Ah Gözel İstanbul: Şehre 17. yüzyıldan bir bakış

Göz|

Tarih boyunca sayısız hikâyeye konu olan, dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul’a bir on yedinci yüzyıl seyahatnamesinden bakıyoruz bu kez. Geçtiğimiz yıl pek çok yarışmanın belgesel dalında ödüle layık görülen Ah Gözel İstanbul, şehri bir seyyah gibi gezerek seyirciye ilginç bir İstanbul perspektifi sunuyor.

Ah Gözel İstanbul, İstanbul doğumlu Ermeni entelektüel Eremya Çelebi Kömürciyan’ın on yedinci yüzyılda kaleme aldığı seyahatnamesinden ilham alan bir İstanbul belgeseli. Yönetmenliğini ve senaristliğini Zeynep Dadak’ın, görüntü yönetmenliğini ise Florent Herry’nin üstlendiği film geçtiğimiz sene İKSV İstanbul Film Festivali ve Antalya Altın Portakal Film Festivali de dahil olmak üzere birçok yarışmadan ödülle döndü.

Ne yazık ki pandemi koşulları sebebiyle evlerimizden izlemek mecburiyetinde kaldığımız filmlerden biri oldu Ah Gözel İstanbul. Sinema salonu atmosferinde izlemek büyüsüne çok şey katabilecek olsa da film kendi başına izleyiciyi bulunduğu yerden koparıp birbirinden güzel İstanbul manzaralarının içine ışınlamayı başarıyor.

Ah Gözel İstanbul alışık olmadığımız bir stil ve perspektif kullanarak İstanbul’u yüzlerce yıl ötesinden bir anlatı yoluyla bizlere sunuyor. Filmli kamera efektiyle açılan film modern İstanbul manzaralarını da kullanarak neredeyse bir zaman yolculuğu tecrübesi yaşatıyor. Bunu epizotlar hâlinde yaparak görselleştirilmiş bir metin durumunu sürdürüyor, okuma ve izleme tecrübelerini bir araya getiriyor. Kömürciyan’ın filme eşlik eden anlatımı geçmiş ve şimdiyi bir araya getirerek zamansız bir İstanbul portresi çiziyor.

Filmin ismi iki ayrı unutulmaz İstanbul öyküsünü de çağrıştırıyor bir yandan. Ah Gözel İstanbul, 1966 yılında Atıf Yılmaz ve 1981’de Ömer Kavur tarafından Ah Güzel İstanbul ismiyle çekilen iki farklı filmi en başından zihnimizin bir köşesine yerleştirmesiyle şehrin zamansız güzelliği ve gizeminin altını kalınca çiziyor. Bu iki filmde İstanbul’un içinde barındırdığı farklı hayatlara şahit olurken Ah Gözel İstanbul’da şehrin kendinden menkul güzelliklerine odaklanıyoruz.

Filmin ilginçliği kamerayı neredeyse seyircinin eline veren üslubuyla ortaya çıkıyor. Kömürciyan’ın rotasını takip ederken her durakta soluklanarak, ağır ağır geziyoruz şehri. Adeta bir seyyah gibi. Görüntülere eşlik eden anlatıyla ilintili sesler izleyicinin içindeki gezgini kamçılarken filmin kurmaca özelliğini de kuvvetlendiriyor. Günümüz İstanbul’unun bilindik turist atraksiyonlarındansa on yedinci yüzyıl İstanbul’undan bugüne seslenen yerlere odaklanan film, zaman zaman mistik atmosferiyle kentin yıllarca gizli kalmış güzelliklerini gerçek ve kurmacayı buluşturarak gözler önüne seriyor.

Baktığımız yeri görmenin önemini de filmin adındaki küçük kelime oyunu ele veriyor. Türkiye Türkçesinde “güzel” olarak telaffuz ettiğimiz fakat Azerbaycan Türkçesinde “gözel” olarak kullanılan kelimenin kökü elbette “göz.” Filmin isminde hemen göze çarpan gözel sözcüğü, görme ve gösterme eylemlerinin önemini vurguluyor. Kurmaca ile var olanı buluşturarak belgesel türünün inceliklerini başarıyla kullanıyor Ah Gözel İstanbul.

Söz konusu film 1600’lü yıllardan İstanbul hayranı bir seyyahın tecrübesine izleyiciyi ortak ederek de bir şehre bakmanın ve onu görmenin yollarını Rus sinemacı Vertov’un yarattığı “kamera göz” teriminde olduğu gibi insan gözünün kapasitesinin ötesinde bir yolla ortaya koyuyor.

Comments are closed.