“Her şey çok güzel olacak”

Röportaj|

İstanbul merkezli mekan röportajlarımıza devam ediyoruz. İkinci durağımız Zorlu PSM oldu. Direksiyonun başındaki Murat Abbas ile müziğin ekseninde kalarak Zorlu PSM’nin bu yılki programını, gelecek planlarını ve projelerini uzun uzun konuştuk.

Keyifler nasıl?

İyi, çok iyi. Yaramaz bir şey yok. 

Zorlu PSM için sezon nasıl başladı?

Bu sene gayet dolu başladı. Aslında geçen sene de böyleydi, dört yüz bin biletli seyirci geldi. Bu sene o oranı biraz daha artırmayı planlıyoruz. Takvim çok dolu. Hem Ana Sahne, hem Drama, hem Stüdyo için söylüyorum bunu. Stüdyo’nun yenilenmiş haliyle birlikte kapasitesi de arttı. Eskiden dört yüz elli civarında olan kapasite şu an yedi yüz elli civarında oldu. 23 Ağustos’ta ilk lansmanı yaptık ve çok önemli konserlerle başladık bu sezona. Tom Odell sold-out oldu. Michael Kiwanuka neredeyse öyleydi. Nicolas Jarr sold-out oldu.

Michael Kiwanuka hafta içinde geldi değil mi, yanlış hatırlamıyorum.

Evet. Çarşamba günüydü.

Programdan kaynaklı mıydı? Çünkü bir hafta sonu konseri de olabilirdi.

Aslında hafta içi / hafta sonu açısından bakarsak Nicolas Jarr gibi bir dans müzik etkinliğinin tam hafta sonunda olması gerekiyor. Ama bunlar bizim seçebileceğimiz şeyler değil. Sosyal medyada görüyoruz. “Nicolas Jarr da salı günü yapılır mı” diye serzenişler geldi. Tabii bunlar turne tarihlerine bakılarak yapılıyor. Yabancı isimlerin turne tarihlerinde öncelikleri her zaman gelişmiş Batı marketleri oluyor. Bu nedenle bizde öncelik hafta sonu olamıyor. Biz tabii ki öyle olsun isteriz. Ama her şey bizim istememizle olmuyor.

Programa tekrar döneriz ama önce Stüdyo’dan bahsetmek istiyorum. İlk kez geçen ay uğradım ve Asmalımescit Babylon havası aldım. Üst taraftaki L balkon, sahnenin konumu bende o çağrışımı yaptı. Stüdyo gibi bir mekanın çıkış noktasında aklınıza ne vardı?

Stüdyo’nun Asmalımescit Babylon’u andırmasındaki en büyük etkenlerden biri tuğla duvarları. Bu sezon kapasiteyi artırmak için L balkon da yapınca neredeyse replikası gibi bir şey oldu. Tabii Stüdyo’nun kapasitesinin daha fazla olduğunu belirteyim. Mekanı niye o hale getirdik? Çünkü kapasite veya bütçe itibari ile her işi büyük salonda yapamıyoruz. Zorlu PSM bünyesinde Stüdyo gibi bir mekanın ihtiyaç olduğu çok açıktı.

Zorlu PSM programında tek sahne yok. Aynı gün birden çok etkinlik var. Fazla yoğun değil mi?

Çok yoğun işte ne güzel. (Gülüşmeler) Geçen günlerde Zeki Müren gecesi oldu. Aynı anlarda Stüdyo’da Ankaralı üç grubun çıktığı bir program vardı. Yine o anlarda Drama Sahnesi’nde bir tiyatro vardı. Mesela o Limak – Zeki Müren filarmoni gecesinde konser arası Stüdyo’daki konserle çakıştı. O iki tane inanılmaz farklı profili bir arada görmek çok değişik bir şeydi. İşte bu bizim zenginliğimiz. Benim için de çok değerli bir şey.

Bu yoğunluk aynı zamanda takibi zor süreci ve en ufak detayların bile planlanmasını gerektiriyor olmalı.

Tabii öyle. Ben beş sene Babylon ve Pozitif’te çalıştığımda aynı zamanda Babylon’un bütün programından da sorumluydum. Şunu çok net hatırlıyorum mesela: Asmalımescit’te dört yüz kişilik bir mekan olmasına rağmen kapıda durup sokağın başında çok müşteri beklediğimizi hatırlıyorum. Yani o kapasitede bir mekanı doldurmak için bile zorlanırken şimdi Zorlu PSM bünyesindeki bu kadar büyük kapasiteyi doldurmak için uğraşmak aslında hiç kolay bir şey değil.

Burada kalabalık bir ekip çalışması var gördüğüm kadarıyla.

Bizim içeriği hazırlayan ekipte bir görev dağılımı var. Tiyatroya bakan arkadaşlarımız var. Müzikallerle ilgilenen arkadaşlarımız var. Yerli konserlerle ilgilenen başka arkadaşlarımız var. Yabancı konserlerle ilgilenen başka arkadaşlarımız var. Dahası bunların dışında farklı sanatsal disiplinlerle ilgilenen ve dışarıdan çalıştığımız ama devamlı olarak çalıştığımız arkadaşımız var. Biraz dışında olduğumuz müziklerle ilgili de danışmanlık alıyoruz. Mesela klasik müzik, opera ve bale üzerine Yekta Kara ile birlikte çalışıyoruz. Genel Müdür olmama rağmen ben de planlama departmanının çok içindeyim. Aslında oranın bir elemanı gibi çalışıyorum. Fena bir ekibimiz yok.

 Aynı zamanda siz sahne de alıyorsunuz Mabbas olarak.

En baştan daha program yapılırken “bu gece ben burada çalarım.” diyorum. Bu konuda objektifim. Bana uygun bir şey mi, değil mi? Benim türüme uygun mu, değil mi? Burada birçok DJ ile çalışıyoruz. Mühim olan hangi müzik türüne kimin uygun olduğu. Ama en başta gözüme kestirdiğim geceler var tabii ki. Moderat mesela. Orada ben çalarım. Bunun bu kadar cefasını çekiyorsam, sefasını da biraz göreyim. (Gülüyor) Nicolas Jarr’da konser sonrası çaldım, Sonar’da çaldım. Kriter şu: Bir DJ’in önünde kalabalık kalmaya devam ediyorsa o başarılı bir DJ’dir.  

Birbirinden farklı sahneler farklı konseptleri de beraberinde mi getiriyor? Sizin için bir konserin hangi sahnede gerçekleşeceğinin temel belirleyicisi nedir?

En önemlisi hacim. Alacağınız iş ve kaç bilet satacağınız üzerinden çıkıyor bütün hikaye. Biz burada Patti Smith, PJ Harvey yaptık. Sigur Ros ve Damine Rice’ı ağırladık. Bunların zaten iki bin biletten aşağı hacmi yok. O zaman direkt olarak zaten Ana Sahne’de. Ana Sahne’deki ayrım da ayakta mı, oturarak mı diye ortaya çıkıyor. Bu da bir kritik. Daha enerjik, daha genç işi bir şeyler varsa ayakta yapıyoruz. Daha sakin diyebileceğim performansları oturmalı düzende gerçekleştiriyoruz. Ana Sahne’den daha küçük hacimli olan Stüdyo ile Drama Sahnesi arasındaki program seçme farklılığı ise müzik türüne bağlı olabiliyor. Drama Sahnesi’nde oturmalı formata uygun şeyler yapılırken Stüdyo daha genç, daha dinamik işlerin yapıldığı bir mekan halinde. Zaten mekanın kendisi içeriği belirliyor açıkçası.

Ülke gündeminde özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler insanların etkinliklerden çekilmesine yol açmıştı. İptal olan konserler oldu, müzik bile konuşulamadı bir dönem. Ama bu daralmadan hemen çıkıldığını düşünüyorum. Ne dersiniz?

O dönemde zorlukları hissettik. Bazı etkinliklerimiz iptal oldu. Şimdi mesela şu tarihlerde benim çok etkilendiğim Wicked müzikali olacaktı, ama Reina saldırısı sonrası iptal oldu. Geri döndürmeye çok uğraştık ama başaramadık. Yapamadığımız başka bir sürü şey oldu ama o süreçte en az etkilenen yer biz olduk. Terör dalgasıyla birlikte yaşadığımız tüm o zorluklara baktığımızda bu kadar biletli izleyici, bu kadar çok yabancı sanatçı, müzikal filan bence çok olağanüstü bir hikâye.

O dar süreçten tekrar çıkmak ve program oluşturmak sizin için nasıl bir refleksti?

Zorlu PSM adına konuşmam gerekirse bizim en büyük şansımız üst yönetimimizin bizi desteklemiş olması. O karmaşık ortamda ben icra kurulu toplantısında nasıl bir strateji izleyeceğimizi sormak durumundaydım. Gaza mı yoksa frene mi basacağız? Bu noktada üst yönetimin iradesi tamamen “basabildiğiniz kadar gaza basın” noktasında oldu. Bu bence çok değerli bir karardı. Yankısını da buldu tabii ki. Çok büyük bir havuza saldırmak zorundasınız. Ama gitgide daralan o havuzdan kendinize çok küçük bir yerden bir şeyler bulabiliyorsunuz. Bu da tabii ekstra çaba sarf etmek anlamına geliyor.

Lokalize serisiyle yerli isimlere ait bir süreç başlattınız. Nasıl başladı ve nasıl devam edecek? Biraz evvel bahsettiğimiz olumsuzluklardan sonra “dışarıdan yeterince isim getiremediler ve yerli sahneye mecbur kaldılar” eleştirileri de var. Bu konudaki görüşlerinizi de merak ediyorum.

En azından bizim için bu bahsettiğin eleştiri geçerli değil. Son iki senenin zengin yurt dışı programı ortada. Kendi adımıza konuşmam gerekirse mecburiyetten dolayı yerliye dönüş diye bir şey yok. Daha büyük isimleri Vestel Gururla Yerli serisi altında ağırlıyoruz. Lokalize ise daha genç grupları hedeflediğimiz ve Stüdyo’yu mekân olarak verdiğimiz bir başlık. Bu başlığa devam edeceğiz. Ama burada bir konu var ve bu tek başına bir röportaj konusu da olabilir.

Açabiliriz burada isterseniz?

Maalesef Türk gruplarının bir kısmında yönetim sorunu var. Bu yerli gruplar profesyonel ellerin kontrolünde olmadığı için bir kısmı kendisini çok çabuk tüketebiliyor. Çok fazla mekanda konser vermek, kendi tanıtımını yapamamak, kendi kitlesini yapamamak gibi sıkıntılar var. O yüzden maalesef bazı isimlerle istediğimiz verimleri alamıyoruz. Bir sıkıntı görüyorum.

Fazla sahne kimi isimler için dezavantaja mı döndü?

Bence döndü. Özellikle bu son iki senede yerli isimlere neredeyse iki haftada bir sahne verilmesi onlar için olumsuzluk yaratıyor. Seyircide de bir doygunluk oluştu. Yeni bir şeyler de çok fazla ortaya çıkmıyor. O yüzden Lokalize serisinde konserlerin sayısı belki azabilir. Ama o seriye devam edeceğiz.   

Bu yıl programa eklenecek başka isimler de olacak mı?

Evet. Daha anons edemediğimiz birçok gösteri, konser ve festival var. Festivaller için özel olarak çaba harcıyoruz. Müzisyenlerle iletişim halindeyiz.

Burada gerçekleştireceğiniz festivalleri biraz detaylandıralım derim.

Bizim önemsediğimiz bir caz festivalimiz var. Zorlu PSM Caz Festivali olarak örnek aldığımız festival Montreux Jazz Festival’dır. Bu da şu demek: Akbank Caz Festivali gibi pürist bir yapıda değiliz ve hiçbir zaman için de böyle olmayacağız. İKSV Caz Festivali gibi de olmayacağız. Bizim hedefimiz ana çatısının jazz olduğu ama bütün müzik türlerine dokunan bir festival. O da Montreux.

Ülkedeki diğer festivaller üzerinden örnek vermeniz Zorlu PSM Caz Festivali’nin çok daha farklı olmasına bir vurgu mu?

Caz festivali başlığı altında niye bu konser?” Bu soru çok geliyor. Montreux’ya baktığınız zaman orada elektronik müzik sanatçıları da var, Slayer gibi trash metal grubu da var ve ek olarak çok saf caz isimleri de var. Bizim hedefinde olduğumuz ve programını oluşturduğumuz festival de böyle cazın dokunduğu ama bütün müzik türlerine açık bir caz festivali olacak. Süreç devam ediyor. İnşallah çok güzel ve sağlam bir program çıkacak ortaya.

Sonar ve MIX festivalleri üzerine konuşmak gerekirse o süreçler nasıl ilerliyor?

Sonar çok spesifik bir festival. Bu sene merkez Barcelona’da yirmi beşinci senesi kutlanacak. Elektronik müziğin farklı renkleri var ve temelinde eletronik müzik bulunuyor. Ama mesela 15-16 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek MIX Festival’da sesler arası deneyim olacak. Zaten adını da buradan alıyor. İki gün boyunca çok farklı müzik türlerini deneyimlemek üzerine kurgulanan program. Dünya sahnesinin efsane ismi Fatboy Slim de var, bizim efsane ismimiz Selda Bağcan da var. Afrika müziğinde isimler de var, Manuş Baba da var. Çok farklı müzik türleri bunlar. Ama biz ilkini yaptığımızda başarabildiğimizi gördük. Bu bir riskti. Türkiye’de insanlar aynı müzik türlerinde ilerleyen festivalleri seviyorlar çünkü. Yine de biz bunu geçen sene eylül ayında yaptığımızda katılımcıların sahneler arası tarz değişikliklerinden keyif aldıklarını fark ettik. Aynı anda farklı sahnelerde, farklı müziklerin olması önemli. İnsanların çok mutlu ayrıldığını gözlemledik. Bu sene yabancı müzisyen sayısı arttı MIX Festival’da.

Uzun süreli bir plan bu.

Tabii. Nihai hedefimiz MIX’i uluslararası bir festival haline çevirmek. Daha da uzun vadede benim hayalim Zorlu PSM’nin dışına çıkmak. İlla stadyum konseri olması gerekmiyor. Zorlu PSM’nin dışın çıkmak, İstanbul’da başka yerlerde bir şeyler yapmak, İstanbul dışına çıkıp bir şeyler yapmak… Benim hedeflerim arasında bunlar var. Ama ilk önce şu türbülansın ülkeden uzaklaşması lazım. Ortamın daha da sakin olması gerekiyor.

Sanırım 2013 yılıydı. Sizinle en son görüşmemizde yine bu türbülans konusu açılınca “Aklınızda her şeyin sakinleşeceğine dair tam bir tarih var mı?” diye sormuştum. “2016” demiştiniz. Durum ortada. Şimdi yeni bir tarih var mı? (Gülüşmeler)

Artık tarih yok. Bence şu an ileriyi gördüğünü söyleyen herkes yanılıyor. Ama inancımı söyleyebilirim. İnancım hep şudur: Her şey çok güzel olacak. Benim mottom bu. 

Burada temel amacınız nedir?

Amaç şu: Haftada yedi gün bütün salonlarıyla Zorlu PSM’yi doldurmak. Çok zor bir şey, çünkü burası tamamen dolu olduğunda beş bin kişilik kapasiteye sahip. Üstelik yeni açılan yerlerimiz de olacak. Yurt dışında olduğu gibi konser öncesi ve sonrasında takılabileceğiniz mekânımız Cheers açıldı. Bu bizim için çok önemli. Onun hemen yanında Velvet adı altında bir caz kulübümüz açılıyor. Bunu Aralık ayına yetiştirelim istiyorduk ama sanırım yeni yıla sarkacaktır. Üç ayda bir basılacak bir dergimiz olacak. Mart ayının başında da dijital radyomuzu açacağız. Tüm mobil mecralardan dinlenebilir olacak bu radyo. Röportajların olduğu, canlı performanslı bir plan yapıyoruz. Ben eski radyocu olduğum için böyle bir hevesim var ve inanıyorum ki ortaya güzel bir şey çıkacak. Özetle çalışmalarımız devam ediyor ve Zorlu PSM’yi tam kapasite doldurmak için uğraşıyoruz.  Ana amacımız seviyeyi hep orada tutmak. 

Comments are closed.