Kaderini yaşamak ve başını eğip usul usul yürümek

Göz|

Bir Başkadır’ın yarattığı hararetli tartışmaların hâlâ gündemi meşgul ettiği bu günlerde, diğer bir Türkiye panoraması olan Kader’i izlemek hem Zeki Demirkubuz’un önceki filmlerinden Masumiyet’i yeniden değerlendirmek hem de Türkiye’deki “erkeklik” problemini daha iyi kavramak için yeni bir ufuk açıyor. (Yazar: Zeynep Sıla Karataş)

İstanbul’un orta-alt sınıf bir semtinde annesi, kardeşi ve hasta babasıyla yaşayan Uğur bir gün aynı mahallede esnaf olan Bekir’in dükkanına gitmesiyle hayat boyu geride bırakamayacağı bir ilişkinin ilk adımını atmış olur. Uğur’un sevgilisi Zagor, Uğur’un annesinin sevgilisi Cevat’ı bıçaklayıp öldürünce Uğur ve Zagor İstanbul’dan kaçar ve Uğur, Bekir’le ilk ve son defa bağını tamamen koparır. Zagor başka cinayetler de işleyip hapse girdikten sonra Uğur, Zagor farklı bir cezaevine yollandıkça onun peşinden şehir şehir gezer. Evlenip çocuk sahibi olmasına rağmen Uğur’dan bir türlü kopamayan Bekir de Uğur nereye giderse ona bir şekilde ulaşır. Bekir, Kader’in sonunda Uğur’u Kars’ta bulur. Bu kez Uğur’un yanında bir de bebeği vardır.

Son derece trajik bir olay örgüsüne sahip olan Kader, dokuz yıl önce çekilmiş devam filmi Masumiyet’e kıyasla çok daha sert bir filmdir. Yönetmen Masumiyet’te melodramın konvansiyonlarını kullanarak Yeşilçam’a da göz kırparken Kader’de de benzer teknikler kullanarak erkeklik, namus, ahlâk gibi kavramları sorgulamıştır.

Zeki Demirkubuz’un 2006 yapımı Kader’i kuvvetli senaryosu, çarpıcı sinematografisi ve etkileyici oyunculuklarıyla her izlenişte yeni sosyolojik ve sanatsal okumalara yer açan, Türk Sinemasının önemli filmlerinden bir tanesidir. Kader’in devamı gibi bir anlatıya sahip olan Masumiyet hayat kadını Uğur ve yıllardır ona âşık olan Bekir’in yaşamını konu alırken Kader ise Bekir’in Masumiyet’te Yusuf’a birkaç dakikada anlattığı hayat hikâyesinin uzun metraj film hâli olarak değerlendirilebilir.

İki hikâye arasında birtakım çelişkiler var olsa ve iki film kronolojik olarak birbirinin devamı gibi görünmese de Kader ve Masumiyet’i birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. İki film bir yandan Türkiye’nin toplumsal yaralarına göndermeleriyle sosyolojik bir okumaya tabi tutulabilecekleri gibi, melodram türünün özelliklerini kullanarak tür sineması üzerine bir okumaya da yer açmaktadır. İki filmdeki ses kullanımı, Yeşilçam’ın melodram kültürü ile olan bağlarını sağlamlaştırır.

Masumiyet’te otelin televizyonunda durmaksızın oynayan Yeşilçam filmleri, Kader’de ise Cevat’ın bıçaklandığı sahnede arkada duyulan aksiyon filmi replikleri gibi daha çok ses kullanımıyla vurgulanan televizyon detayları hikâyenin melodramatik örgüsünü kuvvetlendirir. Televizyon aynı zamanda melodramın olmazsa olmazlarından olan sürpriz haberleri anlatıya yerleştirmenin bir yöntemi olarak da kullanılmıştır. Gerçeklikle bağı oldukça zayıf olan melodram türü, Türkiye’nin yaşadığı gerçekliğin bir parçası olan temalara kuşbakışı bir görünüm sağlar.

Kader, bir diğer filmle gösterdiği metinlerarası bağlantının yanı sıra çok ciddi toplumsal meselelere parmak basmaktadır. Bu meselelerden biri erkeklik ve erkek olmaktır. Zeki Demirkubuz’un pek çok filminde göze çarpan eril bakış, Kader’de de kendini göstermektedir. Erkeklerin dünyasında ayakta kalmaya çalışan kadın karakterler, daima bir erkeğe bağlı veya bağımlıdırlar. Uğur’un Zagor’a bağlılığı, annesinin ise Cevat’a ve hasta kocasına bağımlılığı aslında filmin üzerine inşa edildiği eril yapıyı oluşturur. Uğur ve annesi üzerinde tahakküm kurmaya çalışan mahalledeki diğer erkekler de bu ataerkil yapıyı destekleyen kolonlardır.

Dört bir yanı çevrilmiş olan kadın karakterler, film tarafından seyircinin gözünde de suçlu konuma düşürülürler. Uğur’un bir seri katil olan Zagor’a sebepsiz aşkı, Bekir’in Uğur için kendi ailesinden vazgeçip diyar diyar dolaşması filmin aslında bir kurban olan Uğur’un sırtına yığdığı yüklerdir. Erkeklik kavramı filmde yalnızca bir tahakküm aracı olarak değil, sorgulanması gereken bir toplumsal mit olarak da ele alınmıştır.

Uğur’un kardeşi Kudret’in kıraathanede yaşadıkları, erkekliğin nasıl diğer erkekleri de kurban konumuna getirebileceğini gözler önüne serer. Karşıtlıkların erkekliğin yüceltilmesi ve aşağılanması üzerinden oluştuğu kıraathanede Kudret de filmin kadın karakterleri gibi ataerkil düzenin bir kurbanıdır. Bu düzen sonunda Kudret’i de hayatta kalmak için ona zorbalık yapan erkeklere dönüşmeye zorlar. Kıraathanede oturan bir erkeğin tacizine uğradığı sırada elindeki kahveleri fırlatıp adamı dövmeye kalktığı ve eril küfürler savurduğu sahnede Kudret, erkekliğin onur kırıcı baskısından erkekliği benimseyerek kurtulmaya çalışır.

Filmin önemli bir parçasını oluşturan cinsellik; namus, iffet, ahlâk gibi kavramların sorgulanmasının en önemli aracıdır. Erkekler cinselliğin öznesi, kadınlar ise nesnesi konumundadır. Bekir’in başörtülü eşinin sabrı, fedakârlığı ve ne olursa olsun ailesine olan bağlılığıyla ahlâk timsali olarak konumlandırılmasına karşıt olarak Bekir’le bağlantılı olan bir başka kadın, Uğur’un açık saçıklığı, geride bıraktığı ailesini umursamaması ve sonunda fuhşa sürüklenmesini seyrederiz. Erkeklik alanlarında erkeklerin birbirlerini aşağılamaları da yine cinsellik üzerinden gerçekleşir.

Türk toplumunun içine işlemiş kodlardan biri olan ataerki, Kader’de yönetmenin kadın karakterlere olan bakışını da etkilemiş olmasına rağmen filmin doğru tespitler yapmasını sağlamakla beraber Türkiye’nin neresine gidersek gidelim bu düzenden kaçamayışımızın da altını kalınca çizmektedir.

Comments are closed.