Wild Nothing – Indigo

Albüm Kritik|

Jack Tatum dördüncü albüm Indigo’da indie pop merkezindeki dip sesleri keşfetmeyi hedefliyor. Bu hedefe ne kadar yaklaştığı tartışılır ama şurası net: Karşımızda tüm samimiyetiyle her şeyini bizimle paylaşan bir kayıt var.

Wild Nothing takvimler 2010 yılını gösterirken öyle bir ilk albümle kariyerini başlattı ki elde ettiği hiçbir şey şans ile değerlendirilemez. Evet, adına indie pop denilen ve gittikçe mekanikleşen tavırda ne üretilirse karşılığını bir dönemdi 2010. Belki hala öyle. Ama istisnalardan biriydi Wild Nothing. İki numaralı uzunçalar Nocturne bunu kanıtlamıyor mu zaten? Yıl 2012 onun senesi oldu bir nevi. Sonraki yıla sıçrayan ilgi sayesinde Jack Tatum’u İstanbul’da izleyebilmiştik hatta. Kapalı gişe konserin gücünü hala hatırlıyorum. Şimdi aradan beş yıl geçti. Bu beş yılı stüdyo vaktiyle söylersek bir kısaçalar ve bir albüm geride kaldı. Jack Tatum salt tek başına şarkı üretimiyle Wild Nothing’i ayakta tutmayı sürdürüyor. “Bir odadayım ve o tek oda beni şarkılara götürürken ne düşünebilirim ki? Etrafımda, kafamın içinde olmayan hiçbir şey şarkılarımda yok” diyor yakın tarihli bir röportajında. Tatum haklı. Indigo albümünün merkezinde düşünürsek daha da haklı. Çünkü önceki çalışmaların aksine hit arayışından uzak, shoegaze janrının dışında analog seslerden destek bularak ilerliyor burada. 2013’te yayımladığı Empty Estate’e benzetiyorum ben Indigo’yu. Nocturne ile başarıya ulaşmış bir alternatife meraklı müzisyenin beklenti baskısından uzak deneysel rahatlamasıydı Empty Estate. Indigo daha güçlü, daha açık ve daha hikayeci. Buğulu sesler şarkı finallerinde devleşiyor. Davulun her daim kafasını bir boşluktan uzatışına tanık oluyoruz. Elektrik gitarın majör ritmi yönlendirdiği, hepsinin ötesinde şarkı sözlerinin sohbet kıvamına eriştiği bir albüm var burada. İki şarkıyı üst perdeye taşımama izin verin. Yaylıların şaşırtıcı yoğunluğunda başlayan Flawed Translation yolun ortasından bitişe kadar nereye ulaşıyor öyle. Gitarın fitilini ateşlediği o yön ve vokalin ısrarlı sürüklenişi gerçekten inanılmaz. İkincisi ise Dollhouse. Sadece bir dakika süren ve hiçbir söz barındırmayan şarkı ancak bu kadar çok şey anlatabilir. Diğer dokuz şarkıyı dışlamıyorum. Wild Nothing kendini tekrar etmemek adına yıllar önce elde ettiği ve milyonlarca benzer iş çıkarabileceği başarı çizgisini koplayamıyor ve riski göze alıyor. Sonuca vardığı albüm ise Indigo değil. Tıpkı 2010’daki ilk LP Gemini’nin bir sonraki albümün başyapıt olacağını fısıldamasına benziyor. Tatum sadece kendisini besleyen o odadan uzaklaşmasın yeter. 

Paylaş

Comments are closed.