Damon Albarn’ın Londra konserinden izlenimler

Konser|

Damon Albarn. 1990’lı yıllara damgasını vuran Blur’ün lideri o. İlerleyen yıllarda başlayan ve ürettiği şarkılarla en az Blur kadar etki yaratan Gorillaz’ın yarısı o. Ayrıca Suriyeli Müzisyenler Orkestrası ile birlikte çalışmalar yürüten, opera projeleri var eden ve elbette solo kariyerinde ilerleyen biri o. Damon Albarn geçen hafta Londra’da sahne aldı. BacktotheSound oradaydı. (Yazı: Hazal Yıldız Önal)  

Geçtiğimiz günlerde üçüncü solo albümü The Nearer the Fountain More Pure the Stream Flows’u yayımlayan Damon Albarn’ın, Londra Rough Trade East’deki albüm tanıtım konserini ve söyleyişini izleme şansına sahip oldum.

 

Kendisini daha önce Shakespeare Globe’da da izlemiştim. Oldukça konuşkan, seyirciyle bol iletişimde ve hatta temasta olduğunu söyleyebilirim.

 

Bu sefer ki performansında çoğunlukla yeni albümünden oluşan sürpriz sonlu playlisti ve piyanosu ile karşımıza çıktı Albarn. Tanıtım konseri tadında bir etkinlik olduğu için sadece altı şarkı dinledik. Her şey çok sade ve samimiydi.

Plak reyonlarının sonunda bulunan küçük bir sahne, bir piyano ve heyecanlı dinleyiciler… İngiliz radyo sunucusu John Kennedy, Damon Albarn’ı sahneye çağırıyor. Albarn ufak bir mikrofon sorunundan sonra piyanosunun başına oturuyor ve sabah aldığı tütsüyü yakarak şakacı bir şekilde ambiyansa uygun olacağını düşündüğünü söyleyip şarkılarını çalmaya başlıyor.

Açılışı albümün de ismi olan The Nearer the Fountain More Pure the Stream Flows ile yapıyor. Arkasından benim de albümdeki favori şarkılarımdan biri olan Royal Morning Blue, Daft Wader, Polaris ve tabii ki albümün bir diğer favorisi Particles’ı dinliyoruz. Son şarkı ise herkesin hep bir ağızdan eşlik ettiği Blur’dan Beetlebum oluyor.

Mini konserin ardından sıra söyleşiye geliyor. Albümün çıkış noktasının İzlanda’daki evinin penceresindeki manzara olduğunu belirtiyor Albarn. Karantina sırasında da yıllardır beraber çaldığı arkadaşlarını eve toplayarak bu pencere karşısında günlerce oturup manzarayı ve havadaki değişiklikleri müziğe çevirmeye çalışmışlar. Albümün kayıtları ise müzisyenin Devon’daki evinde tamamlanmış.

John Kennedy, İzlanda ile olan ilişkisini sorduğunda çok yeni olmadığını ve biraz alaycı bir şekilde gülerek Blue Lagon’ün ortasında artık bir bar olduğunu ve ilk gittiğinde sadece ahşap bir kulübe olduğunu söylüyor. Söyleyişi arkasından başlayacak olan imza etkinliği için bir soru soruyor. Damon ise aslında imza değil de parmak izini damgalayacağını belirtiyor. Trilyonlarca albüme imza atmak zorunda kaldıktan sonra yeni bir taktik geliştirdiğini, tamamen benzersiz ve çok daha kolay olduğunu gülerek anlatıyor.

John, Damon’a teşekkür ederek, bizi imza alanına doğru yönlendiriyor. Sıraya girme konusunda birazcık kaos yaşanıyor ama neyse ki ortalarda bir yerlerde yer bulabiliyorum. Uzunca bir bekleyiş ardından Damon Albarn kısa bir mola veriyor ve tam önümüzden geçerken “Beş dakika sonra geliyorum merak etmeyin” diyor.

 

Tekrar uzunca bir bekleyişin ardından sıra bana da geliyor. Maalesef yan yana fotoğraf çektirmek yasaktı, ama kendisiyle tanışıp teşekkür etmek oldukça unutulmayacak bir andı benim için.

 

Sadece, o kadar beklemenin üstüne sadece parmak izi ve bir de çarpı işareti biraz hayal kırıklığı yaratmadı değil tabii ki. Yine de kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir hatıra olarak bana kaldı.

Albarn’ın The Nearer the Fountain More Pure the Stream Flows isimli yeni albümünü ise çeşitli müzik platformlarından dinleyebilirsiniz, dinlemenizi de öneririm. Dinledikçe, şarkı sözlerini ve melodileri içselleştirdikçe gözünüzün önünde İzlanda’daki o pencereden görünen manzara belirmeye başlıyor.

Comments are closed.