Liam Gallagher – C’mon You Know

Albüm Kritik|

Liam Gallagher sesini, soundunu ve tavrını koruyarak solo çizgide ilerleyişini sürdürüyor. 2017 yılında başladığı tek başınalığa devam eden Manchesterlı frontman yeni uzunçaları C’mon You Know’da aynadaki yansımasına sımsıkı sarılıyor.

Oasis dünyasının tek temsilcisi Liam’dır. Büyük biraderi Noel Gallagher bu suları çoktan terk etti. Noel artık altmışlı yaşlarına yaklaşırken her yeni şarkısında bambaşka seslerin peşinden gidiyor ve kendi deyimiyle hiçbir şey umurunda değil. Liam ise bu Oasis bayrağını tek başına taşımaya devam ediyor. Konserlerinde seslendirdiği şarkıların en az yarısı Oasis külliyatına ait. ’90’ların ruhunu hala taşımaya çalışıyor. Bunu da gayet başarıyla sürdürdüğünü belirtmeliyim. Birçok müzik eleştirmeni bu durumu yanlış buluyor ve Liam’ın bir nevi Oasis’in cover grubu gibi davrandığını öne sürüyor. Ben böyle düşünmüyorum. O şarkıları Liam yaşattı. Liam seslendirdi. Yirmilerindeyken zirveye çıkardığı Oasis şarkılarını kırklı yaşlarında da yaşıyor olması tartışılacak bir konu değil. Peki yeni albümlerinde, solo şarkılarında değişebilir miydi? Farklı ses kanalları var edebilir miydi? Bunu yapsaydı risk almış olacak, kariyerini çeşitlendirme seçeneğini masaya getirmiş olacaktı. Liam ikinci ve belki de kolay yoldan gidiyor. Bildiği safları terk etmiyor. İlk solo albümü As You Were ve ikinci solo albümü Why Me Why Not bize bu gerçeği göstermişti. Şimdi onun için üçüncü stüdyo albümün zamanı geldi. C’mon You Know bize bildiğimiz, istediğimiz, duymayı tercih ettiğimiz Liam Gallagher’ı getiriyor. Sigaralı vokal, umursamaz kelime döngüleri, bira kokusunun hissedildiği final uzantıları. Daha ilk şarkı More Power’da albüm dinleyicisi içine çekmeyi başarıyor. Solo kariyer Liam için bir meydan okuma. Buna dair göndermeler yapıyor albümün açılışında Liam. Diamond in the Dark, Don’t Go Halfway, albüme adını veren şarkı, şık bir balad denemesi olan Too Good for Giving Up ve It Was Not Meant to Be ile plağın ilk yüzünü tamamlıyoruz. Davul yürüyüşleri, Bronx’tan çıkıp gelen geri vokaller, üflemeli çalgılar ve uzadıkça uzayan finaller. Yedinci sırayı işgal eden Everything’s Electric ise kuşkusuz içeriğin süper starı. Liam’ın vokali en önde ve gerideki her şeyi yönlendiriyor. Tam bir brit rock sekansı bu şarkı. Albümün de simgesini var ediyor.

Kapanışa doğru giderken World’s in Need, Moscow Rules, I’m Free, Better Days ve Oh Sweet Children şarkılarını duyuyoruz. I’m Free’de artık iplerin kimsede olmadığını vurguluyor Liam. Better Days’de ise mesaj olduğu gibi isimden kendini belli ediyor. Kapanıştaki Oh Sweet Children tam anlamıyla John Lennon anları yaşatıyor bize. The Beatles’ı da tam olarak burada buluyoruz. Liam Gallagher artık sadece vokalist değil. Sözlerini de yazan, ritmini de bulan bir sanatçı. Kendi çizgisinden gidiyor. Gözleri kapalı. Dış dünyaya açık değil. O hala Oasis’te yaşıyor. O hala içinde John Lennon’ın yaşadığına inanıyor. Bazı şeylerin hiç değişmemesi insana güzel hissettiriyor.

Comments are closed.