formatta ilerledi. Sound ve enstrüman kullanımında en çok etkilendiğim grup ise Ouzo Bazooka oldu. Hatta hepimizin bildiği aynı zamanda da Boom Pam grubunun gitaristi olan Uri Brauner Kinrot’u facebook üzerinden ekleyip sevgi dolu bir mesaj attım. Sağ olsun geri dönüş yaptı o da. Konuşuyoruz arada. Bunun dışında da endüstriyel müziklerden fazlasıyla etkileniyorum. Başı Swans çekiyor. Tam olarak endüstriyel müzik midir, onu da bilmiyorum ama Abstract hip hop da etkilendiğim başka bir müzik mesela. Biraz birbirinden bağımsız gerçi. Son olarak arabesk ile başka bir soundu harmanlamak ve doğu-batı sentezi klişesi yapmak değildi aslında amacım. Epey döktüm içimi ve ortaya karanlık bir arabesk müzik çıktı. Sevgili dostum Burkay nam-ı diyar Ağaçkakan da “Oğlum Karabesk olsun o zaman albümün adı” dedi. İsim fikri de ona aittir. Yani aslında başka enstrümanlarla, synthlerle, gitarlarla, punchy davullarla arabesk müzik yaptım. Biraz da kendi tuzumu katıp adını Karabesk koydum.

Karabesk’e kulak verdiğimde yaşadığımız coğrafyada hepimizin bir şekilde tecrübe ettiği sıkıntılı sürecin sansürsüz ve samimi bir dışavurumunu görüyorum. Sen albümü nasıl değerlendiriyorsun, üretim sürecine başlarken aklında bu konulara değinmek var mıydı?

Süreç başlarken dil kullanımı konusunda fikirler kafamda çok netti. “Kusacağım” demiştim başlarken. Ne kadar doğru bu şekilde ifade etmek bilmiyorum, ama gerçekten de kustum. Sonra parçaları oluştururken konulara otomatik olarak değiniyor buldum kendimi. İstisnalar hariç genelde sinirli şarkılar yazıyorum. Çok basit kıvılcımlardan çıkıyor parçalar. Misal klip parçası Dünya Başına Yıkılsın. Bir haber görüp “Ulan dünya başına yıkılsın senin be şerefsiz herif ” şeklinde bağırmam ile çıktı diyebilirim. Sonra ritmi, melodileri pat diye geldi. Sanırım beslendiğim şey sinir. Ben de sorulara cevap verirken fark ettim.

2016 yılı içerisinde Karadelikte Bir Martı ve Topraktan Yeni Gelen EP’lerine ek olarak Aklımı Yerinden Oynatmadan Git tekliğini servis ettin. Önceki çalışmalarınla birlikte değerlendirdiğinde Karabesk’i nasıl konumlandırıyorsun ve aralarında belirgin bir fark görüyor musun?

Sanırım en zor soru bu. (Gülüyor) Karabesk daha uzun bir süreçte çıktığı için daha çok şey birikmişti kafamda sanırım. Hem müzikal olarak çok fazla farklı müziğe kapıldım, hem de bir sürü şey yaşadım. Karabesk, Topraktan Gelenler‘e göre daha yoğun diyebilirim. Ama tabii ki bir sonraki işini daha çok sever insan hep. Ama Karadelik’te Bir Martı ile bir karşılaştırma yapamıyorum. Sound olarak illa ki bir kaç adım ileri gitmişimdir, fakat kişisel sürecimin başlangıcı ve fazlasıyla değerli bir iş benim için.

İlerleyen zamanlarda Hay Bin Kunduz, Fineaway ve Forsioux oluşumlarında aktif rol almaya devam edecek misin? Yoksa solo kariyerine mi odaklanmayı planlıyorsun?

Hay Bin Kunduz’a devam. İnsanlık Naaşı adlı dokuz parçalık bir uzunçalar yayımladık birkaç ay önce zaten. Yakın zamanda Peyote konseri yaptık. Şimdi de bakalım birkaç plan daha var. Zaten Hay Bin Kunduz’da beraber çalıştığım arkadaşım Kıvanç Kürkcü müziğe beraber başladığım insan ve güzel insan. Bunun dışında da Forsioux ile birkaç fikir ve demo var ama bir araya gelmek zor oluyor. Yine de son bulmuş değil proje. Devam edeceğiz. Kendi kariyerim de devam ediyor bir yandan tabii ki . Sadece yeni bir şeyler kaydetmek için biraz erken. Başka sesler dinlemek ve yaşamak istiyorum biraz.

Son olarak kesinleşen konser tarihleri varsa bizlerle paylaşabilir misin?

Şu an için kesinleşen bir konser tarihi yok. Eskişehir’ de bir konser vermeyi planlıyoruz, ama ekibimle birlikte olacak. Ben de bu arada sokak müziği ve loop doğaçlama üzerine çalışıyorum. Eskişehir içinde birkaç mekanda Seferoğloop İmprovisation Sessions adıyla doğaçlama müzik yapıyorum. Bunun dışında sokaktayım. Teşekkürler sorular için.

Biz teşekkür ederiz.

Fotoğraflar: Çağatay Güçlü

Comments are closed.