ZAMAN MAKİNASI No.12

Zaman Makinası|

Zaman Makinası’nın yeni sayısında metal dünyasına doğru adım atıyoruz. Bunu yaparken de kontrol masasını o cenahı yakından tanıyan bir isme, Sadi Tirak’a bırakıyoruz. Hürriyet, Blue Jean ve Headbang gibi mecralarda kalem oynatan Tirak, son dönemde de Metallica: Mahşerin Dört Atlısı adlı kitabı birlikte çıkardıkları Erdem Tatar ile beraber Fixer’dan ses veriyor. Bu arada makinamız çalıştı. Hazırsanız alfabetik sıralamadaki yolculuğumuza başlayalım.

 

Hybrid Theory – Linkin Park

Linkin Park – Hybrid Theory-001 ‘90’ların başında Rage Against the Machine, Faith No More, Korn, Tool, Jane’s Addiction, Primus, Nine Inch Nails ve Helmet gibi grupların oluşturduğu alternatif metal sahnesinden beslenip 2000 yılında çıkardığı bu ilk albümüyle zirveyi gördü Linkin Park. ‘90’ların ikinci yarısında özellikle Korn, Deftones ve Limp Bizkit üçlüsünün aktiflikleriyle adı konulan bir türün (nu metal) tüm dünyada kabul görecek kadar popüler olmasını işte bu albüm sağladı. Rap vokaller, DJ scratch’leri ve metal rifleri arasındaki dengeyi kusursuz bir şekilde kurarak yeni milenyumun ilk büyük müzikal adımını attı Linkin Park. Evet, nu metal’in yaratıcıları değillerdi belki, ama türün en büyüğü olmayı başarmışlardı. Sadece 37 dakika süren bir albümle etkisi hâlâ devam eden bir “değer” ortaya koymak, her babayiğidin harcı değil. Hybrid Theory, bugün tüm dünyada ulaştığı 30 milyonluk satış ve içerdiği nu metal klasiği şarkılarla 2000’ler müziğinin en büyük başyapıtları arasında. Melodik tavrı, dinleyiciyi anında yakalayan nakaratları, prozodi harikası kıtaları, muhteşem gitar sound’u, akıcı rap bölümleri ve neredeyse bir saniyesi bile sıkmayan on iki şarkısıyla bir şaheser.


Iron Maiden – Iron Maiden

Iron-Maiden-album-001Paul Di’Anno’lu Maiden’ın fanatiklerinden değilim. Ben biraz Bruce’çuyumdur, ama grubun olağanüstü ilk yedi albümlük döneminin de en iyi albümü bence 1980 yılında yayımlanan bu ilk albümleri. Üstelik bu albümün mikrofonunda da Di’Anno var. En sevdiğim Maiden şarkısı Phantom of the Opera da bu albümde. Baştan sona kusursuz bir heavy metal destanı olarak bakıyorum ben aslında bu albüme. Kaydının günümüzün teknolojisinde ilkel sayılması bile büyüsünü bozmuyor bence. Grubun son 20 yıldaki progresif rock çizgisini beğenmiyorum. Maiden’ın ilk dönemlerindeki hırslı, sert, hızlı hâlinin ise hastasıyım. Bu albümde de sevdiğim Maiden’a dair her şey var. Punk ruhu bile var yahu, daha ne olsun?

https://www.youtube.com/watch?v=jB5CUALURJc


Metallica – Metallica

Metallica-Metallica-001Metallica hayatımı değiştirdi ve pek çok defa kurtardı. Onların yaptığı her iş benim için çok özeldir ama bu albüm en özeli. Dinlediğim ilk metal albümü bu değil, ama sevdiğim ilk metal albümü bu. Bugün tüm zamanların en çok satan, etki alanı en geniş metal albümü de hâlâ bu. Kırdığı rekorlar satırlara sığmıyor. Yıkıp yeniden şekillendirdiği kalıpları anlatmaya, yarattığı fırtınayı özetlemeye çalışsak sayfalar yetmez. Üç müzik dehası; Lars Ulrich, James Hetfield ve Bob Rock’ın yaratıcılıklarının zirvesinde bir araya gelmelerinin sonucunda ortaya çıkmış bir “mucize”dir The Black Album. Sert müzikte klasikten moderne geçişin de kapısıdır aynı zamanda. 2012 yazında grup bu albümün tamamını Donington Park’ta çaldığında oradaydım. Konser bittiğinde cenneti artık merak etmiyordum.


 One Second – Paradise Lost 

Paradise Lost – One Second-001Paradise Lost en sevdiğim grup değil, hatta bir liste yapsam muhtemelen ilk 10’da bile yer almazlar. Ama beni One Second’dan daha fazla etkileyen bir albüm hâlâ dinlemedim. Bunu pek çok farklı tarzdan yılda ortalama üç yüz yeni albüm, bir o kadar da back catalog dinleyen bir müzik yazarı olarak söylüyorum. İngiliz gotik/doom metal grubunun kendi kalıplarını kırdığı, bambaşka bir imaja ve sound’a kavuştuğu albümdür One Second. Gotik rock ve synth metal başlıkları altına alabileceğimiz bu tarzın da benim için zirve noktasıdır aynı zamanda. İşin enteresanı, gotik rock veya gotik metal favori tarzlarım arasında bile değil. Ama dedim ya, bu albümde bir şey var. Büyülü bir şey. Komadaki hastaların kendilerine gelmelerine yardımcı olmak için sevdikleri müziği dinletmenin faydalı olduğu gibi bir şey okumuştum yıllar önce. Ne kadar doğrudur bilmiyorum, ama eğer komaya girersem bana bu albümü dinletin. Tepki vermiyorsam ümit yoktur, fişi çekin.


 Toxicity –  System of a Down

System of a Down – Toxicity-001Evet, doğru tahmin. Ben bir nu metal fanatiğiyim. System of a Down da en sevdiğim üç-beş gruptan biri. Toxicity mi? Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar grup haricinde, ‘90’larda metal bayrağını dalgalandıran yoktu. MTV destekli grunge ve hip hop sayesinde metal güç kaybetmişti. ‘90’ların ilk yarısında temelleri atılan, ikinci yarısında yükselişe geçen nu metal sayesinde ise sert müzik yeniden ana akıma dâhil oluyordu. İşte Ermeni asıllı Amerikalı dört müzisyenden oluşan System of a Down da bu nu metal jenerasyonuna dâhildi. Kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini 1998’te yayımlayan grup, ikinci adımında hedefi on ikiden vurdu. Protest sözler ve her biri özgün şarkılar ile Toxicity, nu metal kasırgasını da aşarak bir metal klasiği hâline geldi. Ermeni folk melodileri ile metal riflerini bir araya getirmek daha önce kimsenin aklına gelmemişti, üzerine Rick Rubin dokunuşu da eklenince ortaya bir başyapıt çıkıverdi. Ne albüm be.

Share

Comments are closed.