Iron Maiden – Iron Maiden

Albüm Kritik|

Kırk yıl önce çıktığında metal müziğin önemli yapıtaşlarından birini oluşturacağından belki de kimsenin haberi yoktu. ’80’lerin başında ortaya çıkan New Wave of British Heavy Metal hareketinin doğurduğu en güzel çocuklardan biri olan Iron Maiden’ın kendi ismini taşıyan albümünü kırkıncı yılında mercek altına alıyoruz.

Kaydı 1980 yılının ocak ayında Londra’da bulunan Kingsway Stüdyoları’nda yapılan albümün prodüktörü Will Malone’du. Will Malone’u Black Sabbath, Massive Attack ve Depeche Mode ile olan çalışmalarından duymuş olabilirsiniz. Malone ile kayda girmeden önce grup 1979 yılının Aralık ayında iki farklı prodüktörle çalıştı. Bu isimlerden ilki Guy Edwards’dı. Grup kayıtlardan memnun kalmayınca Guy Edwards ile yola devam etmeme kararı aldı. İkinci prodüktör olan Andy Scott ise Steve Harris’in bass gitarı parmaklarından ziyade penayla çalması gerektiği ısrarının kurbanı oldu. Malone ile ilgili biraz daha bilgi vermemiz gerekirse, Malone projeye gerekli ilgi ve alakayı göstermiyordu. Bu durum onun Iron Maiden ile bir daha çalışamamasına sebep oldu. Malone’un ortaya çıkardığı kaydı grup ses kalitesinin yetersiz olduğu gerekçesiyle beğenmedi. Buna rağmen bugün Iron Maiden’ın bazı hayranları albümün remastered halindense ilk yayımlandığı zamanki halini dinlemeyi tercih ettiğini söylüyor. 1994 yılında internet üzerinden erişime açılan All Music platformu ise albümle ilgili durumu daha ilginç hale getirdi. Albümün çok net bir şekilde punk-rock unsurları taşıdığını iddia etti. Dönem olarak her ne kadar aşağı-yukarı aynı döneme denk gelse de kendi fikrim albümün biraz punk-rock izleri taşısa da genel anlamda bununla bir alakası olmadığı yönünde. Steve Harris ise bu duruma oldukça kızmış olacak ki grubun punka dair her şeyi hor gördüğünü söyledi. Albümün çalma listesinde üçüncü sırada yer alan Running Free 8 Şubat ’80 tarihinde tekli olarak çıktı ve çıktığı gibi Birleşik Krallık tekli listesine ilk kırktan giriş yaptı. Şarkıyı yazan vokalist Paul Di’Anno parçayı şu şekilde anlatıyor: “Oldukça otobiyografik bir parça. Elbette geceyi hiç Los Angeles hapishanesinde geçirmedim. Aslında bu parça on altı yaşında olmakla ilgili. O yaşlardaki gibi özgürce koşabilmek ile alakalı.Strange World’te aslan payı Steve Harris’in gibi gözükse de grubun 1975-1976 yılları arasında vokalistliğini yapan Paul Day bu şarkıya katkıda bulunduğunu iddia etti. Cahil ama üst sınıf bir fahişe ile ilgili olan Charlotte The Harlot parçasının ise ilginç bir hikayesi var. Yaratılan Charlotte karakterinin her ne kadar hayali olduğu söylense de Dave Murray bunun gerçek bir hikayeye dayandığını vermiş olduğu bir mülakatta anlattı. Yedi dakika boyunca bir çok ruh hali ve melodi değişimine tanıklık ettiğimiz Phantom of the Opera ise albümdeki bir diğer güçlü çalışma. Prowler ise kadınları takip edip onlara çıplak vücudunu teşhir eden bir sapığı anlatıyor. Sadece sözleriyle değil, dönemin rifflerinden sıyrılan sounduyla müzikal olarak oldukça zengin bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Sonuç olarak Iron Maiden albümü için ’70’ler rock & roll’u ve ’70’lerin sonlarında İngiltere’de yükselen punk akımına paralel yükselen New Wave of British Heavy Metal’in en iyi örneklerinden biri diyebiliriz.

Comments are closed.