“Yeni ve yalın bir melodinin gücünü hiçbir şeye değişmezsiniz”

Röportaj|

Debut stüdyo albümleri Ucube Dizayn‘ı Aralık 2016’da yayımlayan Hedonutopia dinamik, temelleri güçlü ve başka bir müzik ihtiva ediyor. Grupla hem bu albümlerini, hem de başlangıçtan bugüne kat ettikleri sürece dair konuştuk. bu uzunçalar kapsamındaki ilk video klibini servis etti.

Ben ilk sizi sahnede görmüştüm, tesadüfen. Çivi gibi çakılıp kalmıştım. Yıl 2011’di. O gün sahnede duyduğum şey ile albümde duyduğum şey aynı etkileyicilikteydi. Her şey değişime uğruyor, parçalanıyor başka şekilde belki tekrar bir araya geliyor. Sizin istikrar kaynağınız nedir? Her neyse ne güzel bir şeydir.

Teşekkürler. İstikrar kaynağımız; farksızlık korkusudur. Sahte bir farklı olma çabası değil bu. Dostlardan kurulu bir müzik grubuyuz, müzik yapmaya bir son verseydik bile-ki yeni başladığımızı düşünüyoruz-yine birlikte giderdik herbiryerlere. Yani bu şansı zorla ve aşkla yarattık, dışarıdan deli gibi görünmüş olabiliriz yıllarca. Yatırım ve gelecek kavramlarımızı Hedonutopia üzerinden düşlüyoruz. Değişimin üzerimizdeki etkisi bu.

Sizin birlikteliğiniz dışarıdan çok güzel görünüyor. Bu birlikteliğin hikayesini anlatabilir misiniz? İzmir’den İstanbul’a giden hikâye mesela… Yolculuk baştan sona nasıl bir tecrübeydi? “İstanbul’da olmamız lazım” diyerek mi toplanıp geldiniz?

Hikayemiz İzmir-Balıkesir-İstanbul şeytan üçgeninde vuku bulmuştur. Necatibey Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünde Gülden ve Fırat sınıf arkadaşlarıdır. Kerem aynı üniversitenin veteran biyoloji öğrencisiyken Gülden’e abayı yakar. O sıralarda Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü son sınıf öğrencisi Tınaz (Bektaş) ile Fırat tanışarak birbirlerinin kafalarını açarlar. Tınaz resimden alt devresi Mustafa (Özkan)’ı  Fırat ile tanıştırır. Mustafa gitar öğrenmek başlığıyla Fırat’ın evine gider arada. Gülden, Fırat ile Kerem’i tanıştırır, Fırat ise Kerem ile Tınaz’ı. Mayalar tutmuştur. Yüzüklerin Efendisi, müzik, Warcraft ve kırlarda bayırlarda olma isteği gibi daha tonlarca ortak haz nesnesinden sonra arkadaşlık dostluğa dönüşür. Üniversiteler bittiğinde Tınaz ve Kerem İzmir’de aynı evde yaşamaya başlarlar. Gülden Adapazarı’nda öğretmen olmuştur. Fırat ve Mustafa İstanbul’da yaşamaya başlasalar da hafta sonları otobüsle Kerem’in çalıştırdığı müzik stüdyosunda sabahlara kadar müzik yapabilmek adına çok yol katederler. Tınaz vokal-bas gitar, Mustafa davul, Kerem synth, Fırat gitar-vokal şeklinde başlattıkları bu minik serüven bir Messenger ortak yazışmasında ismini bulur: Kerem ve Tınaz evlerine Hedonistan adını vermekten bahsederler. Dostlardan kurulacak bir sanat çetesinin hayalini kuran Fırat ise o vakitler Enderin, Düş Macunu, Dinar Bandosu gibi gruplarda müziğini geliştirmeye çalışır ve Utopia adında bir grup kurmayı çok istediğinden ‘hedon-utopia (Hazhayali) isminde karar verirler. Tınaz ve Mustafa işin Görsel kısmına geçerek Kerem ve Fırat’ı duo kılarlar. İzmir defteri çeşitli gelişmelerle kapanır. Gülden de grup ile farklı zamanlarda İstanbul’a yerleşir.

Şarkılarınızın çok etkileyici bir birleşimi var. Hikayeleri de var mı?

Armonilerin dizilimini değil, melodilerin duygularını kolluyoruz. “Kendiliğimizden” gelen bir isteğimiz oldu: Armoniler; insan müzik-beğenisinin kalıba dökülmüş ezberleridir, gereklidir, oysa Melodi son sözü söyler, içinde bütün istendik duyguları barındırabilir. Yeni ve yalın bir melodinin gücünü hiçbir şeye değişmezsiniz. Şarkı hikayelerine gelirsek hepsinin hikayeleri mevcut ama bir tanesinden bahsetmek yeterli olacaktır. Japon Orman Şarkısı Hakan Orman’ a ithaf ettiğimiz bir ağıttır.

Minimalist bir müzik yapmak istiyoruz” dediğinizi hatırlıyorum. Herhangi bir tarz belirlemediğinizi de… Neden minimalist olmak istiyorsunuz?

Ambiyans müzisyenlerinin etkisi oldu üzerimizde. Basinski, Hecker, Mogard v.s. Bunlar içseslerinize izin veren ve ne hissetmeniz gerektiğine karışmayan müzikler. Yani müziğin kalitesini sizin kaliteniz belirliyor. Tarz yada ses düşünmeden ve son kertede ‘kendinizden’ yola çıkabilirseniz zaten uniqe bir çıktınız-sesiniz olabiliyor. Antipsikanalist bir pskolog olmak gibi. Naçizane müziğimizin bizi yaşatmasından, dünyayı gezdirmesinden başka birşey istemiyoruz.

Siz bana her müziğin bir tarzı olmamalı dedirtmeyi başardınız. Dream pop, shoegaze gibi bir tavır seçmemenizin nedeniniz nedir? İçinizden geleni yapmak için mi bunu tercih ediyorsunuz?

Evet. Müziği planlamadan planladık ve kim hangi kategoriye istiyorsa yerleştirebilir seslerimizi. Dünya’da bir zamanlar Shoegaze de yoktu fakat efektlerle uğraşmaktan ayakları cambaza dönen gruplar çoğaldıkça adı belli oldu. Geçmişi iyi incelersek; duvarları yıkanlar duvarları yıkmakla ilgilenmeyip, en basit haliyle kendini üretimine katanlar değil midir?

Müzikte ne kadar özgür görüyorsunuz kendinizi? Müzikte özgürlük ne demek sizin için?

İstediğimiz şekilde şarkı yazabiliyoruz. Moda’da Stüdyo Mayday’de  ayda dört tamgün müzik üretiyoruz. Elektronik ritimler konusunda henüz özgür değiliz, yardım ve fikirlere açığız. İkinci albümün kayıtlarına başlamak üzereyiz. Gelirimizi başka meslekler sağlasada Hedonutopia’ya harcıyoruz. Albüm ile birlikte müziğimiz para etmeye başladı, bunu yine grubun geliştirilmesine ayırıyoruz. Türkiye için özgürüz denebilir, ama neredeyse on yıl uğraştık. Zevkle. Hayatlar ortada. Özgürlük sürekli bahsedilen bir Kaf Dağı. Bir tek şamanlık yani sanat kalıyor ki o da gelecekte insanlığa bu basmakalıp haliyle yetmeyecektir, değişecektir. Dinlediklerimizden etkilendik, dinlemediklerimizi ürettik. Sanatı abartmamızın toplu bir nedeni olmalı: Şamanlık her birimizde var lakin yaşadığımız sıkışmışlıkta ve sakatlıkta yaşamlarımızı sanata çeviremiyoruz. Başarabilen yarı özgürler ya Maymun Krallara dönüşüyor ya da insanlığa, kendine inancı kalmıyor. “Her insan deha doğar, geri zekalı gömülür.” – C.Bukowski

Comments are closed.