Espera

Göz|

Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un sinemanın ne olduğunu bize tekrar hatırlattığı 2018 yapımı, yirmi birinci yüzyılın bence açık ara en iyisi ROMA. Bir otobiyografik eser. 1961’de orta sınıf bir ailenin en küçük çocuğu olan Cuaron’un yaşamından bir kesit. Ama bu kesiti kendi gözünden değil, evlerinde çalışan yerli halktan olan hizmetçi Libo’nun gözünden anlatıyor. Libo filmde Cleo adıyla tasvir edilmiş, Cuaron’un kendisi ise Pepe. Fimde ayrıca diğer hizmetçiyi, kardeşlerini ve anne ile babasını da görüyoruz. (Yazar: Hüseyin Koçibey Koç)

 Kamerası Olan Meksikalı 

Hikayeye geçmeden önce filmin teknik tarafından bahsetmek istiyorum. Film tamamen Cuaron’un hatıralarından oluşuyor. Her bir detay evdeki her bir eşya Cuaron’un zihninden fırlamış. Eski evindeki eşyaların yarısından fazlasını bulabildi, kalanları ise sanat yönetmenine tarif ederek aynılarını buldurttu ve yaptırdı. Ayrıca bazı sahneleri evin bulunduğu gerçek caddede çekmek istemiş fakat etraf doğal olarak değiştiğinden, Cuaron’un isteği doğrultusunda yine onun anılarına dayanarak değiştirildi. Filmde gördüğümüz her bir detayla adeta Cuaron’un zihninde bir yolculuğa çıkıyoruz; sokak satıcıları, TV programları, bolca köpek dışkısı uçaklar ve bunun gibi bir sürü ufak detay.

Film bir senaryo yazılmadan çekildi elbette hikaye ve sahneler belliydi ama diyaloglar ve mizansen anlık şekillendi. Cuaron bu durumu şöyle ifade ediyor, “Filmde yaşananlar hikayenin kendisi oldu”. Yönetmen sahneler çekileceği zaman tüm oyunculara ne yapması ve ne söylemesi gerektiğini belirtiyordu ve fazla prova yapmalarına izin vermiyordu, çekime başlandığında ise fazla tekrar almak istemiyordu. Bunun nedeni açıkça doğallığı kaybetmek istememesi.

Cuaron’un oyuncu seçimine de değinmek gerek. Cuaron oyuncularla çalışmanın oyuncu olmayanlarla çalışmaktan daha zor olduğunu söylüyor bu film için. Cleo’yu oynayan Yalitza Aparicio’yu seçerken oyuncu biri olmamasını ve yerel dil olan Mixtecçe’yi bilen birini istemiş ve Aparicio’nun kariyerinin ilk rolü Cleo olmuş. Akademi Ödüllerinde en iyi kadın oyuncuya aday olduğunu unutmamak gerek gerek. Film en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında da aday çıkardı. Evin hanımı ve Cuaron’un annesi Sofia Marina de Tavira. Kendisi profesyonel oyuncu  ve benim de bu filmde en beğendiğim performans kendisine ait. Cuaron ayrıca tüm figüranlarla da ayrı ayrı ilgilenip doğrudan direktifler verdi genelde yönetmenler bu işi yardımcı yönetmenlere bırakırlar. Cuaron’nun bu filmi ne kadar sahiplendiğini bu detay ile görüyoruz.

Hatta buna ek bir bilgi: Cuaron çok iyi bir sahneyi ekibin aksi yöndeki ısrarlarına rağmen kendi geçmişi ile bağdaştıramadığı için çıkarmış. Cleo karakterinin esinlenildiği kişi olan Libo’nun Cuaron’un önceki filmlerinden olan Ananı Da! filminde ufak bir rölü olduğunu da belirtelim. Cleo karakteri için Libo’yu defalarca aramış, onu ziyaret etmiş ve bu görüşmelerinde ona yüzlerce soru sormuş.

 ¿Dónde Está Lubezki? 

Teknik anlamda filmi ne kadar övsek yetmez. Filmin her bir karesi tablo olarak sergiletilebilecek nitelikte. Cuaron yönetmenliğin yanında görüntü yönetmenliğini de üstlendi bu onun ilk görüntü yönetmenliği deneyimi oldu. Günümüzün en Roger Deakins’la beraber en iyi sinematograflarından biri olan Emmanuel Lubezki’nin takvimi uymadığı için bu filmde görüntü yönetmenliğini Cuaron’na kaldı. Hem yönetmen hem de en iyi görüntü yönetimi dalında iki akademi ödülünü de kazandı.

Lubezki ne kadar filmde görüntü yönetiminde yer alamasa da Cuaron’a verdiği bir tavsiye ile filmi teknik anlamda büyük bir oranda değiştirmiş. Cuaron film daha fikir aşamasındayken kare bir formatta çekmeyi düşünmüş ,siyah-beyaz renk paleti en başından beri belliymiş, Lubezki ile bu fikri paylaşmış ve Lubezki daha geniş bir formatta çekmesini söylemiş, Cuaron bu fikre ilk başta pek sıcak bakmasa da denemelerden sonra ikna olmuş. Böylesinin daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Geniş açılı çekimleri daha rahat bir yansıtabilmiş bu şekilde, ki Cuaron bu filmde nerdeyse hiç close-up açı kullanmıyor. Cleo dışındaki karakterlerin yüzünü bile düzgün göremiyoruz. Cleo’un olaylara seyirci olduğu gibi, Cuaron da bizi filme seyirci yapıyor açı ve lens seçimleriyle. Cleo’nun olaylara olan seyirciliğine yazının hikayeyi incelediğim bölümünde değineceğim.

 Cuaron bu film için hiçbir referans almadığını ve hiçbir gönderme yapmadığını söylüyor. Ben buna inanmıyorum. Filmde heykellerden ünlü tablolara, yunan ve bir içki üzerinden yapılan Meksika mitolojilerine gönderme mevcut. Ayrıca ne kadar her şey benle ilgi ve özgün dese de Cuaron, Cleo’nun hastaneye giderken trafiğin tıkandığı tünel sahnesi Federico Fellini’den referans alınmış sanki. Çocukların sinemaya gittiklerinde izledikleri filmde bulunan iki astronot bir Cuaron’un önceki filmi olan Gravity’e gönderme değil de ne? Cuaron çocukken astronot olmak istiyormuş, Gravity filmi de bunu doğrular nitelikte. Ayrıca filmde de başta ortada ve sonda olmak üzere gördüğümüz uçaklar da ve filmin bir yerinde Cleo, Pepe’ye yemeğini yedirirken Pepe’nin pilotlara olan ilgisinden de bunu fark etmek zor değil. Kısaca Cuaron’un gökyüzü merakı var.

Film siyah-beyaz olmasına rağmen rengi hissettirebiliyor. Film eski bir dönemi işlemesine rağmen kusursuz bir görüntü sunuyor. Filme nostalji katacak herhangi bir efekt kullanılmamış. 4K çözünürlüğe sahip 65mm siyah-beyaz bir film. Cuaron dönemin aksine kusursuz bir görüntü ile yeni bir dil oluşturduğunu söylüyor.

 

 Ben Ölü Olmayı Sevdim 

Cuaron, Cleo’nun acılarını, Sofia’nın acılarını ve Meksika’nın acılarını harmanlayarak bir hikaye oluşturuyor. Cleo’dan başlayalım. Cleo yerli halktan ve film aslında bir çok yönden bu sınıf farkına da değiniyor. Cleo’da ilk dikkat çeken şey sessiz olması hiçbir şeye yorum yapmıyor o sadece izleyici bunun en net örneği Noel öncesi kutlamalarda çıkan yangın; Cleo yangını görüyor ama tepkisiz kalıyor, yangın fark edildikten sonra da çocuklar dahil herkes yangına müdahale etmeye çalışırken Cleo yine hiçbir şey yapmıyor. Cleo’dan bağımsız, filmin en beğendiğim sahnesi; bu yangın sekansındaki şaklabanın maskesini çıkarıp kendi dilinde ,oldukça hüzünlü olduğunu anladığım, şarkı söylediği an… gerçekten inanılmazdı.

Cleo’ya geri dönelim. Cleo ne kadar ailenin içinde gibi gözükse de aslında hep bir adım geride, seyirci olarak bunu fark edebiliyoruz ama Cuaron bu ince çizgiyi öyle bir ayarlamış ki ”Neden Cleo’ya böyle davranıyorlar” demiyoruz. Bunda şüphesiz Aparicio’nun rolü çok büyük.

Cleo’nun evde çalışan diğer hizmetçi dışında kimsesi yok, sürekli yalnız, ana dilini de sadece onla konuşabiliyor. Hatta Pepe’den bile neden böyle konuşuyorsun diye çocuksu bir tepki alıyor. Tüm bunların üstüne hamile kalıyor, kendi zor yaşamına bir kişiyi daha dahil etmek zorunda. Sevgilisine hamile olduğunu söyleyince de acımasızca terk ediliyor. Fimdeki dramatik zirvede bebeğin doğum sahnesiyle oluyor. Bu sahnenin arka planına biraz değinmek istiyorum. Sahnedeki tüm doktorlar ve hemşireler gerçek mesleği doktor ve hemşire olan kişilerden seçilmiş. Aparicio’ya çocuğun ölü doğacağı söylenmemiş ve sahnede canlı bir bebek oynatılacak diye de eklenmiş. Doktorlar Cuaron’un direktifleri doğrultusunda çocuğun ölü doğduğunu Cleo’ya söyleyince, Yalitza Aparicio tam anlamıyla gerçek ve doğal bir tepki izletmiş oluyor bizlere. Cuaron bu hareketiyle etik sınırları zorladığını düşünüyorum.

Cleo sakin, masum ve sürekli pozitif bir kadın profili çiziyor, uğradığı zorluklar ve haksızlıklar onu mağdur edenlerin yanına kalıyor ama yüzümüzü güldüren bir şey oluyor Cleo bir sahnede ödüllendiriliyor. TV şovmeninin, Halcones’lerin antrenmanından sonra gösterdiği hareketi bir tek o yapabiliyor. Metaforik anlamda filmdeki bu an Cleo’nun ordaki en temiz kişi olarak nirvanaya ulaşıp özgürleştiği an olduğunu söyleyebiliriz.

 “Biz Kadınlar Hep Yalnızız” 

Sofia en az Cleo kadar acı çeken ve ihanete uğrayan bir kadın. Burada aslında güzel bir mesaj veriyor Cuaron bize, sınıfsal dereceniz ne olursa olsun siz kadınsınız. Bunu seyirciye belli etmeden aktarmaya çalışıyor. Sofia eşi tarafından aldatılıp dört çocuğu ile terk edilmiş bir kadın. Bazı sahnelerde tacize uğramış bir kadın olarak Sofia’nın bu durumla başa çıkamadığını görüyoruz. Oğluna vurduğu an bu duruma harika bir örnek Sofia’nın eşinden intikamını da aldığını görüyoruz aslında. Cuaron babasını aslında bir araba olarak simgeliyor. Bunu babasıyla ilk tanıştığımız anı incelerek anlayabiliriz. Biraz açalım: Babanın eve girişini arabanın içerisinde görüyoruz. Araba o dar avluya sığmıyor; aynayı vuruyor, ileri geri yapıyor, yetmiyor tekerlek avluda temizlenmeyen köpek dışkısının üstünden geçiyor. Arabayı baba olarak bu yüzden düşünebiliriz artık eve sığmıyor, sıkılmış ve bunalmış, rahat bir nefes almak istiyor.

Cuaron babasına karşı empati yapabildiğini söylüyor. Babasının , iş için gideceğini söyleyip ailesini terk ettiği sahneyi çekerken çok zorlandığını söylüyor Cuaron. Kendisi ve ailesi için travma olan bir olayı tarafsız bir şekilde aktarmak zorunda kaldı, bu durumu o an aşmış ve babasını anlayabilmiş. Ayrıca bu veda sahnesinde Maria de Tavira’ın oyunculuğu muazzam. İşte hıncını da az önce bahsettiğim arabadan çıkartıyor. Trafikte kenarlarını başka araçlara sürtüyor, evin avlusunda park ederken bilerek duvara çarpıyor ve en sonunda arabayı satıyor. Cuaron, annesinin terk edildikten sonraki duygusal sürecini araba üzerinden anlatmaya çalışmış.

Babasının gittiği sahnede caddeden bir bando geçiyor aynı bando filmin sonunda da aynı caddeden geçiyor bu artık döngünün tamamlandığı Sofia’nın kendisini artık iyi hissettiği anlamına geliyor.

 10.6.71 Halconazo 

Filmin büyük bir bölümü şahsi ıstıraplar ama aynı zamanda Meksina’nın toplumsal yaralarına da değiniyor. Meksika tarihinde o dönem iki acı olay yaşanıyor. İlki, 2 Ekim 1968 olayları bu olaylar anti-demokratik faaliyetlere karşı orta sınıfın ilk kez tepki göstermesi ile önem kazanıyor. ’68den önce sadece çeşitli sendikalar ve sivil toplum örgütleri seslerini çıkarıyordu. İkinci büyük olay 10 Haziran 1971’de oluyor. Çoğunlukla üniversite öğrencilerinin katıldığı bu eylemlerde onlarca genç hayatını kaybediyor. Göstericilere saldıran ne polisti ne de asker. Saldırganlar Halcones yani Şahinler denen bir grup. Bu gruba Cleo’nun sevgilisi de dahildi.

Bu grup belediyenin çöpçü kadrolarından oluşturulmuş, Amerikalı eğitmenler tarafından eğitilmiş, bunu filmde görüyoruz, bir birlikten ibaretti. Sistemin kurbanı olmuşlar ve baskı aracı haline gelmişlerdi. Böylece sınıf ayrımını tekrar görmüş oluyoruz.

 

Halconazo’dan sonra Kirli Savaş denilen çeşitli gruplar arasında bir savaş çıktı Meksika’nın dört bir yanında yirmi yıl boyunca devam etti. ‘68 ve ’71 olaylarının temel sebebi anti-demokratik baskılar ama gergin havanın eyleme dönüşme sebebi; 68’de olimpiyatları düzenleyip 7.5 milyar dolar, iki sene sonra da dünya kupasını düzenleyerek ekstra masraflar yapan hükümetin tutumu oldu.

 No Netflix 

Önce şunu belirtelim, ROMA Oscar’ın çok üzerinde bir film. Filmin toplam on iki adaylığı var bunların üçünü kazanıyor: En iyi yabancı dilde film, en iyi görüntü yönetimi ve en iyi yönetmen. Taraflı tarafsız herkesin alması gerektiğini düşündüğü en iyi film ödülünü ise kazanamadı bunun o yıl için iki nedeni vardı. İlki, o zamana (2018) kadar en iyi film Oscar’ını İngilizce dışında hiçbir film kazanamamıştı ve birinci sebep olarak bu gösteriliyordu. İkinci neden ise Akademinin Netflix’e karşı olan tutumu. O sene ROMA kaybediyor, en iyi film Green Book’a gidiyor ve herkes şaşırmış gibi yapıyor. Ertesi sene Kore Parazit filmi ile en iyi filmi alıyor ve ROMA’nın günahı neydi sorusu soruluyor doğal olarak.

Ufak bir detayı hemen ekleyelim, Parazit’in en iyi filmi kazandığı sene Martin Scorsese Netflix ile çektiği Irishman filmi ile on adaylık alıyor ve hiçbirini kazanamıyor. Bir sonraki sene, 2020’de Nomadland’in temiz ve haklı galibiyetinden sonra bu seneye geliyoruz. Bahis oranlarında bile açık ara favori olarak gösterilen ,Netflix yapımcılığında, The Power of The Dog en iyi filmi kazanamıyor.

Dürüst olmam gerekirse The Power of the Dog’un en iyi film film dalında Oscar heykelini kazanmasını istemiyordum. Çünkü bu sefer ROMA’nın hakkı gerçekten yenmiş olacaktı. Ben de Netflix’in uzun yıllar daha en iyi film oscarı’nı kazanmasını istemiyorum ROMA da bu isteğime dahildi. Eğer The Power of the Dog kazansaydı, Akademiye olan inancımı Will Smith tarafından tokatlanan Benedict Cumberbatch gibi kaybederdim.

 La Nave del Olvido 

’70’ler Meksika’sında ortasınıf bir ailenin hizmetçisi ve başından geçenler ne kadar ilginizi çeker? Filmi izlemeden bunu sorun kendinize ve beklentilerinizi buna göre ayarlayın ROMA herkese uygun bir seyir zevki sunmuyor. Cuaron’un zihninde ’70’ler Meksika’sına çıkılan bir yolculuk ROMA, unutulmuş ve reddedilmişlerin anısına…

Comments are closed.