AWAY DAYS: “HER ŞEY READING VE GLASTONBURY İÇİN”

Röportaj|

Indie müziğin dinamik temsilcilerinden The Away Days önceki hafta sonu Bursa’da gerçekleşen Nilüfer Müzik Festivali’nin konukları arasındaydı. Konser sonrası görüştüğüm ekibe birtakım sorularım oldu.

Sahne nasıldı?

Oğuz Can Özen (Vokal, Gitar): Keyifliydi. Bu Bursa’ya ilk gelişimiz. Kitlenin refleksi iyiydi. Festivalden davet almak bizi mutlu etmişti, çalarken de bunu hissettik zaten.

Sezer Koç (Bass Gitar): Ben az evvel çalarken gayet mutluydum.

Anıl Atik (Davul): Aynı anlarda aynı duyguları dolaşmışız desenize. (Gülüşmeler)

-Geçen yıl bu aralar konuştuğumuzda yeni şarkılar üzerine çalıştığınızı söylemiştiniz. Albüm için hangi noktadasınız şu an?

Can: Ocak ayında o süreç başlamıştı. Daha sonra Britanya’da birkaç konser yapıp döndük. Ardından tekrar yeni şarkılar üzerine çalıştık. Şu an hepsi bitti. Yani parçaları tamamladık ve kayıt halindeyiz.

Sezer: Bu arada şunu belirteyim: Albümde yer alan şarkılar daha önce single olarak duyurduklarımız değil. Yeni derken tam anlamıyla yeni bir kayıttan söz ediyoruz, yanlış olmasın. (Gülüşmeler)

-Eğer şarkılar eski değilse etkileşimler de yeni olmalı. Bu son dönemde sizi yeni şeyler üretmeye iten neydi?

Can: Hazırlık dönemini uzun süreye yaydık. Bu uzun sürede de değişik ve ilginç şeyler bıraktı hayat bize. Yaşadığımız hemen her ayrıntı bu sözlere etki etti. Yani çok da mutlu bir albüm olmayacak bu. Buradan fazla kişisel notların duyulacağı sonucu çıkmasın ama. Herkesin içinden bir şeyler bulabileceği şarkılar olacak albümde. Dar alanda değil, geniş açıdayız bu kez.

Sezer: Tarz konusunda çok şey konuşabiliriz bu albüm için. Ama ben şöyle değerlendiriyorum: Derinlikten taviz vermeyen ve kolayca dinlenebilen bir albüm. Haliyle dinleyicisine kısa sürede sirayet edebilir. Sahip olduğu tek form bu.

[youtube id=”VFaSs8ITisc” width=”620″ height=”360″]

-Başka bir sound arayışına gittiniz mi?

Haktan İlhan (Gitar): Gitar çok fazla şu an. Sahnede dinlediğin sound gitarı ön plana alıyor. Albümde bu kadar olmayacak. Alternatif sulardaki değişik kaynaklardan da yararlanacağız.

Sezer: Aslında farklı şeyler denediğimiz doğru. Mesela davul tamamen akustikti. Albümde farklı tınlıyor.

Haktan: Abi ben “daha çağdaş bir müzik olacak” deyip geçiyorum.

Can: Güncel indie ekiplerini dinliyoruz. Bak çoğu grup bunu itiraf etmez. Sorsan “Biz ‘60’lar kafasındayız” filan derler. Hayır abi, biz bugünü de dinliyoruz ve oralardan da bir şeyler keşfediyoruz. Farklı tınlamak esas hedeflerimizden oldu her zaman. Ama bu, şimdiki indie dünyasına kulakları kapatmak anlamına gelmiyor. Demem o ki soundumuz gelişiyor. Bunun da birden fazla dayanağı var. Son şarkılarımızı dinleyen biri bu farklılığı görecektir.

-Plak şirketi arayışları ne durumda? Sanırım dünyada karşılığı olan bir imza peşindesiniz?

Can: Gerçekleşmesini istediğimiz şey tam olarak bu.

Sezer: Evet, bu hedefimiz hala geçerli. Henüz netleşmedi ama. Neler olacağını biz de merak ediyoruz. Şu an beklemedeyiz. Zaten bizim ilk amacımız albümü kaydedip hazır hale getirmek. Bir ürün olarak elimizde durduktan sonra label arayışlarına odaklanacağız. Planımız bu.

-The Away Days’in ilk gününden bu yana birkaç yıl geçti ve yayımladığınız EP ve teklikler dışında kariyerinizde bir albüm yok. Bunu bir geç kalmışlık olarak görüyor musunuz? Sürenin uzaması üzerinizde bir baskı yaratıyor mu?

Sezer: Her şeyden önce sabırsızlanıyoruz. Üretiyorsun, kayıt altına alıyorsun ve bir sonraki aşamada direkt duyurmak istiyorsun. Biz bu son aşamayı bekliyoruz şimdi. Ben buna baskı demezdim. Heyecan belki.

Haktan: Bir tane kurşunun var ve onu da çok doğru kullanman lazım. İlk albümün bir ekip için anlamının ne olduğunun bilincindeyiz ve buna göre hareket ediyoruz.

Can: Doğrusunu istersen sadece ülke sınırlarını hedefleseydik süre bu kadar uzamazdı. Ancak dünya marketi içinde de adımızın geçmesini istiyoruz. Yani bu düşünceyle yola çıktık ve pes etmek için de hiçbir sebep yok. Yavaş yavaş da olsa ilerliyoruz. İngiltere’de sahne aldık, Birleşik Devletler’e uğradık. Dış basından Guardian’la, NME ile bağlantılarımız var senin de bildiğin gibi. Emin ol şu an üçüncü uzunçaları bile yayımlıyor olabilirdik. Üretimde bir sıkıntımız yok yani. Beklediğimiz şey sunum ve alacağımız karşılığın boyutlarıyla ilgili.

THE-AWAY-DAYS-002

-Müziği bu kadar kariyerist düşünmek onun canlı yanını, samimiyetini yok etmiyor mu peki?

Can: Güzel soru. İşte burada önemli bir şey var. O da bu dengeyi bulmakla alakalı. Evet insanlara işleyen, onların içinde samimi şeyler bulabileceği bir olgu müzik. Ama öte yandan da bir iş. Daha fazla kitleye ulaşmak istiyorsun haliyle. Çünkü müziğinin buna değdiğini düşünüyorsun. Meselenin pazarlama tarafını yok saymıyoruz. Hem duygusal yönümüzü koruyup hem de stratejik kararlar alıyoruz.  

Ülkede alternatif müziğin durumu, İngilizce üzerinden yol almak ve tamamen yurtdışını hedeflemek grubu ne yönde etkiliyor?

Anıl: Away Days’in Avrupa merkezli olduğu muhakkak. Yani bu ülkede, İstanbul’da hiçbir karşılığı yok diyemem. Elbette var. Bizi dinleyen ve takip eden hatırı sayılır bir kitleden söz edebiliriz burada. Ancak kültürel olarak nereye yakın olduğumuz çok açık. Ülkeler arasında algılayış biçimleri, müzik geleneği, müzikten beklentiler gibi farklılıklar sayılabilir. Bu tür şeyler sizi ister istemez etkiliyor. 

Sezer: Kings of Convenience eğer İngilizce’den ilerlemeseydi nerede olurdu? Öyle bir durumda pek yol kat edebileceklerini düşünmüyorum. Bizim hedeflerimiz için bu dile ihtiyacımız var.  

Can: Saydığın şeylerin olumlu etkileri olduğu kadar olumsuz yansımaları da var tabii. İstanbul’da yaşıyoruz. Avrupa’ya göre uzakta bir yerde sesimizi duyurmaya çalışmanın birtakım zorlukları oluyor. Bu doğru. Ama birçok şeyi öğrendik ve artık ne yapmamız gerektiğine dair daha fazla bilgiye sahibiyiz.

-Klasik bir son soru kontenjanından geliyor: The Away Days’in gelecek planlarında en tepede ne var?

Can: Henüz hedeflerimizden çok uzaktayız. Hatırlarsan geçen röportajda %2’sini gerçekleştirdik demiştim. Şu anda %3 filandır.

Sezer: Planlarda çok keskin bir kırılma şu olabilir: Reading ya da ne bileyim Glastonbury gibi festivallerin güzel bir sahnesinde, iyi bir saatte çalmak. Ben bu planda varım. (Gülüşmeler)

Comments are closed.