Bakmayınca görmediklerimiz görmeyince korkmadıklarımız

Göz|

Oscar ödüllü yönetmen Adam McKay imzalı Don’t Look Up şüphesiz ki yılın en tartışma yaratan filmlerinden biri oldu. Seyirciyi kelimenin tam anlamıyla ikiye bölen film dünyaya hızla yaklaşmakta olan bir göktaşı üzerinden medya, siyaset ve sermaye üçgenine eleştirel bir bakışla yaklaşıyor.

Netflix yalnızca bir dağıtım aracı değil bir prodüksiyon şirketi olarak da rüştünü ispatlamışken ana akım sinemanın dev isimlerini artık Netflix yapımlarında daha sık görmeye başladık. 2018 yılında vizyona giren filmi Vice ile Oscar heykeline layık görülen yönetmen Adam McKay’in son filmi Don’t Look Up geçtiğimiz haftalarda Netflix’te izlemeye açıldı.

Leonardo DiCaprio, Jennifer Lawrence, Meryl Streep, Cate Blanchett, Jonah Hill gibi önemli oyuncuların buluştuğu film ilk günden tartışmaları alevlendirdi. Bir yanda filmin yeni bir şey söylemediği ve seyirciye yukarıdan baktığını düşünenler, diğer yanda ise filmin modern topluma getirdiği eleştirileri çok yerinde bulanlar şeklinde ikiye bölünmüş bir seyirci olduğunu söylemek mümkün.

Film, Michigan State Üniversitesinin Astronomi bölümünde çalışan bilim insanı Kate Dibiasky’nin (Jennifer Lawrence) yeni bir kuyrukluyıldız keşfetmesiyle başlıyor. Araştırma ekibi kuyrukluyıldızın Dünya’ya yaklaşmakta olduğunu ve 6 ay içinde gezegeni yok edeceğini öğrendiğinde ise sevinci kursağında kalıyor. Profesör Randall Mindy (Leonardo DiCaprio) ve ekibi popüler bilimin öncü ismi gökbilimci Carl Sagan’ın sözlerinde ilham ararken popülerliğin başlarına açacağı dertlerden henüz habersiz. Durumu acilen Amerikan hükümetine iletmekle görevlendirilen Randall ve Kate bir askerî uçakla başkente gönderiliyor. Trumpvari bir başkan olan Janie Orlean (Meryl Streep) ve liyakatten yoksun kurmayları, bilim insanlarını ilk başta ciddiye almıyor fakat sonrasında bu felaketi seçim kampanyası için bir fırsata çevirebileceklerini anladıklarında kuyrukluyıldızı saptırmak için bir proje başlatıyorlar.

Apple’ı andıran BASH isimli teknoloji firmasının sahibi ve dünyanın en zengin üçüncü insanı Peter Isherwell (Mark Rylance) devreye girdiğinde ise sermaye ve siyaset iş birliği ne yazık ki bilimi alt ediyor. Kuyrukluyıldızın taşıdığı minerallerin trilyon dolarlar değerinde olduğunu ortaya çıkaran Isherwell; daha çok istihdam oluşturulabileceği, açlık ve sosyal adaletsizliğin yok edilebileceği gibi süslü bahanelerle bu felaketin engellenmesinin önüne geçiyor. Neticede bir uzay gemisine atlayıp yeni bir gezegende yaşam arayan 2000 zengin insan haricinde dünya tuzla buz oluyor.

Büyük bir hayran kitlesi olan Isherwell karakteri Steve Jobs, Elon Musk, Bill Gates gibi teknoloji devi zenginleri temsil ediyor. Tanrı kompleksi açıkça belli olan Peter Isherwell, tıpkı yukarıda saydığımız isimler gibi insanlığın geleceğiyle ilgili karar mekanizmalarına dahil olmayı kendine hak görüyor. Yönetmenin uzayın keşfi konusunda bağımsız bilimsel araştırmalardansa bir avuç zenginin çalışmalarına güvenen ve Musk gibi iş insanlarını idolleştiren toplum taşlamasının önemli unsurlarından biri oluyor bu karakter. Hükümet yetkililerinin ciddiyetsizliğinin ve “çılgın dahi” Isherwell’in yanı sıra ana akım medyanın vurdumduymazlığı da filmin iğnelemelerinden nasibini alıyor.

Sabah programlarında anlattıkları her şeyi neşeli ve komik bir anlatımla süsleyen popüler sunucular Brie Evantee (Cate Blanchett) ve Jack Bremmer (Tyler Perry), kuyrukluyıldızı da pek ciddiye almıyor. Randall ve Kate’in hükümete seslerini duyuramayınca çıktıkları bu programda sunucuların dediklerini ciddiye almaması üzerine Kate’in geçirdiği sinir krizi sosyal medyada alay konusu olurken Randall halkın sempatisini kazanan seksi bilim insanı olarak popülerleşiyor. Sosyal medyanın her şeyi bir espri aracı hâline getirip toplumun hassasiyetlerini neredeyse yok eden “meme” kültürü, bir kişinin söylediği ya da söyleyiş tarzı beğenilmediği zaman o kişiyi tamamen susturmayı hedefleyen cancel / iptal kültürü ve aynı şeyleri söyleyen bir kadın ve erkek olduğunda nefretin direkt olarak kadına yönlendirilmesine sebep olan içselleştirilmiş kadın düşmanlığını film tek bir sahneyle ortaya seriyor.

Don’t Look Up global eleştirileriyle beraber iki buçuk saat boyunca neredeyse tüm Amerikan mitlerini yerle bir ediyor. İnsansız gerçekleştirilebilecek bir uzay görevinin bir Amerikan kahramanı yaratmak adına göstermelik bir insanla yapılması (Barry Levinson’un Wag the Dog filmine bir göz kırpma gibi adeta), popülist Amerikan başkanının halkı pohpohlayan söylemlerle büyük kalabalıkları bilimle ters düşürmeyi başarması, “dünyayı kurtarma” görevinin her zamanki gibi ABD’ye kalması ama devletin bu konuda başarısız olup yalnızca bir avuç zengini kurtarması gibi detaylar Amerikan siyasetinin en temel iletişim stratejilerini tiye alıyor.

Kate, Beyaz Saray’a ilk gelişinde ortamı “freakshow” yani ucube gösterisi olarak niteliyor. Filmin hızlı temposu ve abartılı karakterleri gerçekten medya-siyaset-sermaye üçgeninin nasıl bir freakshow olduğunu adeta gözümüze sokuyor. Film boyunca sık sık gördüğümüz ekran içinde ekranlarla tüm olayların her an profesyonel bir kamera veya bir telefon tarafından çerçevelenebileceği, telefon ekranlarında yazan şeylere kimi zaman gerçek hayattan daha fazla önem atfedilebileceği hep hatırlatılıyor. 21. yüzyıl gerçekliğine dönüp bakınca filmdekinden daha az ucubelik içermediğini görüyoruz.

Bu freakshow’un ortasında artık kimi kuyrukluyıldızı bir tehlike olarak görmezken yüksek oranda insan kuyrukluyıldızın gerçek olduğuna dahi inanmıyor. Komplo teorilerinin alıp başını gittiği sırada kuyrukluyıldız artık Dünya’ya iyice yaklaşıp çıplak gözle gözlemlenebilir hâle gelince toplum işin ciddiyetini anlamaya başlıyor fakat yine büyük bir kitle Başkan Orlean’ın popülist söylemlerinin etkisinde kalıp bunun bir komplo olduğuna inanıyor. Toplum hala kuyrukluyıldızın varlığını sorgulayadursun, insanlar yeraltına sığınarak kurtulabileceğine inandığı için serbest piyasa ekonomisinde bir küreğin fiyatı 599,90 dolar oluyor.

Randall ve Kate sosyal medyadan seslerini duyurmak için “Sadece yukarı bakın! Kuyrukluyıldız orada işte!” diyerek videolar yayınlıyor. Başkan Orlean ve ekibi bu söyleme karşıt olarak “Yukarı bakmayın!” şeklinde bir slogan ortaya atıyor ve gerçekliğin el birliğiyle nasıl manipüle edilebileceğini gözler önüne seriyor. Aynı küçük çocuklar gibi görmediği şeylerin var olmadığını zanneden toplum apokaliptik bir sonla yok oluyor. “Bakmazsak görmeyiz, görmezsek de o şey zaten yoktur.” mantalitesini uzun süredir şiar edinmiş 21. yüzyıl toplumu her ne kadar gezegenin sonunu getirecek bir kuyrukluyıldız tehdidi ile karşı karşıya değilse de bu kuyrukluyıldız günümüzde pek çok anlam ifade ediyor.

Liikakarvoitus tiedotus

, Times;”>Dibiasky kuyruklu yıldızının yerine küresel iklim değişikliği, aşırı bireyselleşme, radikal ideolojiler, obezite gibi birçok güncel problem koyabiliriz pek tabii. Son Akşam Yemeğini andıran bir sahneyle yaşama veda eden Kate, Randall ve yakınlarının sonu aslında bize o kadar da uzak olmayabilir.

Comments are closed.