Alexandra Savior – The Archer

Albüm Kritik|

Alexandra Savior’un yepyeni stüdyo albümü The Archer’ı dinlemeye başlamadan önce derinden bir nefes alın zira buna çok ihtiyacınız olacak. Albümü dinlerken hiç aklınızda yokken birilerine aşık olabilir ve olmayan bir aşkın acısını çekmeye başlayabilirsiniz. Alexandra, The Archer ile umutsuz romantikler için adeta bir başucu albümü yaratmış.

Portlandlı yirmi dört yaşındaki sanatçı 2017 yılında ilk albümü Belladonna of Sadness’ı Alex Turner işbirliğiyle çıkarmıştı. O zamandan bu yana geniş bir hayran kitlesine ulaşan Alexandra bu albüm ile daha büyük bir ivme yakalayacak gibi duruyor. Buğulu kadife sesine kendine has hüzünlü havası ve içinde her rengi barındıran müziğinin eşlik etmesi bunun en büyük dayanağı. 30th Century Records etiketiyle 10 Ocak’ta çıkan The Archer eski Amerikan aşk filmlerinin her sahnesiyle mükemmel bir uyum sağlayacak şarkılara sahip. Albümün açılışını yapan Soft Current yumuşak bir piyanoyla albümün bütün hüznüne başlangıç niteliğinde bir giriş yapıyor ve Alexandra yaptığı bütün hatalarına rağmen tam da bu sayede bu noktada olduğundan bahsedip bütün hayal kırıklıklarını notalarda ve sözlerde bir araya getiriyor. Ardından Saving Grace ile ateş biraz daha yükseliyor ve yumuşak piyano sesi yerini biraz daha kirli bir tona sahip gitara devrediyor ve Alexandra içindeki tanrıçayı ortaya çıkarıyor ve tabii bu tanrıçanın melankolik biri olduğunu unutmamak gerek. Alexandra Savior’u daha önce dinlememiş biri albümün birçok şarkısını dinlerken sanki Lana Del Rey dinliyormuş gibi bir hisse kapılabilir. Tarzlarını ve sesini çok kolaylıkla benzetebiliriz fakat bu albümdeki western gitar tonları ve sabit davul ritimleri The Archer LP’ye daha pyschedelic bir hava katmış ve bu da albümü benzerlerinden daha farklı bir yere koyuyor. Albüm ile aynı adı taşıyan son şarkı The Archer ile sanatçı adeta bir aşk mektubu yazıyor. Şarkının sözleri yaşadığı büyük aşkının ona nasıl zarar verdiğini anlatıyor gibi dursa da sanatçı yine de aşkından bir nevi “Kurtarıcı” olarak bahsediyor. Kendisi hüznü seven ve terk etmeyen bir müzisyen bu da onun müziğinin her anına ilmek ilmek işlemiş. Albüm yumuşak bir sesle ve piyano sounduyla açılmıştı. Alexandra “Dudaklarından kanı yaladım” diyerek çok daha karanlık bir hava ile albümünü sonlandırıyor. Tıpkı onun aşk hikayeleri gibi. Eğer eski moda aşk filmlerine bayılıyor, sağnak yağmurlu havalarda kahvenizi yudumlarken sokağı izlemeyi seviyorsanız ve aşka aşık biriyseniz hemen bu albümü dinlemeye başlayın derim. Çünkü en sevdiğiniz albümlerden biri olacak.

Comments are closed.