Eski defterler

Göz|

Geçtiğimiz yılda pek çok festivalden ödülle dönen Ümit Ünal imzalı Aşk, Büyü vs. bu yıl MUBI’de gösterime girdi. Film ülkemizde kuir sinemanın taze örneklerinden biri olarak sinemaseverler tarafından merakla bekleniyordu. İddialı kadrosu ve cesur anlatısıyla seyircinin beklentisini zirveye taşıyan Aşk, Büyü vs. bu yazımızda mercek altında.

Ümit Ünal 2017 yılında gösterime giren Sofra Sırları filminin ardından yeni bir kadın hikâyesiyle seyirci karşısına çıkıyor. Aşk, Büyü vs. çocuklukları birlikte geçmiş ve tutkulu bir aşk yaşadıktan sonra trajik bir şekilde ayrılmak zorunda kalmış iki kadının yüzleşmesini konu alıyor.

Aşk kavramını sınıf çatışması ve toplumsal normlar üzerinden ele alan film ülkemizin kuir sineması literatürüne önemli bir katkı sunuyor. Filmin başrollerini Selen Uçer ve Ece Dizdar paylaşırken iki yetenekli aktrise duayen oyuncu Ayşenil Şamlıoğlu eşlik ediyor. Filmin iki ayrı festivalden layık görüldüğü En İyi Kadın Oyuncu ödülü kadronun başarısını tescilliyor.

Film Eren’in (Ece Dizdar) yıllar sonra çocukluğunun geçtiği Büyükada’ya dönmesiyle açılıyor. Eren bir zamanlar büyük aşk yaşadığı ve unutamadığı Reyhan’ı (Selen Uçer) bulduğunda eski defterler açılıyor ve iki kadının yarım kalan hikâyeleri yeniden başlıyor. Aradan geçen yıllarda Eren ve Reyhan’ın yaşadıkları, birbirlerine olan kızgınlıkları ve hayâl kırıklıkları aşkın önüne geçiyor. Uzun süre yurtdışında yaşamış ve Reyhan’dan haber alamamış olan Eren, Reyhan’ın Gökhan (Uygar Özçelik) ile birlikte yaşadığını öğrenince iki aşığın kavuşmasının önündeki engeller çoğalıyor. Eren’in Reyhan’ı yeniden birlikte olmaya ikna etmeye çalışması ikiliyi pek çok kez kavgaya sürüklüyor ve ne yazık ki film bu konuda sıkça tekrara düşüyor.

Geçmişten gelen hikâyelerin kendini tekrar etmesiyle birlikte seslerin sık sık yükselmesi ve kavgaların kronikleşmesi kimi zaman anlatılanların etkisini düşürüyor. Eren ve Reyhan yine yaşadıklarından ve eski mektuplardan bahsederken Reyhan yıllar önce Eren’in kendisine dönmesi için büyü yaptırdığını itiraf ediyor. Filmin isminde yer alan ikinci kelime de bu aşk hikâyesine böylece dahil oluyor. Reyhan’ı bir türlü unutamamaktan şikayetçi olan Eren ve Eren’le bir daha birlikte olmak istemeyen Reyhan çözümü büyüyü bozdurmakta buluyor. Büyükada manzaraları eşliğinde büyülü bir aşk macerası sunan film bittiğinde içinizde sıcacık bir his bıraksa da senaryodaki sıkıntılar filmden kopmalara da sebep oluyor.

Mekân seçimi filmin atmosferini desteklemekte büyük rol oynuyor. Ada’nın dik yokuşları, yüksek tepeleri ve yorucu yolların aşılmasıyla bir ödül gibi ayaklarımızın önüne serilen manzaraları adeta hikâyeyi özetler gibi. Filmin mistik yönü Ada’daki metruk binalar ve eski yalılarla buluştuğunda film gerçekten adının hakkını veriyor. Görüntü yönetmeni Türksoy Gölebeyi’nin becerisi mekân ve ışığın anlatı üzerindeki etkisini sağlamlaştırıyor. İnsanın içini ısıtan yaz günlerini ve yarım kalmış bir aşkı Büyükada’nın güzellikleriyle bir araya getiren film bir yandan bu aşk hikâyesini toplumsal bir perspektiften de ele alıyor. “Zengin kız fakir oğlan” şablonunu bu kez “zengin kız fakir kız” olarak izliyoruz.

Eren ve Reyhan’ın eşcinsel bir ilişki yaşıyor olmaları heteronormatif toplum baskısının bir tezahürü olan ailelerinin onları ayırması için yeterli bir sebepken üstüne Eren’in zengin ve nüfuzlu ailesinin hayatı boyunca Reyhan’ın önüne çeşitli engeller koyduğunu öğreniyoruz. Gökhan’ın Eren ve Reyhan’ı sürekli takip hâlinde olması da aile baskısının bir gölgesi gibi kadınların üzerine çökmeye devam ediyor. Eren yurtdışında bir yaşam kurmuş, İstanbul’un elit bir semtinde ev sahibi ve bu gücünü dilediği zaman Reyhan’ın karşısına çıkıp onunla yeniden birlikte olabilmek için kullanabileceğini düşünen bir pozisyondayken Reyhan sevgilisi Gökhan ile mütevazı bir yaşam sürmeye mecbur kalmış. Daha maskülen bir profil çizen Eren’in güç ilişkilerindeki bu konumu yer yer lezbiyen ilişki dinamiklerini stereotipleştiriyor.

Eren ve Reyhan aralarındaki büyüyü bozdurmak için büyücü Aliye’yi arıyorlar. Aliye’nin komplo teorileriyle kafayı bozmuş oğlu Süha’dan (Emrah Kolukısa) kadının öldüğünü öğrenip kendilerine başka büyücü bulmaya çalışıyorlar. Buldukları Pembe (Ayşenil Şamlıoğlu) adlı büyücü son derece profesyonel çalışan ve yüksek ücretlerle iş yapan bir kadın. Ülkemizde batıl inançların sömürüsüne eğlenceli bir dokundurmada bulunan film, Eren ve Reyhan’ı bağlılıklarını bitirmek için çıktıkları yolun sonunda birbirlerine daha da sıkı bağlıyor. Eren ve Reyhan Pembe’nin yazdığı muskayı Ada’nın en yüksek tepesine gömmeye gittiklerinde film boyunca süren gerilim çözülüyor.

İki aşık eski bir şarkının ve hatırlattığı duyguların etkisiyle Pembe’nin muskasından daha güçlü bir büyüye kapılıyor. Filmin sonlarına doğru Eren ve Reyhan’ın bir otel odasında seviştikleri sahne lezbiyen çiftlerin çok sık maruz kaldığı fetişleştirmeden uzak durarak seyirciye duygusal bir tatmin yaşatıyor. Aşk, Büyü vs. Türkân Şoray ve Rutkay Aziz’in başrollerini paylaştığı Ada (Süreyya Duru, 1988) filminin üzerinden geçen otuz yılda adada geçen aşk hikâyelerinin büyüsünden hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyor.

Comments are closed.