“Şaşırmaya doyamıyoruz”

Röportaj|

Bugüne kadar hep müzisyen ve grupların dertlerini dinledik, sıkıntılarını dile getirmeye çalıştık. Alternatif sahnede sıkıntısı olan sadece onlar değil tabii ki. Bağımsız sahnenin önemli aktörlerinden plak şirketleri ve kolektifler de benzer durum içerisindeler. Birçoğu aynı zamanda müzikle de uğraşan bu isimler krizden ne kadar etkileniyorlar? Kâr rakamlarından pek de bahsedemeyeceğimiz bu işe neden devam ediyorlar? Ne tip sorunlar yaşıyorlar? Aklımızda beliren ve uzun zamandır merak ettiğimiz belli başlı soruları Tantana’dan Reha Öztunalı’ya ve Şule Camdan’a, Personal Space Records’tan Serhat Erman’a, Shalgam Records’tan Ulaş Şalgam’a, Table Records’tan Alper Yıldırım’a ve Ege Tülek’e, M4NM’den Şükrü Çetinkaya’ya, Kafadan Kontak Records’tan Tolga Özbey’e, Tarla Records’tan Güneş Akyürek’e yönelttik. Birbirinden çarpıcı ve düşündürücü yanıtlar aldık.

“Bir albümün plak formatında basılması veya ihtiyacımız olan bir ekipmanın satın alınabilmesi için gereken parayı kur üzerinden hesaplayıp şaşırmaya doyamıyoruz.”

 Güneş Akyürek

— — —

“Yurt dışında bu işin olmazsa olmaz meslek kolları bizde hâlâ eksik. Biz kendimizi sadece plak şirketi olarak sınırlayamıyoruz zira sanatçının iletişiminden (kendisi ve halkla ilişkilercisinin sorumluluk alanıdır), konser organizasyonuna (normalde booking agent işidir), sponsorluk ilişkilerine (ajansların işidir) her noktasına girmek durumunda kalıyoruz. Üstüne bir de buranın bir “doğu toplumu” olduğunu eklersek, yazık ki hâlâ “kim kimi tanıyorsa/seviyorsa” üzerinden yürüyor pek çok şey.”

(Reha Öztunalı / Sule Camadan)

— — —

“Üretimin bir ucundan tutabilmek ve kalıcı bir şeylere katkı sağlayabildiğimi düşünmek tek motivasyonum. Ortak bir şeye inanmak ve buna emek vermek dışında geriye kalan bir kâr yok.”

Ulaş Şalgam

— — —

“Alkol fiyatları ve değerlenen diğer her şey dönüp dolaşıp müzisyen kaşelerini vuruyor. Böyle bir ortamda cemaatleşme ve en net tabiriyle kankacılık herkesi kendi çemberine itiyor, motivasyonlar değişiyor. Para sıkıntısı içimize sızıyor yani.”

Şükrü Çetinkaya

— — — 

“Dijital dağıtım yapan aracılar ve internet üzerinde sanatçıların şarkılarını yüklediğimiz siteler (Spotify, Apple Music, Bandcamp, Soundcloud, vs.) hep döviz üzerinden çalışıyor. Bu işe başladığımızda yurt dışından isimlerle de çalışıp ülkemize getirmek istiyorduk fakat şu an ne yazık ki bu imkânsıza yakın bir ihtimal.  Ek olarak hepimiz müzik yapıyoruz ve bu işte ekipman çok önemli bir yer kaplıyor. Dövizle beraber ekipman alabilmek de çok zor bir duruma geldi.”

Alper Yıldırım / Ege Tülek

— — —

“Bizim diğer bağımsız plak şirketleriyle paylaştığımız ortak zorluk da büyük firmalarla aynı şartlara sahip olmamamız. Bunun aksi de kapitalizmin doğal sonucu olan tekelleşmeyle zaten örtüşmüyor.”

Serhat Erman

— — —

“Bakış açımız krizin her zaman sürdüğü sadece bazen tavan yaptığı. Sadece kendi alım gücü düşünce, bununla ilgili şikâyetçi olmak “kriz” başlamadan önce de zaten alım gücü olmayan insanlar olduğu gerçeğinden uzak durmamızı sağlıyor. Kapitalizmin başarısı da bu zaten, size dokunmayan yılan bin yaşamaya devam ediyor.”

Tolga Özbey

— — —

TANTANA RECORDS

Plak şirketi kurma ihtiyacını/gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

Biz zaten 2005’ten beri menajerliğini yürüttüğümüz İlhan Erşahin’in plak şirketi Nublu Records’un Türkiye ve Avrupa operasyonunda aktif olarak görev alıyorduk. Yapımdan, yayına, tanıtıma, dağıtıma kadar bağımsız bir plak şirket nasıl çalışıyor biliyorduk. Ama asıl işimiz menajerlik ve booking idi. 2012’den itibaren listeye The Ringo Jets, Eskiz gibi gruplar da eklenince bu grupların albümleri için menajer sıfatımız ile birkaç büyük firmanın kapısını çaldık. Aldığımız teklifler pek hoşumuza gitmedi, “zaten iyi kötü bildiğimiz bir iş, neden kendimiz yapmayalım?” dedik, 2013’te Tantana Records’u kurduk. Özetle, bir nevi “ihtiyaç”tan… Ama hiç de pişman değiliz, güzel bir yere doğru gidiyoruz.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye/neden devam ediyorsunuz mesela?

Doğru. Biz tabi yapımları ve ilgili her şeyi neredeyse yüzde yüz şirket olarak değil, gruplarla birlikte finanse etmeye çalışıyoruz, günümüz dünyasında aksi pek mümkün değil yazık ki. Haliyle ona göre de adil bir şekilde paylaşmaya çalışıyoruz. Formülümüz net. Her şey yazılı. Evet, yapım işi sürekli finansal kaynak bulmayı gerektiren bir iş ve zorlandığımız zamanlar oluyor. Şimdilik bir kârdan bahsetmek zor. Ama bu iş gerçekten uzun soluklu planlanması, düşünülmesi, kurgulanması gereken bir iş diye inanıyor ve ona göre çalışıyoruz. Bugünkü “hype”ı yani trendi düşünerek hareket etmek de mümkün ama biz müzikalitesine inandığımız sanatçıların, kalıcı olduklarına inandığımız albümleri üzerinde gücümüz yettiği oranda çalışmaya özen gösteriyoruz. Bundan yıllar sonra da kıymeti olacak güzel bir kataloğu bir araya getirmeye  çalışıyoruz.  Hem Türkiye hem dünya için hızlı ve ilginç bir dönem; sağlıklı şekilde kayda geçmesini önemli buluyoruz.

Krizden ne kadar etkiliyorsunuz peki?

Dosdoğru etkileniyoruz. Kim etkilenmiyor ki? Ama olay sadece Türkiye’deki ekonomik kriz, düşen alım gücü, vesaire değil. Bizce bütün dünyanın dijitalleşme ile içine düştüğü bir niteliksizleşme ve duyarsızlaşma hali da var. Bu da ciddi bir kriz. Ekonomik krizler olur, geçer; diğeri ise daha derinlikli ve geri kazanması daha zor bir kayıp. Çözülmesi daha geniş kolektif çaba gerektiren bir mücadele alanı. Biz açıkçası bu niteliksizleşme krizinden (aslında hepimiz) daha çok etkileniyoruz ve bunu aşmak için çaba harcıyoruz. Plak şirketinin konser organizasyonundan farkı, ortaya çıkarılan işin ilk anlamında “kalıcı” olması. Konser biter, ışıklar söner, iyi konseri herkes hatırlar ama etrafındaki ekonomi o konser ile sınırlıdır. Kayıtlı müzikte durum öyle değil. Hem estetik hem finansal hem hukuki detaylarıyla çok daha uzun soluklu, dikkat ve sabır gerektiren bir iş koludur. İlk anlamıyla “kültür” işi. Haliyle “kültür krizi” ekonomik krizlerden daha mühim bir konu bizim için. İnsanların, kurumların “müzik” ile olan ilişkisi dönüşüyor ve şu sıralar gerçekten tehlikeli sularda yüzüyor. Bütün dünyada… Ama Türkiye’deki durum sanki daha korkutucu…

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

Burada kastedilen tarafları şirket ve sanatçı olarak kabul ediyorsak iki tarafın da ortak meselesi olan finansal sorunlar dışında bizim sanatçılarımızla birebirde hiçbir sorunumuz olmuyor. Zira daha baştan şartlar ve karşılıklı beklentiler belli, yazılı çizili oluyor. O rotada giderken herkes üzerine düşeni yaptığında zaten bir sorun çıkmıyor. Neden çıksın! Bahsettiğiniz “sorun olarak görünen plak şirketleri” sanıyorum ki büyük plak şirketleri olsa gerek. Çoğu grubun geleneksel olarak “şirketten beklentileri” dünyası. O iş epey değişti tabii. Az önce de bahsettiğimiz dijitalleşme sonrası yaşanan türbülans tabii ki önce büyük şirketleri etkiledi. Genellikle bu şirketlerin devasa şirketler, hantal yapılar ve tabiatı itibarıyla büyük rakamların peşinde olduklarını göz önüne alırsak, her hafta yirmi bin yeni şarkının yayımlandığı bir dünyada sanatçı arayışlarından, yapım şartlarına, trendlerin belirlenmesindeki rollerine kadar bütün fonksiyonları gri bir alana düştü. Rekabet radikal şekilde ve çok hızlı şekil değiştirdi. Tabii ki bağımsızlara oranla hâlâ çok güçlüler ve belirleyiciler. Hem finansman hem tanıtım kanalları açısından. Ama kendi başına çıkış yapan ve ilgi toplayan her sanatçının da bir sonraki adımını atarken büyük şirketlerle ilgili beklentileri bu şirketleri sorgulatır oluyor. Bu durumlar da zaman içinde rayına oturacaktır sanki. İşini düzgün yapan bağımsızlar büyüyecektir; dijitalleşmeden sonra oluşan yeni sahneleri, akımları doğru analiz eden büyük şirketler de kendini bu yeni iş modellerine uyarlayacaktır, bugün şikâyet konusu olan başlıklar şekil değiştirecektir diye düşünüyorum. Bizim işimizi en çok zorlayan kısım ise sanatçıların kendi mesleklerine ilişkin bilinci ve 2019 dünyasında üzerlerine düşen iş kalemlerini hakkıyla yapabilmeleri konusu. “Yetenekliyim, güzel şarkılarım var, albümü kaydetti; haydi bakalım beni büyütün” demekle olmuyor.

Ortada bir sihirli değnek yok. Bu işin bir başarı formülü de olduğu söylenemez. Alternatif sahneden bahsediyorsak, sosyal medya bugün başlı başına bir numaralı tanıtım sahası. Özellikle Türkiye gibi kendi müzik medyası tamamen yok olmuş gitmiş bir ülkede dinleyici ile kurulacak organik ilişki inanılmaz derecede önemli. Artık dergilerin, radyoların trend belirlediği bir dünyada değiliz. İnsanlara ya sanal âlemde dokunacaksınız ya da konserlerde. Herkes algoritma mucizeleri peşinde. “Yayımladık, acaba filanca listeye girebilecek miyiz?” sorusu en popüler on sorudan biri müzisyenlerin kafasında. Öte yandan bir başka önemli sorunumuz (ana akımı dışarıda tutuyorum) alternatif sahne için Türkiye’de müzik endüstrisinin henüz aktif aktörlerini yetiştirememiş olması. Yurt dışında bu işin olmazsa olmaz meslek kolları bizde hâlâ eksik. Biz kendimizi sadece plak şirketi olarak sınırlayamıyoruz, zira sanatçının iletişiminden (kendisi ve halkla ilişkiler uzmanının sorumluluk alanıdır), konser organizasyonuna (normalde booking agent işidir), sponsorluk ilişkilerine (ajansların işidir) her noktasına girmek durumunda kalıyoruz. Üstüne bir de buranın bir “doğu toplumu” olduğunu eklersek, yazık ki hâlâ “kim kimi tanıyorsa / seviyorsa” üzerinden yürüyor pek çok şey. Müzikal içerik, kalite, vizyon, vesaire ikinci, üçüncü planda kalıyor. En çok zorlandığımız konular bunlar aslında.

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin / kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki?

Yine aynı konuya döneceğim ama dijitalleşme ile birlikte eskiden dev teknik operasyonlar ve kallavi bir bürokrasisi olan yapım şirketi işi bugün daha kolay yapılır görünmeye başladı. Öyle olduğu pazarlanıyor. Teknik olarak evet, pek çok şey kolaylaştı. Ama dijital kaostan sıyrılıp kendini ve müziğini ortaya koyabilmek için hâlâ eski usul ekip işine ihtiyaç olduğu muhakkak. Nasıl eli gitar tutan herkes bir şekilde YouTube’da fenomen olan bir başka gitarcı görüp “Evet ben de yapabilirim” hissine kapılıyorsa bu işlere biraz bulaşmış, mutfağına girmiş olmasına bile gerek yok, kapısından bile geçmiş olsa, biraz çevresi varsa “Evet ben de yapabilirim” hissine kapılıyor. Keşke o kadar kolay olsa. Bizce mesele şirketi kurmak, sanatçıyı bulmak, albümü yayımlamak değil, bütün büyük fotoğrafın sürdürülebilir olması asıl mesele. 

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini / EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık.

Çekici olmak gibi bir önceliğimiz yok. Kalıcı olmak gibi bir derdimiz var. Biz on beş yıllık birikimimizle elimizdeki tüm bağlantıları elverdiğince aktif kullanarak sanatçılarımıza bir rota çizmeye çalışıyoruz. Yaratıcı dünyalarına da yine yeteneğimiz oranında katkı sağlamaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar yayımladığımız yirmi albüm ve altı kısaçalarda (yabancı lisanslamalar hariç) yüksek oranla, sürecin A’dan Z’ye içinde olmaya çalıştık. Tamamen bitmiş bir projenin üzerine bizim ekleyebileceğimiz, katkı sağlayabileceğimiz bir durum yoksa, sadece ticari kaygılarla “alalım basalım” kafasında pek değiliz. Ne öyle bir kaynağımız ne de öyle bir vaktimiz var. Dediğiniz gibi isteyen sanatçı zaten kendi de yapabilir.  Ama biz bu işlerin sağlıklı ve uzun ömürlü olmasının yolunun “ekip çalışmasından” geçtiğine inanıyoruz. Ufak bir ekibiz (şimdilik), haliyle ufak bir şirketiz (şimdilik). (Gülüyor) 

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

Başta belirttiğim gibi biz zaten menajerlik ve booking işinden geliyoruz ve buna devam ediyoruz. Tantana Records sonradan başladığımız ve geliştirdiğimiz bir faaliyet… Hâlâ İlhan Erşahin, Akın Sevgör, Ah Kosmos gibi (henüz) plak şirketi olarak yayınını yapmadığımız isimlerin menajerliğine devam ediyoruz. Hem Tantana’da olup hem menajerliğini yürüttüğümüz Ayyuka, Eskiz, Ati ve Aşk Üçgeni, Özgür Yılmaz, Destroy Earth gibi isimler de var. Taner Öngür gibi menajere zaten ihtiyacı olmayan dev bir isim var bizimle. Öte yandan sadece Türkiye konserleri ile ilgilendiğimiz Electro Deluxe, Erik Truffaz, Calibro 35 gibi yabancı isimlerin ağırlıklı olduğu ayrı bir roster’ımız da var. Ekibi biraz daha genişletip ya da yabancı muadillerimiz gibi doğru iş ortaklarımızı bulup herkesin bildiği işi layığı ile; PR’cının PR, booking’çinin booking yaptığı bir düzene geçebilsek, harika olacak. Ama malum burası herkesin her şeyi bildiği, bir grubun yanında olup, sahneye çıkmadığı için herkesin kolayca kendine “menajer” diyebildiği bir ülke. Biz ihtiyaç doğrultusunda, vakit ve bilgimiz yettiği orada (istemesek de) hepsini biraz yapıyoruz.

SHALGAM RECORDS

Plak şirketi kurma ihtiyacını/gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

Gereklilik hissetmek doğru tanım benim için, zira ilk önce gruplara menajerlik ve booking yapıyordum. Birlikte çalıştığım gruplara uygun plak şirketi bulmak konusunda zorlandığımız ve yeraltı sahnesinin ilgi çekmediği günlerdi, Gezi süreciydi… Fikri arkadaşım Altan Sebüktekin (Ayyuka) ortaya attı ve ben de hayalimi gerçekleştirmek için cesaret topladığımda harekete geçtim diyebilirim. Bağımsız olarak ilk yapımcı belgemi 2014 yılında aldım.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye/neden devam ediyorsunuz mesela?

Üretimin bir ucundan tutabilmek ve kalıcı bir şeylere katkı sağlayabildiğimi düşünmek tek motivasyonum. Ortak bir şeye inanmak ve buna emek vermek dışında geriye kalan bir kâr yok.

Krizden ne kadar etkileniyorsunuz peki?

2017 Ocak ayından beri plak basamıyordum.

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

Benim için temel sorun tanıtım desteğini yeteri kadar verememem. Yurt dışında fiziksel baskılarımın dağıtımını sağlayabiliyorum ancak PR için bütçe ayıramadığım bir noktadayım. Bunu sağlamaya çabalıyorum.

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin/kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki?

Yapımcı belgesi almadan da albüm yayımlamak mümkün, bu nedenle sayının arttığını düşünüyorum.

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini/EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık.

Sanırım tek nokta şu: Yayımladığım albümlerin fiziksel baskılarını Avrupa ve Birleşik Devletler’de dağıtıyor olmam ve gruplara konser ayarlama ihtimalimin bulunması.

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

Gerekmeyebilir, ama ben ağırlığı plak şirketime vermiş olmama karşın menajerliğe de devam ediyorum.

M4NM 

Plak şirketi kurma ihtiyacını/gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

 2009’da kolektifi ilk kurduğumuzda rol model olarak takip ettiğimiz yabancı oluşumlar kolektif evresinden şirket evresine geçmiş ve bizi asıl bağlayan kısmı olan mantalitelerinden de taviz vermemiş haldelerdi. Türkiye’de de bu biçimde bildiğini okuyan ve sunumunu da yapabilen bir oluşumu var edebilmek, bizim için kendi müzik kariyerlerimizin yanında artı bir hedef olarak belirdi. Bu duygusal bağ ile de 10 yılı yakalayabildik.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye/neden devam ediyorsunuz mesela?

 Hedef güden bir sermayenin desteğiyle değil de tamamen doğal süreçte bir plak şirketi tanımına vardığımız için hâlen eş dost tarzıyla yürütüyoruz işlerimizi. Bir post-eş dost dönem de denebilir. Zaman zaman bütçeye benzer paralar dönüyor ama gerçekçi değil tabii ki. Bu işteki motivasyon ilk cevapta bahsettiğim duygusal bağ, bir nevi hareketin içinde olma hissi. Kendi yönünde devamlı bir çaba ve dönen dünya bize bunun karşılığında ne verirse artık. Bütün hesap bu işte.

Krizden ne kadar etkiliyorsunuz peki?

 Krizden ziyadesiyle etkileniyoruz çünkü koca bir çemberin içindeyiz. Alkol fiyatları ve değerlenen diğer her şey dönüp dolaşıp müzisyen kaşelerini vuruyor. Böyle bir ortamda cemaatleşme ve en net tabiriyle kankacılık herkesi kendi çemberine itiyor, motivasyonlar değişiyor. Para sıkıntısı içimize sızıyor yani. Plak bastırma ya da yurt dışına master için şarkı yollamak da çabası.

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

Buna konudan uzak cevaplar verebilirim çünkü ta en başından beridir insanlar aramıza plan, strateji ve beklentilerle değil tamamen bir mental çekimle, kendini iyi hissettikleri için katıldılar. Bu yüzden bir arada kalmak ve eğlenmek üzerine kurduk hemen her şeyi. Tekno’dan punk’a uzanan bir yelpazede işler yayımlanıyor çünkü bir şeyin şirketi değiliz, hâlen bir kolektifiz. Bu yüzden bir şirkette yaşanabilecek problemler bizi o kadar da etkilemedi. Pek disiplinli bir ortamı olmasa da M4NM stili oturdu ama böylesi de çok yorucu gerçekten.

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin/kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki?

İnsanlar bir araya gelirler zaten genelde, her şartta; antropoloji konusudur bu aslında. Hayatta kalmak için bir araya gelirsin. Türkiye gibi bir ülkede bağımsız şirketler kalabalıklaşır ve insanlar dayanışmaya çalışır çünkü burası tekel ve kartellerin ülkesi. En azından sosyal medya ortalığı karıştırana kadar öyleydi. Biz örgütlenmeyi ve dayanışmayı seven nesillerden geliyoruz. Kolektifleşme de bunun devam kollarından biridir bu bağlamda. Çünkü bizim için müzik; “neler oluyor?”, diye bağırmanın bir çeşidi ve gruplar halinde toplanmaya başlamamız normal. Katalog kasan büyük tekellerin sub-label’ları ise bu söylemin dışında tabii.

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini/EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık.

Bizi çekici kılan şey bizimle takılmak. Asla daha fazlasını vaat edemedik. Yine de yardım istenen her konuda elimizden geleni yaptık müzisyenler için yani kendimiz için, hepimiz için.

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

,Devam etmek derken ne düşündüğümüze bağlı. İyi kötü üretmeyi ve bir arada kalmayı başardık şimdiye kadar. İhtiyaç hissedilen projelerde menajer desteği de aldık ama iç yapı olarak o tarz iş bölümlerini kendi içimizde yaratmıyoruz. Buna yakın bir deneyim bile yanında taşıdığı ilişki aksiyomlarıyla bizi duygusal olarak sarsıyor. Hele ki şu zamanlarda sektör tamamen içimize sızmışken, bu tip işlerin her açıdan bize bulaşması bizim için sıkıntı yaratacaktır.

PERSONAL SPACE RECORDS

Plak şirketi kurma ihtiyacını/gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

 Kolektif şekilde çalışan müzik grupları, solo müzisyenler ve ses mühendisliği yapan arkadaşlarımızın hem prova hem kayıtlarını gerçekleştirdiği Venüs Müzik Stüdyoları’nda bir araya geldiğimizde sık sık üstünde konuştuğumuz bir konuydu. Kendi gruplarımızın ve yan projelerimizin yayınlarını başka bir plak firması olmadan yayımlama isteğimiz, bu amaçtaki diğer müzisyen arkadaşlarımızın da istekleriyle örtüşünce beraber hareket edip kendi albümlerimizi istediğimiz gibi yayımlayabileceğimiz bir oluşum içine girme fikrini hızlı bir şekilde aksiyona döktük.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye/neden devam ediyorsunuz mesela?

Zaten hâlihazırda kayıtlarımızı ve mikslerimizi gerçekleştirdiğimiz bir stüdyomuz mevcut. Öncelikle kendi işlerimizi yayımladığımız bu platform daha sonra kendi imkânıyla kayıtlarını yapıp, bizim de yayıncılığını üstlendiğimiz ve kendiliğinden bir sisteme oturan iş akışına dönüşmüş oldu. Arkasında ticari bir motivasyon olmadığı için DIY mantığıyla işleyen bir yaratım ve yayın sürecini, bunu ticari motivasyonla yapacak başka bir oluşuma teslim etmenin mantıksızlığından yola çıkarak yapıyoruz.

Krizden ne kadar etkiliyorsunuz peki?

 Herkes ne kadar etkileniyorsa.

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

İnternet üzerinden yayın yapan platformlar dümeni devraldığından beri sorunun plak şirketleri olarak görülmesi önermesine katılmıyorum. Majör plak şirketlerinin stream platformlarıyla yaptığı ayrıcalıklı anlaşmalarla bağımsız plak şirketlerinden ve albümünü aracısız yayımlayan sanatçılardan çok daha büyük yüzdelerle, gelirlerden pay aldığını zaten biliyoruz. Stream platformlarının da playlist’lerinde majör şirketlerin sanatçılarına hem yerel hem global anlamda çok daha fazla yer vermesi de bunu doğruluyor zaten. Bizim diğer bağımsız plak şirketleriyle paylaştığımız ortak zorluk da büyük firmalarla aynı şartlara sahip olmamamız. Bunun aksi de kapitalizmin doğal sonucu olan tekelleşmeyle zaten örtüşmüyor.

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin/kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki

Birincil en önemli nedeni müzik yayımcılığının tamamen dijitalleşmesi. Dağıtıcılardan bir label profili açarak istediğiniz sayıda ürünü saniyeler içerisinde stream platformlarına gönderebiliyorsunuz. Tamamen kendi imkânlarıyla üretimini yapan müzisyenler de telif gelirlerini artık plak firmalarıyla paylaşmak yerine kendileri müziklerinin dağıtımını üstlenmeyi tercih ediyorlar ki bizim de kendilerine önerimiz bu.

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini/EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık.

Kolektif bilinçle bu işi yaptığımız için hem yaratım sürecinde hem tanıtım sürecinde belli bir sistemimiz olduğunu söyleyebilirim. Yayımladığımız ürünlerin bir çoğu hem yerel hem global listelerde, yabancı bloglarda fazlasıyla yer alıyor. İçimizden majör şirketlere geçen sanatçı arkadaşlarımız da oldu. Şarkı liste platform promosyonları ve kayıt–miks konularında avantajlı olduğumuzu düşünüyoruz.

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

Personal Space Records müzisyenler tarafından kendi gibi müzisyenler için kurulan bir oluşumdu. Geçtiğimiz 3 yıl içinde müzik endüstrisinin sürekli değişen şartlarıyla artık bazı misyonlarının yerini yenilerine bırakması gerektiğini ve yaptığı işi daha yenilikçi ve müzik endüstrisinin geleceğini kucaklayan araç ve yöntemlerle yapması gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla son zamanlarda faaliyetlere bir ara verip sonraki adımımızı planlamakla geçiriyoruz. Bir yandan da bizle ortaklık kurmak isteyen yurt içi/yurt dışı oluşumlarla da kontak halindeyiz. İsim olarak değişikliğe gitmemiz kuvvetle muhtemel.

KAFADAN KONTAK RECORDS

Plak şirketi kurma ihtiyacını/gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

“Kendin yap” tavrından gelen herkes gibi, işin en başından bugüne kadar birçok plak şirketimiz oldu. Genelde eskiden yayımladığımız demolara da ironik plak şirketi isimleri koyardık. Kafadan Kontak Records olarak bulunduğumuz konum bu; rock’n’roll müziğinden zevk alan insanlara bir katalog sunmak. İyi seçilmiş punk, garage, rock’n’roll, lo-fi kayıtlara ve sanatçılara bir alan açmak. Gereklilik üretim olduğu sürece her zaman vardı ve var olmaya da devam edecek.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye/neden devam ediyorsunuz mesela?

Kafadan Kontak Records olarak hakkında bahsedilecek bir ticaret içinde bulunmuyoruz. Büyük kurumsal çıkarlarımız yok. Olay çoğunlukla müzik endüstrisini tiye alırken yine de içinde yer aldığımız gerçeğini unutmamaktan geçiyor. Indie plak şirketleri genelde katalogları konusunda bölgesel kartelleşmecilik peşinde. Bunu çoğunlukla kolektif bilinç kılıfı altında yapıyorlar. Bizim kârımız insanlara alan açarken, onları herhangi bir kontrat ve mecburiyet altına sokmamamın verdiği hazdan ibaret. Çalıştığımız sanatçı ve gruplara karşı süper şeffaf bir plak şirketiyiz. İstedikleri haltı yemekte serbestler, tekelleşmeye karşıyız, birlikte çalışıyor olmamız bizi onlar ve onların ürettikleri üzerinde hak sahibi yapamaz, bu tarz indie plak şirketleri ortalıkta kol geziyor. Bize bir e-mail kadar yakın sanatçılarımız.

Krizden ne kadar etkiliyorsunuz peki?

Punk, garage, rock’n’roll ve lo-fi grupları ile çalışıyoruz. Bakış açımız krizin her zaman sürdüğü sadece bazen tavan yaptığı. Sadece kendi alım gücü düşünce, bununla ilgili şikâyetçi olmak “kriz” başlamadan önce de zaten alım gücü olmayan insanlar olduğu gerçeğinden uzak durmamızı sağlıyor. Kapitalizmin başarısı da bu zaten, size dokunmayan yılan bin yaşamaya devam ediyor. Artmakta olan krizin yok ettiği sahte konfor hayatlarımızı terk ederken birçokları kendi biralarını yapmaya ve etil alkol ile oynamaya, DIY çözümler üretmeye başladılar. Fakirleşen ekonomilerde el becerileri ve zanaat daha çok gelişiyor. Ümidimiz yaşadıkları sisteme isyan eden insanların tekrar sanatta özellikle müzikte dışa vuruma geçmesi. Bu tarz kriz dönemleri tarihsel olarak punk / rock’n’roll isyanı için her zaman uygun koşullara sahip olmuştur.

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

Biz tam bağımsız bir plak şirketiyiz. Dünyanın birçok yerinden gruplarla ortak çalışıyoruz. Herhangi bir  sorun yaşamıyoruz diyebilirim.  Kendi müziğini icra eden grup ve sanatçıları daha önce de bahsettiğim sound’larla ilgili dinleyiciye sunmak gibi bir amacımız vardı, bunu yerine getiriyoruz. İyi bir seçki sunmak, henüz keşfedilememişi biraz olsun ortaya çıkartmak; sanırım bunu sağlıyoruz.

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin/kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki?

Rock’n’roll temelli müzik açısından tam tersi, son yıllarda bir düşüş var diyebilirim o yüzden indie rock, hip hop ve elektronik müzik adına bir şey konuşmam uygun düşmez. İlgi alanımızın dışındalar. Plak şirketi olarak belli sound’larla ilgileniyoruz. Bunun dışındaki sularda yüzmeyeceğiz. İçinden geldiğimiz ve hâlâ yaşadığımız alt kültürün bir parçasıyız. Bağımsız plak şirketlerinin çıkarları, kârlılıkları, kontratları, yaptırım güçleri, dayatmacılıkları, sözleşme şartları bizi ilgilendirmiyor.

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini/EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık…

Takipçi seçkinliği ile ilgili olarak sanatçı ve gruplara müziklerini tanıtma imkânı sunuyoruz.. Biz çok insana ulaşmaya çalışmak yerine gerçekten ilgili insanlara profesyonel sayabileceğimiz bir dinleyici kitlesine hitap ediyoruz; müzik yazarları, plak koleksiyonerleri, rock’n’roll dergileri, vesaire. Ama en önemlisi sanatçılar bize katılmak ve bizden ayrılmak konusunda özgür olduklarını biliyorlar. Herhangi bir kontrat imzalamıyor, punk ruhuna aykırı hareket etmiyoruz. Onlara ve müzik sevenlere bir hizmet sunuyoruz. Satılacak albümün fiyatını da sanatçı ve gruplar belirliyorlar hatta isterlerse ve mümkün olduğunca bedava dağıtımı destekleyen bir oluşumuz. Bandcamp üzerinden KKRecords kataloğunu inceleyenler birçok bedava albümle karşılaşacaklar. Her şey para değil ama para diye bir gerçek de yok değil. Sanırım yurt dışından çalıştığımız gruplara cazip gelen yönler bunlar ve bir de kataloğumuzun gerçekten icra ettikleri sounda âşık dünya çapında çekirdek bir kitleye hitap ettiğinin farkındalar. Plak şirketimizin Bandcamp’inde indirme ve dinlemelerde İstanbul ancak 200’üncü sıralarda, Tokyo, New York, Londra, Avusturalya ve Güney Amerika takipte başı çekiyor. Bu yüzden yerel sanatçılara da destek veren ama global bir oluşumuz.

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için  başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

Mevcut internet avantajları böyle bir zorunluluğu ortadan kaldırıyor. Kimse yalnızca bir işe devam etmek zorunda değil. Esnek çalışma prensiplerimiz var. Mobil bir ekibiz ve hayatımız devam ederken plak şirketinin de bizimle yaşamasına izin veriyoruz diyebilirim.

TABLE RECORDS

Plak şirketi kurma ihtiyacını/gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

Buna cevap vermeden önce Ankara menşeli bir kolektif olduğumuzu söylemeliyiz. Plak şirketi kurma ihtiyacımızda Ankara’nın da payı var. Ankara’da yaşayan müzisyen/sanatçılar olarak geçtiğimiz seneler içinde birçok etkinlikte bir araya geldik ve kolektif mantığıyla hareket etmeye başladık. In The Void’un etkinlikleri ve paylaşımları sayesinde de bu ortak tavır iyice pekişti. Bu süreçte mekânlar da Ankara’daki bağımsız müzik ruhunun varlığını ve yaygınlaştığını fark edip destek vermeye başladılar.  Durumlar böyle evrilince dağınık kalmak yerine ortak bir çatı altında toplanmak için bir oluşum kurma fikri ortaya çıktı. Bu fikirler doğrultusunda bir adım atmış olduk ve 2017 yılında Table Records kurulmuş oldu. Yarattığımız bu çatı altına kısa sürede başka kentlerden de müzisyenler dahil olmaya başladı.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye/neden devam ediyorsunuz mesela?

Bizim de durumumuz farklı değil. Bu işten bir kâr elde etmiyoruz, devam etme sebebimiz taşın altına elimizi koymak ve kolektif ruhunu sürdürmek.

Krizden ne kadar etkiliyorsunuz peki?

Oldukça etkileniyoruz. Her şeyden önce dijital dağıtım yapan aracılar ve internet üzerinde sanatçıların şarkılarını yüklediğimiz siteler (Spotify, Apple Music, Bandcamp, Soundcloud, vs.) hep döviz üzerinden çalışıyor. Bu işe başladığımızda yurt dışından isimlerle de çalışıp ülkemize getirmek istiyorduk fakat şu an ne yazık ki bu imkânsıza yakın bir ihtimal.  Ek olarak hepimiz müzik yapıyoruz ve bu işte ekipman çok önemli bir yer kaplıyor. Dövizle beraber ekipman alabilmek de çok zor bir duruma geldi. Kısacası müzikle ilgili her alanı etkiliyor kriz.

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

Biz müzisyenlerimizi herhangi bir yükümlülük altına sokmuyoruz. Yayınlarımızda ve gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde onlardan ekonomik olarak hiçbir şey beklemiyoruz. Kim ne kazanıyorsa direkt olarak kendisine aktarmaya çalışıyoruz. “Çalışıyoruz” diyoruz çünkü dijital yayınların çoğunluğu PayPal üzerinden işliyor ve ne yazık ki PayPal ülkemizde yasaklı. Bu yüzden para aktarımı da çok dolambaçlı ve zor bir hal alıyor.

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin/kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki?

Popüler olması çok iyi bir şey ve oldukça da mantıklı. İnsanlar ister istemez zor şartlar altında bir araya geliyor ve daha kolektif hareket ediyorlar. Bu bizi mutlu eden ve elimizden geldiğince de desteklemeye çalıştığımız bir durum.

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini / EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık.

Table Records olarak yapmaya çalıştığımız şey “kendin yap” kültürünü elimizden geldiğince yaymak. Evindeki masasında kendi imkânları ile müzik üreten insanlara bir çatı oluşturmaya çalışıyoruz. Müziğin kurumlar ve sermayenin en tepede konumlandığı bir hiyerarşi boyunduruğu altına girmeden de var olabileceğini anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Bu nedenlerle bizi kendilerine yakın hisseden kişilere de bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Kurumsal bir avantaj sunmuyoruz ve böyle bir tavra sahip olmayı da düşünmüyoruz.

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

Sadece plak şirketi olarak bu işe devam edemiyoruz ve görünüşe göre de edemeyiz. Farklı alanlarda çalışarak kazandığımız paralardan buraya belli bir miktar ayırabiliyoruz.

TARLA RECORDS

Plak şirketi kurma ihtiyacını / gerekliliğini ne zaman hissetmeye başladınız?

Plak şirketlerinin müziğe yaklaşımlarını anladığımız zaman.

Çoğu bağımsız plak şirketi masrafları kendi cebinden ödüyor. Bu işten kârınız nedir, bu işe niye ve neden devam ediyorsunuz mesela?

Çoğu müzisyen de üretim süreci boyunca maddi ve manevi birçok fedakârlığa giriyor. Müziği yayımlamak bu kadar kolaylaşmışken bir plak şirketinin üç beş atıp (bazı durumlarda hiçbir şey atmayıp) emek emek ortaya çıkmış bir işin tüm haklarını (kimi zaman süresiz olarak) ele geçirmesi, zaten vasat olan müzik sektörümüzde çok mantıklı gelmiyor. Sanatçıya para yaptığı ölçüde değer veren bir temeli var büyük plak şirketlerinin. Müziğin üretimi dışında yayımlanma sürecinde birçok iş yükü var ve müzisyenler bu yükleri sırtlamaya zaten alışmış durumda. Biz de yaratıcı güçlerimizi birleştirip imkânlarımızı kullanarak, ektiğimizi biçmeyi deneyimlemek adına Tarla’yı kurduk. 

Krizden ne kadar etkiliyorsunuz peki?

Eylül ayında ilk yılımızı doldurmuş olacağız. Biz henüz yolun çok başındayız. Kriz olmayan dönemleri yaşamak kısmet olmadığı için karşılaştırma yapabileceğimiz bir iyi dönemimiz de olmadı maalesef. Ama bir albümün plak formatında basılması veya ihtiyacımız olan bir ekipmanın satın alınabilmesi için gereken parayı kur üzerinden hesaplayıp şaşırmaya doyamıyoruz.

Yaptığımız birçok röportajda plak şirketleri büyük birer sorun olarak görülüyor müzisyenler açısından. Siz nasıl sorunlar yaşıyorsunuz, sizin için işler hangi noktada zorlaşıyor?

Ülkemizde hangi sektörde olursa olsun, tüm vergi sistemini göze alarak bir “şirket” olabilmek çok zorlu bir yolculuk. Plak şirketleri sorun oldukları kadar çözüm de olabilirler, her işbirliğinde olduğu gibi bu konuda da şans faktörü var. Açıkçası bir müzisyen olarak plak şirketlerinin yapılan harcamaların karşılığını almak adına kendilerini sağlama almaya çalışmalarını anlayabiliyorum. Sonuç olarak ticari bir aktivite söz konusu. Ama biz işin “kendin yap” tarafında durduğumuz için hepimiz sermaye olarak zamanımızı ortaya koyuyoruz. 

Son dönemlerde bu işin popüler hale gelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bağımsız plak şirketlerinin/kolektiflerin sayısının bu denli artmasını neye bağlıyorsunuz peki?

Müzisyenler için müzik yayımlamak çok kolaylaştığı için birkaç sanatçı ve grubun bir araya gelip kendilerine bir isim bulup, bu isim altında işlerini yayımlayıp müzikal dostluklarını pekiştirmeleri çok anlaşılır bir durum.

Sizi çekici kılan noktalar neler? Müzisyenler veya gruplar albümlerini/EP’lerini kendi imkânlarıyla da basabiliyor artık…

Tarla’nın müzisyenler tarafından kurulmuş olmasının yanı sıra şirin bir stüdyomuzun, hoş sohbetimizin ve estetik kaygılarımızın olması olabilir.

Sadece bir plak şirketi olarak bu işe devam edebiliyor musunuz? Bu işlere devam edebilmek için başka alanlarda da çalışmak gerekiyor mu sizce?

Tarla’nın parçası olan hemen hemen herkesin para kazanmak için çalışmakta olduğu bir işi var. Hepimiz müziğimizi duyurmak için birçok noktada kendimiz çabalıyoruz. 

Comments are closed.