“Her birinin hayatımda özel bir yeri var”

Röportaj|

İstanbul jazz sahnesinde çalışmalarını sürdüren çok yönlü müzisyen ve arkeolog Esra Kayıkçı ile yaşamından öne çıkardığı izlerin ışığında müziğe bakışını uzun uzun konuştuk. (Röportaj: Hüseyin Ütsü)

Öncelikle merhaba. Sizinle yeni tanışacak olanlar için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben bir şarkıcı. Bir şarkı yazarı. Kontrbasçı ve aynı zamanda arkeoloğum. Her zaman birden çok şeye ilgi duydum. Bence bu beni ben yapan en önemli özelliğim.

Müzik hayatınıza bass gitar ile başlayıp daha sonra da vokal çalışmaya başlıyorsunuz. İlk olarak bass gitar ile başlamanızın bir nedeni var mı acaba?

Aslında müzik hayatım öncelikle şarkı söyleyerek ve daha sonra org ve gitar çalarak başladı. Çocukluğumdan beri beni en çok mutlu eden şey şarkı söylemek oldu. Saatlerce hiç yorulmadan sevdiğim şarkıları söylerdim. Daha sonra eve gelen org ile sevdiğim şarkıları kendim çıkarmaya başladım. Liseyi bitirdikten sonra da gitar çalmaya başladım. On altı yaşındaydım. Tüm gün gitar çalışıyordum. Özellikle Flamenko parçaları çalmaktan çok hoşlanıyordum. Bass seslere olan ilgim üniversite döneminde başladı. Red Hot Chili Peppers’ın bayıla bayıla dinlediğim şarkılarını çalmaya, Flea’yı taklit etmeye başladım.

Sibel Köse, Randy Esen ve Elif Çağlar gibi isimlerle çalışmak kariyerinizi nasıl etkiledi?

Caz müziğine olan ilgim yirmili yaşlarımın ortalarında başladı. Eşim Hakan Kamalı ile Antonio Carlos Jobim bestelerini çalışmaya ve icra etmeye başlamıştık ve bana yol gösterecek bir rehbere ihtiyacım vardı. Elif Çağlar o dönemde bana çok destek oldu. Daha sonra ufkumu açan Randy Esen ile çalıştım, kendisi benim şarkıcılığıma ve müzikaliteme çok şey kattı. Tabii ki Sibel Köse… Her birinin hayatımda özel bir yeri var.

2017 çıkışlı Bozgun Hatıra albümünüzü dinlediğimde tema olarak daha çok şehirli insanların hayat mücadeleleri kompozisyonel anlatış biçimi ile karşımıza çıkıyor. Bunda İstanbul’un da payı var diyebilir miyiz?

Tabii ki var. Ben İstanbul’da doğdum. Üniversiteye gidene kadar İstanbul dışında hiç yaşamadım. Soluduğunuz şehrin havası, müziği, kargaşası ister istemez işliyor ve yansıyor müziğinize. Birçok parçanın teması hep şehrin sokaklarında yürürken aklıma geldi.

[spotifyplaybutton play=”https://open.spotify.com/album/7qHgRDMBkvls4Bitw6uiiv?si=ujHha_jnRtKLw-G8Jap-PA”/]

Bozgun Hatıra albümünüzden bahsetmişken, üretim aşaması nasıl ilerledi ve albümün soundunu nasıl tanımlarsınız?

Bozgun Hatıra neredeyse on yıllık bir birikimin ürünü. İlk şarkı yazmaya başladığımda yirmi dört yaşındaydım ve bir şekilde şarkı biriktirmeye başladım. Daha sonra yazdıklarımı yakın arkadaşım Mehmet Karadağ ile paylaştım, birlikte şarkı sözlerini yazdık. Şarkılar bittiğinde Ercüment Orkut ile çalışmaya karar verdim. Bozgun Hatıra’nın aranjörlüğünü ve müzik direktörlüğünü kendisi yaptı. Sound olarak bir caz albümü belki ama rock soundunun da hakim olduğunu söyleyebiliriz. Tabii bu albüm fikrini hayata geçiren benim en büyük destekçim Hakan Kamalı’dır.

Made in New York Jazz Yarışması’nın Solo Vokal kategorisinde birinci olmak ve Mike Stern, Randy Brecker, Lenny White gibi isimlerin karşısına çıkmak nasıl bir duyguydu?

Yarışmalar dünyanın her yerinden müzisyenlerle tanışma ve daha sonra üretme fırsatı sağlayan çok önemli alanlar. New York’tan önce 2016 yılında Randy Esen’in desteği ile Montrö Caz Vokal Yarışması’nın yarı finaline seçildim ve yarışma kapsamında Montreux Caz Festivali’nde sahne alma şansı yakaladım.

— — —

“Oradaki havayı solumak bile çok şey kattı. Bu yarışmada jüri üyeleri arasında Angelique Kidjo vardı. Sahneden inince yanıma gelip: ‘Beni az kalsın ağlatacaktın. Bunu bir daha sakın yapma’ diyerek duygularını belirtti.”

— — —

Neredeyse bir sene sonra da Made in New York Jazz Yarışması’nda solo vokal kategorisinde birinci oldum ve New York’ta çok değerli Lenny White ve John Benitez ile sahne aldım. Konsere müthiş bir ilgi vardı ve ben çok büyük bir heyecan ve mutluluk yaşadım. Bütün bunları düşündüğümde müziğimi yurt dışına taşımak için büyük bir güç buluyorum içimde.

Günümüzden ayrı olarak hangi jazz efsanesiyle çalışmak isterdiniz?

Benim için çok özel bir müzisyen, kontrbasçı Red Mitchell ile çalışmayı çok isterdim.

Son sorum: İlerleyen süreçteki planlarınız nedir? Ufukta bizi bekleyen bir albüm veya single var mı?

Çok yakında iki yeni şarkım yayınlanacak. Bunlardan biri sözlerini yine Mehmet ile yazdığımız Sağım Solum Yokluğun diğeri ise Lale Müldür’ün şiirinden etkilenerek yazdığım Kelebek Orkide. Bu iki parçanın da düzenlemesini Hakan Kamalı’ya ait. Ufukta bir albüm planı var. Herhalde şubat ayında stüdyoya gireceğiz. Bunun için çok heyecanlıyım.

Comments are closed.