Nilipek – Mektuplar I EP

Albüm Kritik|

Dingin vokal tarzıyla aklımıza kazınan Nilipek yepyeni kısaçalarında sakin duruşuyla örttüğü çalkantılı iç dünyasından sesleniyor bizlere. Mektuplar’ın ilk perdesinde yaşadığı karanlık dönemle yüzleşiyor, yüzleştikçe küllerinden doğuyor.

Mektuplar’ın Sabah ve Döngü albümlerinden farklı bir yere iliştirilmesi gerekiyor. İki ayrı kısaçalar olarak farklı tarihlerde yayımlanması planlanan çalışma iki farklı hikaye anlatıyor. Nilipek’in ruhundakileri akıtırken en özgür olduğu, bu özgürlük hissini mahremiyetten aldığı ve özgürleştikçe güçlendiği parçalara tanıklık ediyoruz. Cesareti diskografisindeki en iyi çalışmayı ortaya çıkarıyor. Yaklaşık yarım saat süresince içsel konuşmalar dışarı taşıyor. Duygular iç içe geçiyor, birbirine doğru akıyor. Şarkılara konu olan yaşantıların öznesi biz oluyoruz sanki.  Açılışı gerçekleştiren blankİbrahim’de acıyı duyumsuyoruz. Asaf Halet Çelebi’nin “Gönlümü put sanıp da kıran kim?” dizesi kısaçalara nüfuz eden şiirselliği temsil ediyor. Taşıdığı yükten biz de payımıza düşeni alıyor, o yükü birlikte taşıyoruz şarkı boyunca. Dile gelince büyüsünü kaybetmeyen, her bakışta yeni anlamlar kazanan dizeler Nilipek’in duru sesiyle buluşuyor. Yaprak’la kendine ait anlatısında daha da derinlere çekiliyoruz. Duygu yoğunluğunun detaylara ve küçük işaretlere sindiği Mektuplar I boyunca içindeki boşlukları doldurmak istercesine söylüyor Nilipek. Beş şarkının ağırlık merkezi ise Herkese Yetecek Kadar. Ritim çeşitlemeleriyle yoğunlaşan belirgin caz yürüyüşleri allak bullak olmuş duygu dünyasını temsil ediyor. Zihnindeki karanlığa dalıp dalıp çıkıyoruz. Ruhundaki tahribatın katmanları birer birer açığa çıkıyor “Halbuki durmuştum delirmeden şu ana kadar” sözlerinde. Ardından Günebakan’ı dinliyoruz. “Bastığın yere bakmadın hiç, ezdiklerini görmedin” nidalarında naif bir sitem saklı. Parçanın sakinliği içerisinde binbir duygu gizli. Zengin üflemeli ve yaylı düzenlemeleri meditatif bir etki yaratıyor. Vokallerde Can Aydınoğlu’nun eşlik ettiği Gökyüzü Mavi, karanlığa bir çentik atarak kapanışı gerçekleştiriyor. Kısaçalar sıradaki hikayeye bağlanmak için sonlanırken karanlığın silikleştiğini hissediyorsunuz. Tatlı bir hüzün ve umut arasında salınarak bu yolculukta bir varış noktasının olup olmadığını sorguluyorsunuz. Sonunda ne olduğunu görebilmek için bir solukta bitirmeye can attığınız bir kitabın uyandırdığı heyecana benzer biçimde, Mektuplar’ın ikinci ve son perdesinde Nilipek’in yaşadıkları ve gördüklerinden nasıl bir seçki sunacağına dair merak uyanıyor içimizde.

Comments are closed.