Vedası da kendi tercihi

Portre|

Bu ne gecikmiş bir veda yazısı ne de okudukça üzecek kelimelerin birleşimi. Çünkü hepimiz taş gibi dikiliyoruz hayatın tüm anlamsızlıklarına karşı.

Soundgarden 90’ların en önemli grunge müziği gruplarından biriydi. Sonra dağıldılar ve 2010’ların en önemli grunge müziği gruplarından biri olmak için yeniden birleştiler. Her şey Soundgarden ile başladı. Chris Cornell’siz bir Soundgarden düşünülebilir miydi? Hayır, ama Soundgarden’sız Chris Cornell birçok solo projede de inanılmaz anlar yaşatmadı mı? Akustik performanslarında duyduğumuz çıplak sesinin yerle bir eden tınısı. Ölüp ölüp dirilten o ses! Bir vokalden beklenenin ötesini verdi bize Cornell. Görevini tamamladı ve veda etti. Layne Staley ve Cornell’den aldık kusursuz grunge vokali dersini.

Her şey Soundgarden ile başladı ancak Cornell’in müzik kariyeri Soundgarden’dan ibaret olsaydı biz otuzlu yaşlarındaki X kuşağı çocukları, ona ‘vizyonsuz herif’ bile diyebilirdik. Biz her şeyi pek beğenmeyiz malum ama Chris de tek düzelikten hoşnut değildi ki Audioslave ya da film müzikleriyle Soundgarden’ın dağılmasından dolayı yaşadığımız mutsuzluğu kısa sürede sevinçten attığımız taklalara çevirdi.

Cornell ile birlikte Soundgarden bir kuşağın ticari olarak en başarılı gruplarından biri haline geldi. Superknown ile Billboard’da zirveye çıktılar. En popüler parça efsanevi videosuyla da tabii ki Black Hole Sun oldu. Albüm Birleşik Devletler’de on milyon kopyadan fazla sattı. Cornell’in hayatında devasa başarılar vardı ama hayat hep böyle gitmiyor işte. Birazdan okunacak iki paragraf sadece varsayımlardan oluşuyor.

Hayatı boyunca en sevindiği an sanırım ilk eşinden boşandıktan sonra bir türlü geri alamadığı gitar koleksiyonuna kavuşmak olabilir. Umarım öyledir, çünkü bir rock müzisyeni için kafamızda oluşturduğumuz imaj bunun gibi bir şey aslında. Ortada bir gitar koleksiyonu varsa ve ona bir türlü sahip olamıyorsan vuslata erdiğin an onlara tekrar sarıldığın andır. Kategorize etmek doğru degil evet ama lütfen en mutlu olduğu an o an olsun. 

Hayatı boyunca verdiği en kötü karar ise 2009 çıkışlı Scream albümü olsa gerek. Keşke hiç duymamış olsaydık. Modern zamanların en önemli üreticilerinden biri olan Timbaland’la olan yanlış yönlendirilmiş bir işbirliği. Acaba Scream albümüyle miras alanını yıktığını düşündü mü hiç? Albümün kapağında dahi yanlış yönlendirmeyi görebiliyoruz. Bir rock müzik figürü olarak gitar kırmaya çalışan bir müzisyen. Ancak albümün içine girdiğimiz zaman karşımıza çıkan, tanıdığımız Cornell ile yakından hatta uzaktan bile alakası olmayan düzenlemeler. Albümü yeteri kadar kötülemişken aslında Chris Cornell’i rock ve metal dünyasında alay konusu olma riskini göze aldığı için cesaretinden dolayı kutlamak gerekiyor. 

Yukarıdaki varsayımlardan yola çıkıp şu eklenebilir. Ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış bilinmez ancak Cornell’i sevindiren ve mutsuz eden her şey aslında kendi tercihlerinden oluşuyor. Bizi mutsuz eden vedası da kendi tercihi. Detroit’te Soundgarden ile çaldıktan hemen sonra kendisiyle ve bizle vedalaşmış meğer. Keşke o son şarkıyı çalmasaydın Cornell.

Soundgarden’ın son performansındaki setlist konserin CNN tarafından yayınlanan bir görselinde Beyond the Wheel ile sona ereceğini gösteriyordu.Ancak son parça Bob Dylan, Led Zeppelin gibi isimlerin de kaydettiği eski blues parçalarından biri olan In Time of Dying oldu. “Ölüm zamanım geldiğinde kimsenin yas tutmasını istemiyorum / Sizden tüm isteğim bedenimi eve götürmeniz.

Onu, insanı kendinden geçiren sesini ve saçlarını unutmayacağız. Prince’in de dediği gibi: “Nothing compares 2 u”

Share

Comments are closed.