Kalan Küller

Göz|

Manchester By the Sea modern Hollywood sinemanın geldiği karman çorman yerin içinden kolayca sıyrılmış ve bir bağımsız yapım olarak adından söz ettirmeyi başarmış bir film. Günümüz senaryo metinlerinin en iyi örneği olabilecek seviyede bir temeli, karakter motivasyonları ve dönüşümleri var. (Yazar: Hüseyin Koçibey Koç)

Film senaryo itibarı ile acı ve soğuk bir hikaye anlatıyorken içerik anlamında daha sıcak ve içten bir tona sahip. Bu durum da filmi güzelleştiren ilginç bir tercih. Film tam anlamıyla bir dram filmi. Bu denli ağır bir drama filminde beklediğiniz her şey var ama ağlamak yok. Sert ve gerçekçi bir hikaye sunuyor Manchester By the Sea.

Ana karakter Lee Chandler’ın kendi hatası yüzünden evi yanıyor ve küçük yaştaki çocukları bu yangın sonucu hayatlarını kaybediyorlar. Bu acı olay sonrasında evlilikleri yolunda gitmeyen çift boşanıyor ve Lee o bölgeden taşınıyor. Bir insanın başına gelebilecek en acı olaylardan birini yaşamış bir birey olarak hayatına devam ediyor. Hayattan soğumuş, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, suratsız, kolay sinirlenebilen birine dönüşüyor ve film bu olaylardan yaklaşık on yıl sonra başlıyor. Geçmişte yaşanmış bu acı olayları çok doğru yerlerde giren geri dönüşlerle görüyoruz. Film Lee’nin abisinin ölümü ile devam ediyor. Yani kısaca yeğenine bakmak zorunda kalan ama o bölgede acı anılarından dolayı kalmak istemeyen Lee Chandler’ın çevresi ile mücadelesini izliyoruz.

Bu tarz filmlerde keskin karakter dönüşümleri izleriz fakat bu yapımdaki dönüşüm tamamlanmış bir halde seyircinin karşısına çıkıyor, dönüşmüş bir Lee Chandler izliyoruz film boyunca. Yıllar sonra bile bu melankolik ve soğuk tavrından kurtulamayan Lee’nin filmin sonlarına doğru bir nebzede olsa içinde yaşama dair bir umut ışığı olduğunu görüyoruz. Bunu yeni tutacağı evde yeğeni için bir oda daha olmasını istediğinden anlayabiliriz ama belli bir karakter değişimi yok ve belirttiğim gibi bu dönüşüm bitmiş bir şekilde başlıyor film. Lee’nin film boyunca gülümsediği tek yerin abisinin teknesi olduğunu da söylemek gerek. Denis, denize açılmak Lee ve abisi için uzun yıllardır sevdikleri bir aktivite.

Normalde yaşananlara bir seyirci daha doğrusu bir insan olarak ağlayarak tepki vermemiz gerekiyor hatta bu tarz bir durumu düşününce bile insanın gözleri doluyor. Fakat Kenneth Lonergan buna izin vermemiş. Filmin en ciddi anında da en hüzünlü anında da o atmosferi bozmadan araya sızan komik anlar var. Filmi iki kere izledim ve ağlamayı bırakın çoğu sahnede kahkaha attım ve güldüğüm bazı yerlerde kendimi tutmaya çalıştım. İşte film sizi böyle bir ruh haline sokuyor. Bazı yorumlarda Kenneth Lonergan’ın bu ”komedi” durumunu iyi beceremediğini bu anların filme yakışmadığını hatta ters düştüğünü okudum. Kesinlikle katılmıyorum. Güldürmeyi hedefleyen bir film değil buradaki. Bu doğru ama komik anlar da yerli yerinde ve çok iyi olmuş.

Manchester By the Sea, Kenneth Lonergan’ın üçüncü yönetmenlik deneyimi. Daha önceki iki filmi izlemedim ama senarist ekibine dahil olduğu Martin Scorsese’nin en sevdiğim filmi Gangs of New York’ta gerçekten iyi bir iş çıkarmıştı ve kendisini de bir senarist olarak tanıyorum. Senarist bir kişiliğe sahip olmasına rağmen filmdeki yönetmenliğini sevdiğimi söyleyebilirim. Seçtiği kamera konumları ile bizi olaya dahil etmek yerine seyirci yapmasını başarılı ve doğru buldum.

Öte yandan filmin birçok sahnesinde göremezden gelinemeyecek devamlık hataları var. Oyuncuların duruşları ve kafa konumları her açıda aynı olması gerekirken bu sağlanamamış. Bunlardan daha kötüsü hiçbir şekilde anlam veremediğim bir durum var: Sahne içi sekans bütünlüğünü sağlayan bir çekimde, Lee ve yeğeni teknede biriyle konuşmaya gidiyor ve yürürken Lee’nin pantolonu mavi ama sonra oradan ayrılırken krem rengi bir pantolonla gözüküyor. Bunlar ne kadar genel izleyicinin çok dikkat etmediği detaylar olsa da beni fazlasıyla rahatsız etti.

Filmin oyunculuklarına değinmeden olmaz. Dar bir oyuncu kadrosu var filmin. Hemen herkes çok iyi bir iş çıkarmış ama Casey Affleck’e ayrı bir parantez açmak lazım. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Casey Affleck sinema tarihinin en unutulmaz performanslarından birini sergiliyor burada. Bu rolle kazandığı en iyi erkek oyuncu Oscar ödülünü de dibine kadar hak ediyor. Sadece eski eşi ile telefonda konuştuğu sahne bile apayrı bir başyapıt. Ayrıca yine eski eşiyle yüz yüze sahnesi var ki gerçekten inanılmaz. Casey Affleck’i ne kadar tebrik etsek az bu konuda. O aileden en azından bir tane başarılı oyuncu çıkması sevindirici.

Kenneth Lonergan daha önce de belirttiği gibi zaten bir senarist. Burada da eksiksiz bir senaryo yazmış. Hak ettiğini de almış. Lonergan bu denli iyi bir senaryoya fazlaca önerme yansıtmayı da bilmiş. Babanın ölümünü önemse. Alkol kullanımına dikkat et. Maço erkekliğin sınırını bil. Her büyük hata suç değildir. Tekrar alkol kullanımına dikkat et. Bu başlıklar filmin baş mesajları.

Ufak bir detayı eklemeden geçemeyeceğim. Filmin bir yerinde Lee ve yeğeni arabaya doğru yürürken Lee sinirleniyor ve yeğenine bağırıyor. Yoldan geçen biri de Lee’ye “Ne kadar iyi bir ebeveynlik yapıyorsun!” diyerek laf atıyor. Bu olay yönetmenin gerçek bir anısıymış. Bir keresinde kızına sinirlenmiş ve kızına bağırmış. Yoldan geçen biri de ona laf atmış. Aynen bu anıyı canlandırmış Lonergan ve ona bir gönderme olarak sahnedeki yabancı adamı kendisi oynamış.

Filmi hiç kimse yapmaya yanaşmamış ve sadece dokuz milyon dolar bütçe ile bağımsız olarak finanse edilmiş. Bu bütçe yetersizliğinden dolayı çekilemeyen alternatif bir finali varmış. Lee ve yeğeninin balık tutmak yerine geriye dönüşlerle sonlanan finalini filmi en başta yönetmek isteyen ama Kenneth Lonergan’a bunu devreden ve sonradan yapımcılığı üstlenen Matt Damon şöyle açıklıyor:

”Lee’nin çocuklarını ve abisini kaybetmeden önce teknede ailesi ile balinaları izlerken görüyorduk. Aileyi hep birlikte gördüğümüz bu inanılmaz anda, balıkların denizden çıktığını görecektik ve bu sahnenin çekimi için drone’a ihtiyacımız vardı. Bu sahnede onlar mutluyken kamera açılacak ve izleyici, onların korkunç yanlışlar yapmak üzere olduğunu hissedecekti. Ama paramız bitti” diyor.

Manchester By the Sea tertemiz bir dram filmi ve 2016’nın en iyilerinden. Bazı acılar unutulmaz ve deştiği yaralar asla kapanmaz ama önemli olan devam etmesini bilmektir mottosu ile hikayesini anlatan Manchester by the Sea, Casey Affleck’in oyunculuk sınırlarını delip geçtiği muhteşem  performansıyla taçlanıyor.

Comments are closed.