The Beatles – The Beatles

Albüm Kritik|

The Beatles’ın ellinci yıl albüm kutlamalarında bu yıl sıra 1968 çıkışlı The Beatles ya da diğer bilinen adıyla The White Album’da. Albümü orijinal prodüktörü George Martin’in oğlu Giles Martin elden geçirmiş ve esas şarkılarla birlikte toplam beş buçuk saat süren yüz yedi parçalık bir hazine çıkmış ortaya.

The White Album’ün grubun Hindistan seyahatinden başlayıp George Harrison’ın Esher’daki evine uzanan ve Londra’daki EMI ile Trident stüdyolarında biten maceralı bir yolculuğu var. Dünyada sosyal ve siyasi çalkantıların yaşandığı, gruptaysa bireyselleşmelerin ve tartışmaların öne çıkmaya başladığı gergin bir yıldı 1968. The Beatles sorulara cevap aramak için guru Mahareshi Mahesh Yogi’nin önderliğinde transandantal meditasyon öğrenmeye Hindistan’a gitti. Orada yalnız değildi. Ona hitaben bir şarkı yazacakları Mia Farrow’un kendini meditasyona fazla kaptırmış kız kardeşi Prudence’tan gitarları kapıştırdıkları İskoçyalı folk şarkıcısı Donovan’a kadar pek çok ilham perisinin arasındaydılar. Doğal olarak ülkelerine bir sürü yeni şarkıyla döndüler ve bu albüm çıktı ortaya. The White Album zaten alıp alabileceği tek eleştiriyi çift plak olduğu için almıştır. O kadar şarkıya gerek var mıydı, tek bir plak yetmez miydi? “Elinizde o kadar çok şarkı varken yenilerini yazabilmek için onlardan kurtulmak zorundaydınız. Belki içlerinde bir kenara koyulabilecek şarkılar vardı ama bunu yapabilmek için grupta çok fazla ego vardı.” der George Harrison. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan versiyondaki erken kayıtlar, grubun Piggies gibi en kısa ve garip şarkılarının bile başlı başına sanat eseri olduğunu doğruluyor. Helter Skelter’ın on iki dakikalık ağır ve blues havasında kaydından on dakikalık deneysel bir Revolution 1’a kadar tüm parçalar The Beatles hayranları için paha biçilemez hediye niteliği taşıyor. Blackbird’ün yirmi sekizinci kaydını dinleyince kulağa ne kadar iyi geldiğini düşünseniz de orijinal albüme konulan versiyonla kıyaslayınca grubun mükemmeliyetçiliğini anlıyorsunuz. Albümü dinledikten sonra keşke Anthology serisinden tanıdığımız Step Inside Love ve Los Paranoias gibi şarkılarla birlikte Hey Jude’un birden fazla versiyonunu ya da daha çok stüdyo muhabbeti yayımlasalarmış diye düşünüyor insan bir türlü yetinemeyerek. Ama sonuçta bu kadar üretken bir grubun her bir kaydı yayımlanabilseydi beş buçuk saat çok az kalırdı eminim. O yüzden bu yeni baskıda fazlasıyla bonkör davrandıklarını kabul etmek gerek. Sonuçta Paul McCartney’nin savunduğu gibi: “Çok güzel bir albüm. Çok iyi sattı. Sonuçta bu lanet olası The Beatles’ın The White Album’ü. O yüzden kapa çeneni!”

Share

Comments are closed.