Talih cesurdan yanadır

Göz|

“Daha önce hiç piyano çalmadım. Bir şarkıcı olduğumu söyleyemem. Çok garip dans ederim, sanırım Freddie Mercury’e en çok yaklaşabildiğim özelliğim bu.”

Uzun zamandır beklenen Freddie Mercury’nin hayatını anlatan film Bohemian Rhapsody’nin başrolünde izlediğimiz oyuncu Rami Malek alçak gönüllük yapmıyor. Bu rolden önce de bir Queen hayranı olsa da grubun efsane solistini Hollywood’da ondan başka oynayabilecek pek çok kişi vardı belki. Tip olarak şarkıcıya daha çok benzeyen, ustaca piyano çalabilen, sesi onunkine biraz olsun yaklaşabilecek mükemmellikte olan ya da en azından daha “normal” dans eden biri. Fakat ay başında gösterime giren Bohemian Rhapsody’yi izlediğinizde bu rolün Malek dışında biri tarafından oynanamayacağına kanaat getirerek salondan ayrılacağınız kesin.

Kırk küsur yıldır milyonlar tarafından sevilen ve müzik dünyasının en nevi şahsına münhasır karakterlerinden biri olan Freddie Mercury’i beyaz perdede canlandırmanın yükü çok ağır olmalı. Malek bunun başından beri farkında olduğu için elinden gelenin en iyisini yapmakta kararlıymış. Filmdeki şarkı sahnelerinin büyük bölümünü orijinal Mercury kayıtları oluşturacağı hâlde şan dersleri almış. Mercury’nin mikrofon tutuşundan göz kırpışına kadar her türlü mimik ve hareketini özel bir koçla çalışmış. Tabii ki dans dersleri almış.

Mercury gibi ağzında fazladan dört dişle doğmadığı için günlerce takma dişlerle dolaşmış. Bir sürü peruk, platform topuk ayakkabı ve şaşalı dar giysinin de yardımıyla ekranda gördüğümüz Freddie Mercury hâline gelmiş. Elbette görüntünün ötesinde sanatçının kendisiyle özel bir bağ kurmak için Queen üyeleri Brian May ve Roger Taylor ile sık sık görüşmüş. Çekimler sırasında o kadar titizmiş ki Freddie Mercury’nin kız kardeşi Kashmira Cooke, Malek’in mükemmeliyetçiliğini abisininkine benzetmiş. Film bittikten sonra kulağa saçma gelse de Mercury ile aralarında bir ilişki oluştuğunu hissettiğini dile getirmiş Malek. “O muhteşem bir insan ve bu filmi yepyeni bir nesille paylaşmak için sabırsızlanıyorum.”

O yeni neslin film yüzünden efsanevi solisti eksik veya yanlış tanıyabileceğini düşünen insanların sayısı da bir hayli fazla. Zira filmin en çok eleştirildiği noktaları; bir “biyografik film” olarak lanse edildiği hâlde şarkıcıya AIDS teşhisinin aslında 1985 tarihli Live Aid konserinden sonra konulması gibi bazı bariz gerçeklerin izleyicide daha dramatik etki yaratması için değiştirmesi ya da öne çıkarması ve Mercury’nin cinsel hayatıyla ilgili çok derine inmemesi. Gerçek hikâyeyi iyi bilenler için bu durumun rahatsız edici olabileceğini anlayabiliyorum. Hikâye belli başlı klişelere odaklanmadan farklı bakış açılarıyla anlatılabilirdi, bu da doğru. Yine de bunun bir senaristin ve yönetmenin gerçek hayattan yola çıkarak kurduğu bambaşka bir dünya olduğu unutulmamalı. Senaryosu Anthony McCarten ve Peter Morgan imzası taşıyan, yönetmen Bryan Singer’ın çekmeye başladığı ve sette çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle Dexter Fletcher’ın tamamladığı filmin her bir olayı tıpatıp yaşandığı gibi göstermek gibi bir kaygısı yok. Mercury’ninki gibi çok yönlü ve dopdolu bir hayatın her kesitini olduğu gibi anlatabilmek bir belgesel için bile mümkün olmaz zaten.

Cinsel hayatını ve çılgınlıklarını göze sokmadan sezdirmek ve onun yerine Mercury’nin başarıya giden yolda en yalnız ve kırılgan anlarına odaklanmak bir tercih meselesi. Sonuçta o anlar da sanatçının bir parçasıydı. Bohemian Rhapsody gerek Mercury’nin verdiği cesur kararların arkasında durmasına odaklanarak gerek kendisini canlandıran Rami Malek’in tüm sınırlarını zorlayarak sanatçıyla bir olmasını gözler önüne sererek başarının ancak cesaretle mümkün olduğunu vurguluyor. Filmi bir bütün olarak değerlendirirken Freddie Mercury’nin ve Queen’in ruhunu izleyiciye geçirip geçirmediği üzerinde durmak lazım.

Bu ruhun geçtiğine bizzat tanığım. Filmi izledikten sonra birkaç gün boyunca dinlediğim şarkılardan neredeyse hiçbirinin sonunu getiremedim. Kapatıp tekrar tekrar Bohemian Rhapsody’yi açtım çünkü onun yanında bütün şarkılar sıkıcı ve yetersiz geldi. Filmi izlediğim hâlde grubun en kült şarkılarının ustaca birleştirilip fonda çaldığı etkileyici fragmanına zevkle geri dönüp durdum. Freddie Mercury’nin röportaj videolarını arka arkaya izleyip yorumlar bölümünde benim gibi filmin etkisiyle o videolara gelmiş genci yaşlısı birçok insan olduğunu gördüm. Yine aynı yorumlarda film boyunca bağırarak şarkılara eşlik ettiğini, film sayesinde uzun zamandır dinlemediği Queen’i yeniden keşfettiğini yazan bir sürü hayran vardı.

Bohemian Rhapsody’nin dünyanın dört bir yanında binlerce insana ulaşıp böyle sonuçlar doğurması, her şeye rağmen Queen’in müziğinin gücünü ve Freddie’nin samimi, özgün ve kararlı kişiliğini ustalıkla işleyip yansıtmış olduğunun bir kanıtı. Aynı zamanda Malek’in yeni bir nesli Mercury ile tanıştırma dileğinin gerçekleştiğinin bir göstergesi. Umarım Freddie kendisinin gerçekten bir efsane olduğunu keşfeden veya tekrar hatırlayan o nesle bir yerlerden kadeh kaldırıp öpücük atıyordur.

Share

Comments are closed.