“UMUDA TUTUNUN”

Röportaj|

Müzisyen ve aktivist Michael Franti ekibiyle birlikte yeniden İstanbul’a konuk oldu. Dün akşam Babylon’da gerçekleşen konser öncesi Franti ile buluşup yeni albümünden, barıştan, müzikten, bir önceki İstanbul macerasından ve hatta Donald Trump’tan konuştuk.

 

Öncelikle yeni albümün için tebrikler. Neler hissediyorsun?

Soulrocker benim favori albümlerimden biri. Hayatı doyasıya yaşayan, herkes için şefkat besleyen hayata, müziğe, dünyaya karşı inatla ve coşkuyla bağlı bir kişilik o. Dünya şu anda Soulrocker için meydan okunacak bir yer. Ben de bize ilham veren değerleri hala her şeyin üzerinde tutup daha iyi bir dünya için savaşmak adına bunu yapmak istedim.

Ne gibi ilhamlardı bunlar? Soulrocker’a bir yön ararken aklında neler vardı?

Şu anda ülkemiz çok zor zamanlardan geçiyor. Neredeyse her hafta silahsız afro-american insanların polis tarafından vuruluşunu izliyoruz. Aynı zamanda çılgın bir seçim bizi bekliyor. Donald Trump faşişt, seksist ve Müslümanlık karşıtı söylemlerle oy topluyor. Bu ülkemiz için çok korkutucu. Ben de bu zaman boyunca bir çeşit müziğe ihtiyaç olduğunu hissettim. Bu müziğin bir dili olmasını ve bu dilin hem dünyada neler olduğunu, hem de insanlara dünyadaki her saniyenin ne kadar değerli olduğunu aktarmasını istedim. Tüm bu kaos ve politikanın ortasında bir yerlerde hala çok önemli bir şey var. O da aşk.

michael-franti-soulrocker-coverBirçok farklı müzisyen ve ekiple farklı albümler kaydettin. Geriye dönüp baktığında onların hangisi senin için bir adım daha öne çıkıyor?

Benim için bu yeni albüm çok önemli bir yerde. Belki bu albümü şu anda yaşadığım için böyle hissediyorumdur, bilemiyorum. Yaptığım her kayıtta bir şeyleri başarmaya çalışıyorum, çünkü bir zamanın içinde yaşıyoruz. Burası bazı şeyleri değiştirmemiz gereken bir yer. Risk alan insanlar değişimi başarıyor. Ben de her gün bu riski almamız gerektiğine inanıyorum. 

Şu sıralar konser turun devam ediyor. Her şey yolunda mı senin için?

Turne grubumla birlikte çıktığım şimdiye kadarki en iyi konser turlarından biri oldu bu. Sana şunu söyleyeyim: 23 yıldır bu gruplayım ve bu kez eskisinden daha fazla eğleniyoruz ve iştahla çalıyoruz. Türkiye’ye daha önce duo olarak gitaristim Jay Bowman ile gelmiştim. Ben şarkı sözleri yazıyorum ve Jay ile birlikte beraber müzik üzerine çalışıyoruz. Akustik çalmayı seviyoruz, aynı zamanda DJ setinde akustik bazı karışımlar yapıyoruz. Bazen şov boyunca davul da çalıyorum. Bu turnede ortaya çıkan şey iki adamın kontrolündeki çılgın akustik ve dans partisi oldu şimdiye dek.

Sen İstanbul’dan söz açmışken Babylon’daki konsere de değinelim. Hem bu konser, hem de şehirle ilgili ne söylemek istersin?

İstanbul’da ilk kez sahne aldığım anı hatırlıyorum. On ya da on bir yıl önceydi. Şehirde henüz yeni bir bomba patlamıştı. Birçok sanatçı konserini iptal etmişti, ancak biz iptal etmek istemediğimizi söyledik. Çünkü o zaman da her zamankinden daha fazla müziğe ihtiyacımız vardı. O anda grubumdan sadece iki müzisyen gelmeye niyetliydi. Ben de Amsterdam’dan bir başka grubu işe aldım. Bu bir nevi yedek gruptu.

Daha önce tanıyor muydun bu müzisyenleri, yani birlikte sahne almış mıydınız hiç?

Tanıyordum, ama birlikte performans sergilememiştik. Hep birlikte İstanbul’a gelince sahneye çıkmadan önce on saat kadar bu yeni grupla şarkılar üzerine çalıştık. Konsere saatler kala otele geri dönüp hızlıca duş aldık. Acele edelim derken hep birlikte bindiğimiz asansörde sıkıştık. Tabii o an sadece bunun sıradan bir arıza olduğu gelmiyor aklına. Bunun yeni bir terör saldırısı nedeniyle başımıza geldiğini düşündük ve olabildiğince gürültü çıkardık. O hengamede benim dişlerim zarar görmüştü, ekibimden biri ise dizini incitmişti. Asansörün kapıları açıldığında bizi yukarı doğru çektiler. Çok korkmuştuk. Sonrasında konser için alana gittik. İnsanların bizi gördükleri için ne kadar mutlu olduklarını işte o an anladım. Çünkü o dönem konserini iptal etmeyen tek grup bizdik. Turumuzun en iyi konseriydi o. Eğer şu anki hislerimi soruyorsan tekrar burada olduğum için çok mutluyum.

Yıllardır müziğinle birlikte dünyanın farklı yerlerini dolaşıyorsun. Bu yolculuklarından bize aktarmak istediğin herhangi bir dipnot var mı?

Müziğimle birlikte dolaşıyorum, bu doğru. Müzik yapıyorum çünkü herkesin mutlu, sağlıklı ve eşit olması gerektiğine inanıyorum. Dünyada nereye gidersem gideyim iki taraf görüyorum: Mutlu olmayan insanlar ve diğer insanlar için bir şeyler yapmayı deneyen insanlar. Benim için seyahat etmek en önemli eğitim şeklidir. Eğer sen durursan eğitimin de durur. Ben asla durmamayı ve yolculuklara devam etmeyi tercih ediyorum. Kendimi daha fazla eğitmek için.

Bu yolculuklar arasında Ortadoğu da bulunuyor yanılmıyorsam. Elinde gitarınla ve yalınayakla savaşın merkezindeki ülkeleri dolaşmak sana neler hissettirdi?

Farkındaydım, birçok insan bana tuhafça bakıyordu çünkü ayaklarım çıplaktı. Sanırım benim tam olarak nereli olduğumu anlamadılar. Kesinlikle Amerikalı olduğumu düşündükleri sanmıyorum. Nereden geldiğimi söylediğimde çok sert tartışmalar geçti aramızda. Çünkü ben Irak’ta dolaşırken ülkem aktif olarak Irak’ı bombalıyordu. O günlerden beri ne zaman Irak’ta ya da Filistin’de ya da İsrail de asker ya da siviller için çalsam şunu düşünüyorum: Herhangi bir tarafı seçmek zorunda değilsin. Sadece barışın olduğu bir tarafta olabilirsin ve şüphesiz ki her ülkede barış yanlıları vardır.

michael-franti-002

Şarkılarında sadece olmayan barışın ya da sevginin umudu değil, onların neden olması gerektiğinin sorgulaması da var.  Şarkı sözlerinin temel dayanağı nedir?

Tüm o sözler kişisel gözlemlerim ve tecrübelerimden geliyor. Bence büyük bir söz yazarı olmak için öncelikle dünyayı dinlemen gerekiyor. Daha fazlasını dinledikçe alırsın. Kelimeleri yaratmaktansa onları bizzat duyarsın. Onları konuşmalarda, haberlerde, aşka, barış umudunda ve korkuda duyarsın.

Otuz yılı geride bırakan müzik kariyeri, çok sayıda solo ve proje albümler… Bu bir tutku olmalı. Nereden kaynaklanıyor?

İki şey var: Birincisi yazdığım şarkılarda zihnimin derinliklerinden gelen çok fazla düşünce var. Şarkı yazdığım zaman zor zamanlarda bir yanımı iyileştirdiğimi düşünürüm. İkincisi ise başkalarının da aynı şeyi hissetmesini isterim. Bunu kalbi rahatlatmak olarak tanımlıyorum. Kalbinde her ne varsa bu rahatlama ardından gider.

İnsanlara daha iyi bir dünyaya ulaşmanın mücadelesi adına ne önerirsin?

Umuda tutunun. Umutsuz olduğumuz zaman tutunabileceğimiz tek şey korkudur. Korkuya sarıldığımız zamanlar ise Trump ya da Hitler gibi liderler gelirler. Bazı insanlar korkuyu, ırkçılığı ve cinsiyet düşmanlığını bize karşı kullanırlar. Bence umut dünyadaki tüm sorunları çözmek için en önemli yoldur. Bazı şeylere tıpkı Steve Jobs’ın inandığı gibi inanmamız lazım. Mültecilerin de birer evlerinin olabileceğine, mültecileri yaratan savaşların sona ereceğine ve iklim krizinin tekrar oluşmayacak şekilde kontrol edilebileceğine inanmak zorundayız.

Paylaş

Comments are closed.