“Kılıçların yerini elektro gitarların aldığı bir toplum”

Röportaj|

Ülkemizin kült punk gruplarından Rashit’in gitaristi başarılı sanatçı Tolga Özbey ile yeni çıkardığı ve şimdiden stokları tükenen Japonya yeraltı müziğini yakından inceleyen kitabı İkinci Dünya Savaşı Sonrası Japonyası’nda Yeraltı Gitar Müziği & Altkültürleri ile ilgili hem Japonya rock müziğine, hem de kitaba dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. (Röportaj: Şevval Uz)

Öncelikle yaratmış olduğun bu kitap için tebrikler. Özellikle rock ve alt türlerine farklı pencerelerden bakıp hem dinleyen, hem de üreten için tatmin edici bir kitap. Peki kitabın son hali eline geldiğinde hislerin nelerdi?

Kitabın içindeki yazıların birçoğunun geçmişi uzun yıllara dayanıyor. Onları derlerken aslında farklı farklı zaman dilimlerini anımsadım. Bazı yazılarım fanzinlerde, bazıları müzik dergilerinde yayımlanmıştı. Sadece bir derleme olmasını istemediğim ve konu bütünlüğü sağlamak istediğim için de kitabı güncel röportajlarla destekledim. Kapak illüstrasyonunu da Japon plak kapakları çizeri Akihiko Sugimoto hazırladı. Onun illüstrasyonu ile kapağı elimde tuttuğumda tamamlanmışlık hissi hissettim. Hep gerçekleştirmek istediğim ama ertelemek durumunda kaldığım için bazen asla bitmeyecek sandığım bir şeyin bitmiş olmasının huzuruydu bu.

Kitabın senin için akademik değil duygusal bir çalışma olduğundan bahsetmişsin. Bu kitapla duygusal ve müzikal tatmine ulaştığını düşünüyor musun?

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası uğradığı kültürel dönüşümün gitar müziği üzerindeki izlerini sürdüm. Yazılar ve röportajlarla zaman içinde de birçok sanatçı ve grup ile tanıştım. Bir tezim vardıysa da ona o kadar mekanik bakamazdım çünkü artık Japon yeraltı gitar müziği takıntım olayı duygudan uzak bir şekilde almama engel olacak boyuttaydı. Bazı yazılarım erken dönem ’90’larda yayımladığım fanzinlere dayanıyor. Bazı yeni yaptığım röportajlar yirmi küsur sene önce mektuplaştığım insanlarla beni tekrar bir araya getirdi.

Rock ve alt türleri dendiğinde akla ilk Birleşik Devletler, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri geliyor. Yaptıkları her işi tutkuyla yapan Japon halkının sesini rock müzik sahnesinde çok fazla duymamamızın sebebi nedir sence?

İkinci Dünya Savaşı her anlamıyla her iki taraf  için de büyük yıkım getirmiş ve dünyada kitlesel kaybın en yoğun yaşandığı bir dönem olmuştu. Kaybedenler ağır sosyokültürel yaptırımlar ile kültürel emperyalizmden kendilerine düşenleri almışlar. Japonya savaş sonrası Amerikan kültürünün hegemonyasında sinema, müzik, edebiyat alanlarında bir işgal kültür bakanlığı denetlemesi ve planlaması dahilinde uzun yıllar geçirmiş bir ülke. Özellikle “Baby Boomers” adını verdiğimiz savaş sonrası yoğun doğum oranlarıyla oluşan bir kuşak tamamen Amerikan kültürü ile büyütülerek yetiştiriliyor. Japonya’nın bu kültürel dönüşümündeki en büyük başarısı sanatsal olarak her ne yaptılarsa orijinalinden yani o soruda değindiğin Amerika, İngiltere ve Kuzey Avrupa köklerinden daha çarpıcı ve güçlü bir halde yapmasıdır. Japonların sevdikleri her şeye olan tutkuları onların rock & roll ve diğer gitar müziği alanlarında gerçekten takip etme isteği duyuran bambaşka kendine özgü muazzam sonuçlar vermiştir.

— — —

“1960’ların başlarında The Ventures grubunun Japonya çıkartması sonrasında 750.000 elektro gitar satılan bir ülkeden bahsediyoruz. Dünyada kırılmamış bir rekor olarak hala varlığını sürdürüyor.”

— — —

Japonya geleneklerine bağlılığıyla bilinen bir ülke. Punk gibi sistem karşıtı müzik türlerini sence bu tutum kötü etkilemiyor mu? Gençlerin kendi içinde örgütlenip daha protest müzikler yapmasında onları ateşliyor mu?

Japon dünyasını tanıdıkça bu gelenekselliğin ve özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası ordusu dağıtılan savaşçı bir milletin yaşadığı bocalama ama geleneksel değerlerinden yola çıkarak bir baskı politikası ile de olsa Batı’ya entegre oluşuna da tanıklık ediyorsunuz. Kitap aslında döneme tanıklık etmiş birçok kişiyle yapılan röportajlar ile bu kültürel dönüşümün nelere mal olduğu ve ne gibi inanılmaz hibrid sonuçlar verdiğini de anlatıyor. Aslında işgal güçleri bu dönüşümü dayatırken tarihin gözlemlenebilir en büyük sosyal deneylerinden birini de gerçekleştiriyorlar. 

Punk’a gelmeden çok önce Japon şair Mishima bu dönüşümün geleneksel değerler için ölüm olduğunu iddia ederek Japonya’da bir darbe girişimi deniyor ve başarısız olunca da harakiri ile sonuçlandırıyor hayatını. Rock & roll isyanı ise “Baby Boomers” jenerasyonunun kendinden önceki nesillere ve savaşın sonuçlarına bir isyan olarak yükseliyor. Japonya, İkinci Dünya Savaşı sonrasında hayatta kalan ve gelenekselliğini koruyan çok yaşlı bir yaş grubu ve savaşta çarpışmamış çok genç bir nüfusun Amerikan tarzı eğitimi ile büyüyen bir jenerasyonun sentezine dönüşüyor. Kitapta bu bocalamayı, kimlik arayışını ve iki jenerasyon arasındaki kültürel uçurumu incelemeye çalıştım. Protest müzik ve öğrenci hareketleri, ’60’lar Japon hippi rüzgarı, antikomünist işgal gücü baskısı, Japon kadınının tüketiciye dönüştürülerek gelenekselden uzaklaştırılarak özgürleştirilmesi süreci ve Japon feminizminin buna karşı kendi varlığını yaratması…

Çok sancılı dönemlerden bahsediyoruz burada. Bu konuların edebiyat ve sinemadaki yansımaları jazz, eleki (surf), rock & roll ve garage müzikleri sonrasında Japonya’da ekonomik refah yılları sayılacak ’70 sonu ve ’80 başlarında Amerika ve Avrupa ile eş zamanlı başlayan punk hareketi, punk hareketi sonrası karşı duruşlar üzerine değindik. Aslında karşı kültürün geleneksel olarak da varlığını incelemiş oldum. Anarşizm aslında Japon geleneksel kültürünün içinde gayet yoğun var. Hatta çoğunlukla yıkıcı boyutlara da varabiliyor. Günümüzde bunu her türlü sanat dalı içerisinde Japonların elinden çıkmış harika örnekleri ile görüyoruz. Kitap, kılıçların yerini elektro gitarların aldığı bir toplumdan bahsediyor aslında.

Kitabın kapağı da fazlasıyla dikkat çekici. Kapak illüstrasyonunu çizen Akiko Sugimoto’yla arkadaşlığından bahsedilir misin? Kitabın yaratım sürecinde daha başka fikir alışverişlerinizde oldu mu beraber?

Akiko Sugimoto öncelikle çok önemli bir Japon illüstratör. Sadece punk albüm kapakları ve konser afişleri, grup t-shirtleri üzerine yoğunlaşmış bir sanatı var. Ünü Japonya’yı aşan ve dünyanın her yerinden gruplara albüm kapakları çizen bir sanatçı. Onunla yazışmam bir müzik dergisi için hazırladığım punk albüm kapakları yazı dizisi üzerine olmuştu. Uzun yıllardır Japon gitar müziği üzerine makaleler yazdığım ve röportajlar gerçekleştirdiğim için ortak konuşacak çok şey bulmuştuk. Kitap fikrinden bahsedince bana kapak için illüstrasyon hazırlamak istediğinden bahsetti ve inanılmaz mutlu oldum. Bana kapak için ne istediğimi sorduğunda hiç düşünmeden “Godzilla elinde bir gitar ile Tokyo’yu yakıp yıksın ve gökyüzü Japon güneşi şeklinde olsun ne dersin?” dedim. “Harika” dedi ve ortadan kayboldu. Bir ay sonra da bu inanılmaz illüstrasyonu yolladı. O olmadan bu kitap kesinlikle yarım kalacaktı. Godzilla sembolü çok güçlüdür. Godzilla silahsızlaştırılarak batılaştırılan bir toplumun nükleer enerjiden doğan canavar çocuğudur ve Japon halkına öfkesini Tokyo’yu yıkarak gösterir. Bu sembolizm aslında işgal güçlerinin kültürel sansür politikasının da inanılmaz bir sonucudur. Japon dünyasının bu ve bunun gibi birçok kültürel başarısı gitar müziğine paralel olarak anlatılıyor kitapta zaten. O yüzden böyle muhteşem bir kapağa sahip olduğum için de çok şanslıyım.

Son olarak eklemek istediklerini paylaşabilir misin? Bu arada kitapların stokları tükenmiş, yeni baskı ne zaman geliyor? Nerden ulaşabiliriz kitaba?

Bu güzel röportaj için çok teşekkürler. Kitap ikinci baskısı çok yakında Subpress üzerinden temin edilebilir.

Comments are closed.